Yeni yılın bu ilk ayı çok hareketli geçti. Bir iki haftalık zaman zarfında "Birleşik Suriye" yeniden kuruldu. Bunda Türkiye’nin ve elbette cumhurbaşkanımızın büyük payı olduğunu söylemeliyiz. Baştan beri çok ince bir siyaset takip eden Türkiye bir müddetten beri Arap aşiretleri yakın markaja almıştı. Onları Suriye devleti tarafına çekmek için Millî İstihbarat Teşkilâtı derinden çalışıyordu. Hoş, onlar da çekilen acılar ve reva görülen zulümler sebebiyle güçlü bir hâmi gözlüyorlardı. Şartlar olgunlaştığında hepsi bir gecede taraf değiştirdi. Bu sayede PKK, PYG, SDG örgütleri kısa bir sürede neredeyse tasfiye oldu.
Birliği büyük ölçüde sağlayan Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara, bu başarısını adaletle taçlandırırsa yıkılmaz bir kale olur. Adalet varsa çöller yeşerir. Adaletin olmadığı yerde derhâl yıkım gelir. Nitekim, “Zulm ile âbâd olan kahr ile berbâd olur” demişlerdir. Osman Gazi, oğlu Orhan Gazi'ye;
Dilerim ey sâhib-i ikbâl ü câh!
İtmeyesin cânib-i zulme nigâh!
Adl ile bu alemi âbad kıl!
Resm-i cihâd ile beni şâd kıl!
Diyerek nasihat ediyordu. Osmanlılar ilk andan son ana kadar bu nasihate sadık kaldılar.
Evet, devletleri ayakta tutan en önemli unsur adalettir. Bazen zalim devletler de çok yükselebilir ama bu yükseliş saman alevi gibi olur. Nitekim Sovyet Rusya çok hızlı yükselmiş, Amerika’dan sonra dünyanın ikinci gücü olmuştu. Yıkılışı da çok hızlı oldu. Kuruluşu, yükselişi, kendi zirvesine çıkması, duraklaması, gerilemesi ve nihayet dağılması yetmiş beş seneyi bulmamıştı.
İngiliz İmparatorluğu onca hile ve desiseye rağmen dünya tahtını çok çabuk terk etmişti. 1914’te dünyaya para dağıtan İngiltere 1918’de iflas etmişti. Hem de savaştan galip çıkan taraf olmasına rağmen iflas etmişti. İkinci Dünya Savaşını kazanması da durumunu düzeltmemiş hatta daha da kötüleştirmişti.
Sterlin rezerv para olma özelliğini kaybetmişti. 70’li yıllarda ise IMF’den para dilenecek duruma düşmüştü. Bu, dünyanın dört bir yanında uyguladığı zulmün bir neticesi idi. Adaleti tesis etmediği gibi zulmü de kalınlaştırmıştı ve kalınlaştığı yerden koptu!
Hâlbuki adaleti tesis eden devletler çok daha uzun ömürlüdür. Zira onlar sosyal adaleti sağladıkları için iç bünye çok sağlamdır. Zorluklara karşı çok daha mukavemetlidir. Önümüzde Osmanlı gibi bir örnek var. Öyle bir adalet anlayışı ki bir köylü idamı hak ettiğinde ne yapılıyorsa bir şehzade için de aynısı yapılırdı. Bunu padişah da şehzade de millet de bilirdi.
Yine herkes padişahın elinin her yere uzandığını da bilirdi. Bir kişi suç işlediyse ilk anda kaçıp saklanabilir fakat padişahın elinin ona en kısa zamanda uzanacağının şuurundadır. Türk milletinin hücrelerine kadar işleyen bir söz vardır, “Şeriatın kestiği parmak acımaz” diye.
Neden diye düşünürseniz çünkü şeriat haksız olarak parmak kesmez, yani adaletsiz bir hüküm vermez. Bu da gayrimüslimler dâhil olmak üzere herkesin Osmanlı adaletine güvenmesi sonucunu doğurmuştur. Devlet o güvenle altı asrı devirmiştir. Tanzimat ve devamındaki yıkım olmasaydı bugün çok farklı bir noktada olabilirdik. Tanzimat, Islahat ve Meşrutiyet her şeyden evvel adaleti ve ona olan güveni yıktı!..
Suriye için asıl tehlike!
Yeni Suriye idaresi için ikinci önemli husus mütevazı olmaktır. Ne oldum dememeleri, vakur fakat tevazu ehli olmaları gerekiyor. Şu ana kadar bu konuda da bir yanlışlarını görmedik. Medyaya yansıdığı kadarıyla Ahmed Şara’nın kibir kokan bir tavrı yok. Hatta son derece mütevazı gözüküyor. Bu vasıfları korumaya devam ettiği müddetçe sıkıntı yaşamaz. Her zorluğu atlatır...
Devletleri güvenilir kılan hususlardan biri de hem fertlere hem millete karşı vefalı olmalarıdır. Millet sadık olacak devlet ise vefalı davranacak. Kötü niyetlileri cezalandıracak fakat halkına karşı şefkatli olacak…
Şara bütün bunları yaparken Suriye’yi farklı bir cihetten işgale çalışan Suudlara karşı da çok dikkatli olmak zorunda! Buradaki işgal tankla topla yapılan işgal değil. Suudlar bozuk itikadlarını Suriye’ye yayma konusunda faaliyete başlamış görünüyor. Sosyal medyaya düşen haberlere göre Selefiliğin kurucusu İbni Teymiye’nin kitaplarını bu Ehl-i sünnet yurduna sokuyorlar!..
Şayet bu girişimin önü alınmazsa iş çok tehlikeli bir noktaya doğru gider. İtikad her şeyin temelidir. Allahü teâlâ ameldeki eksikliği affedebilir lakin itikattaki bozukluk insanı ebedî felakete kadar götürür. Emevilerin, Abbasilerin, Selçukluların, Eyyubilerin, Osmanlıların ve hepsinden mühimi Hazret-i Muaviye’nin yadigârı Suriye Ehl-i sünnetin kalelerinden biri olma hususiyetini her kayd u şartta muhafaza etmelidir. Bu yolda çaba sarf edenler herhangi bir maddi karşılıkla ölçülemeyecek derecede büyük hizmet yapmış olur. Ahmed Şara işte bu hizmete talip olmalıdır. Bu suretle kendisi hakkında ortaya atılan iddiaları da çöpe göndermiş olacaktır.
ABD bugün Suriye ile yola devam ediyor. Daha düne kadar stratejik ortak muamelesi yaptığı PYD/YPG’yi yüzüstü bıraktı. Bu Türkiye olarak öteden beri istediğimiz bir şeydi. Şara’nın işte bu noktada çok dikkatli olması lazım. Amerika’nın bugünkü tavrına bakıp da tedbiri elden bırakmak ölümcül bir hata olur! Zira Amerika için dostluk diye bir şey yoktur. Her işinde tamamen menfaatine bakar. Düşünün ki ABD, çıkarları ile uyuşmayınca atalarının en yakın akrabaları olan Avrupa’yı bile sattı. Onlara bu muameleyi yapanın Müslümanlara ve hele Ehl-i Sünnet Müslümanlara yapamayacağı şey yoktur.
Vehhabiye dikkat!
Suudlar yeni Suriye devleti için neden tehlikeli? Bunlar Hanbelilik ismi altında Selefi/Vehhabi inancını yaşamaktadır! Sorduğunuzda Hanbeli olduklarını söylerler fakat Hanbelilikle herhangi bir alakaları yoktur. Hocaları konumundaki İbni Teymiye önceleri Hanbeli idi. Deha çapında bir zekâya sahipti. İlmi artınca kendinde bir varlık hissetti ve yoldan çıktı!
Bu sadece kendisi ile alakalı bir durum olsaydı zararı sınırlı kalırdı ve bugün böyle bir şerre alet olmazdı. Ne var ki yazmış olduğu kitaplarla o bozuk düşüncelerini din diye yaydı, yani “dâl ve mudil” idi. İtikadı öylesine bozuktu ki Allahü teâlâya mekân isnat ediyordu. “Kitabü’l-Arş” isimli eserinde, “Allah Arş’ın üzerinde oturur, kendisi ile beraber oturması için Resulullah’a da yer bırakır” diyordu. Daha nice Ehl-i Sünnet akaidine uygun olmayan fikri vardı.
Döneminde Ehl-i sünnet âlimleri kendisine cevaplar vermişler ve ilmen mağlup etmişlerdi. Bu sebepten tesiri çok sınırlı kalmıştı. Aradan asırlar geçtikten sonra onun o bozuk fikirleri Vehhabi inancının temelini oluşturdu. O yüzden bugün Suudi Arabistan devleti her vesileyle İbni Teymiye’yi gündeme getirmeye çalışır ve onun kitaplarını yayar...
Hâlbuki o bozuk fikirlerle yalnız ve ancak bozuk nesiller ortaya çıkar. Bunlar dört hak mezhebi tanımazlar. Kendilerini Selefi ismi ile örtmeye çalışsalar da mezhepsizdirler. İbni Teymiye’nin kitaplarının yayılmasına izin vermek Suriye’nin temiz Müslümanlarını bu iman hırsızlarının önüne atmak olacaktır. Hâlbuki Suriye Müslümanları Ehl-i Sünnettir. Büyük çoğunluğu Şafii mezhebindendir. İmam-ı Şafii hazretlerinin kitaplarını yaymak yeni devletin vazifesi olmalıdır. Şafii mezhebine uygun ilmihalleri yaymak da büyük hizmet olur.
Dikkat edilirse İslam ülkelerinde büyük Ehl-i Sünnet âlimlerini unutturup İngilizlerin parlattığı birkaç mezhepsizi gençlerin önüne sürüyorlar! Bu itibarla Şam’da medfun Abdülganî Nablüsî, İbn-i Âbidîn, İbrâhim Edhem, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, Muhyiddîn-i Arabî, Ömer bin Abdülazîz ve daha nice âlim ve velî varken Suud'un fikir babası İbni Teymiye’nin kitaplarını dağıtmak cinayet mesabesindedir!..
Enkazın üzerinde kurulan yeni devletin paraya ihtiyacı çok olur. Anlaşılan Suud bu ihtiyacı istismar etmek istiyor. Belki belli yardımlar yapacak ama onu şartlara bağlıyor. Bu noktada Şara bir seçim yapmak zorunda: Ya üç beş kuruş alıp dinini ve geleceğini tehlikeye atacak ya da bütün bu ahlaksız teklifleri elinin tersiyle itecek!.. Biz Şara’nın bu rezil kuşatmayı kıracağına ve ikincisini yapacağına inanmak istiyoruz. Zira diğer şıkkı tercih etmek ölümden beter olur.
ABD ve Siyonistlerin yıllardır bölgedeki terör gruplarını kimlerin fikirleri ile oluşturduğu unutulmamalıdır. Türk idarecileri Ahmed Şara’yı bu konuda mutlaka uyarmalıdır. Şara bu konuda doğru adımlar atmazsa ileride hem kendine hem millete yazık eder!
TEFEKKÜR
Aldanıp düşmana yâr olma sakın ey kardeş
Yâri ol sen dahi âlemde sana yâr olanın
Alaybeyizâde
(Ey kardeş, sakın aldanıp da düşmanına dost olma,
Dünyada sana dost olanın sen de dostu ol.)

