Ramazan-ı şerife sayılı günler kaldı. İnsanımızın daha dindar olduğu günlerdeki kadar olmasa bile her geçen gün yükselen bir heyecan toplumu sarıyor. Zira Müslümanlar bu günlerin büyük bir fırsat olduğunu biliyor.
Sevgili Peygamberimiz, “Ey Müslümanlar! Üzerinize öyle büyük bir ay gölge vermek üzeredir ki, bu aydaki bir gece ‘Kadir Gecesi’, bin aydan daha hayırlıdır. Allahü teâlâ bu ayda her gün oruç tutulmasını emretti. Bu ayda geceleri terâvih namazı kılmak da sünnettir. Bu ayda Allah için ufak bir iyilik yapmak, başka aylarda farz yapmak gibidir. Bu ayda bir farzı yapmak, başka ayda 70 farz yapmak gibidir. Bu ay sabır ayıdır. Sabredenin gideceği yer cennettir. Bu ay iyi geçinme ayıdır. Bu ayda müminlerin rızkı artar. Bir kimse bu ayda bir oruçluya iftar verirse günahları affolur. Hak teâlâ onu cehennem ateşinden azat eder. O oruçlunun sevabı kadar ona sevap verilir” buyurmuştur.
Evet bu ayda yapılan ibadetlere ve iyiliklere sair zamanlardakine nazaran kat kat fazla sevap yazılır. Ehl-i sünnet âlimleri Şanlı Peygamberimizin haber verdikleri bu hakikatlere tam bir uygunluk içinde yaşamışlar ve insanların da bu nimeti kaçırmaması için gayret sarf etmişlerdir.
Ramazan-ı şerifte çalışanlarının işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolup cennete kavuşurlar. Sevgili Peygamberimiz bu ayda esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu öyle bir aydır ki orada ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Tersi de variddir. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi günah işlemekle geçer.
İslâmı yaşama ve yayma hususunda Türk tarihinde en güzel örnek olan Osmanlılar iş disiplinine büyük ehemmiyet verdikleri hâlde Ramazan-ı şerif gelince çalışanların işlerini kolaylaştırırlardı. Sair zamanda mesai saatleri sabah namazıyla başlar ikindi ile birlikte sona ererdi. Ramazan-ı şerifte durum değişir, ilk gün bütün devlet daireleri tatil edilirdi. Sair günlerde işler öğleyin başlar ve ikindide biterdi. Ayrıca ay boyunca memurlar nöbetleşe olarak vazifelerine devam ederdi. İşte dört kişi var ise ikili ikili çalışırlar. İki kişi var ise birer kişi çalışırlardı.
Devlet, herkes huşû içinde ramazan ibadetini yapsın diyerek tedbirini alır ve bu noktada insanları rahatlatırdı. Osmanlıda ramazanda okullar da tatil olurdu.
Dolayısıyla yediden yetmişe hemen herkes Ramazan-ı şerifin maddi manevi nimetlerinden istifade hususunda tatlı bir atmosferin içerisine girerlerdi.
Aynıyla vaki!
Osmanlıda ramazan cemiyetteki dayanışmanın zirveye çıktığı bir zaman dilimiydi. Zenginler hayır ve hasenat konusunda her zamankinden daha cömert olurdu. Yabancısı oldukları mahallelere girerler, esnafı bulurlar ve "zimem" yani "veresiye defteri"ni isterlerdi. Onun başından, ortasından, sonundan bir kısım sayfaların borçlarını çıkarttırırlar ve o borcu kapatırlardı. Hatta defterdeki bütün borcu ödeyenler de olurdu. Kim kapattı, kimin borcunu kapattı bilinmezdi.
Müslümanlar bu ayda iftar vermek için birbirleriyle yarışırlardı. Bilhassa eşe dosta iftar vermek çok mühimdi. Mamafih iftar sofraları herkese açıktı. Kapıya gelen tanınsın tanınmasın geri çevrilmezdi. Diş kirası geleneği fakir misafirlere akça vermenin bahanesi olurdu. Osmanlıda iftar çadırlarının vazifesini zenginlerin evleri görürdü.
Ramazan-ı şerifte devlet fiyatların artmamasına daha bir dikkat ederdi. Yiyecek fiyatlarının artmaması, hatta daha ucuza satılması sağlanırdı. Osmanlıda Ramazan-ı şerif tam bir bolluk bereket ayı olurdu. Kimse artan talepten istifade etme yoluna gitmezdi. Bugünkü gibi bir manzara asla vaki değildi. Et talebi artar et fiyatını artıralım, un talebi artar un fiyatını artıralım, yağ talebi artar yağ fiyatını artıralım gibi düşüklükler Osmanlı devri Türk toplumu için meçhuldü. Bugün nefsin ruha galebe çaldığı günlerden geçtiğimiz için bu anlattıklarımız insanımıza masal gibi geliyor olabilir fakat şurası muhakkak ki hepsi aynıyla vaki idi!
Maalesef günümüzde bu konularda büyük bir sıkıntıyla karşı karşıyayız. Toplum olarak yaşadığımız çözülme her kesimde kendisini gösteriyor. Böyle giderse değer namına elimizde bir şey kalmayacak. Tarihten daha doğrusu İslâmiyet’ten getirdiğimiz birçok haslet ortadan kalktı. Öyle ki artık birçoğunun ismi dahi hatırlanmıyor.
Mesela, diğerkâmlığı bırakın yaşamayı manasını bile unutmuş durumdayız. Bugün milletimiz bunun tam tersini yani hodbinliği benimsemiş bir hâldedir. Hatta belki bunu dahi geride bıraktı. Her şeyi menfaatine çevirmek gibi bir âdet edindi. Merhameti, şefkati, cömertliği ve daha nicelerini unuttu. Ramazandı, bayramdı fark etmiyor. Esnafımız eline geçen her fırsatı paraya çevirme derdinde! Başka hiçbir şey düşünmüyor. Vermeyi seven toplum almak için her şeyi mübah gören bir hâle geldi.
Ramazan-ı şerif öncesi fiyatlarda görülen zıplama bunun göstergesi. Hâlbuki gerek üreticilerin gerek satıcıların bu mübarek günlerde hayrı esas almaları gerekirdi. Bilhassa temel ihtiyaç maddelerinde çok dikkatli olmaları icap ederdi. Bunu yapmadıkları gibi fiyatlara bindirme yapma derdindeler.
İnsanlar Ramazan-ı şerifte daha ucuza vermenin, fakir fukarayı sevindirmenin nasıl bir nimet olduğunun idrakinde olsalardı en büyük yarışı bu konuda yaparlardı.
İnşallah bu büyük fırsatı elinden kaçıran fırsatçılardan olmazlar. Kazandım zannettikleri şeyin aslında en büyük kayıpları olduğunu anlarlar ve ona göre hareket ederler...
Ne verdik ki ne istiyoruz?
Her zaman belirttiğimiz gibi iş polisiye tedbirlerle ve cezalarla çözüme kavuşmuyor. Evvelemirde yapmamız gereken şey eğitim. Ne verdik ki ne istiyoruz?
Çocuklarımıza daha yolun başında övünç, gurur ve kibri öğreten bir eğitim sistemi doğru bir sistem olamaz. Yavrularımıza "bir Türk dünyaya bedeldir" saçmalığını bellettirmekten vazgeçmemiz gerekiyor. Hamaset kötüdür demiyoruz. Hamaset olmadan hiçbir iş başarılamaz.
En güzel hamaset güzel ahlaktır. Şefkattir, iyiliktir, merhamettir, güzel geçinmedir, fakirin yanında olmaktır, paylaşımdır, feragattir, millî ve dinî değerler konusunda hassasiyettir. Hamaset milletimize cevvaliyet veren bir değerdir. Dolayısıyla çocuklarımızı elbette hamasi duygularla yetiştireceğiz. Kahramanlık zaten İslam ahlakının içinde olan bir hususiyettir. En başta Sevgili Peygamberimiz kahramandır. Eshâb-ı kirâm kahramandır...
Bugün bizi yıkan en kötü tarafımız bencilliktir, fırsatçılıktır. Her işte her kayd u şartta çıkarını düşünmektir. Deprem gecesi bir tas çorbayı on katına satan zihniyete kanserli hücre muamelesi yapmadıkça "kurtuluş reçetesi"ni yazamayız.
Ramazan-ı şerif bir rant kapısı değildir. O mübarek günlerde nasıl hareket edilmesi gerektiğini devletimiz ana sınıfından başlamak kaydıyla milletimize anlatmalıdır. Aslında hodbinlik, çıkarcılık her zaman kötüdür. Bunları insanımıza belletmek vazifesi de yine devletimize düşüyor. Ana babalar kendilerini koruyabilmiş olsalardı bu eğitim ailede de verilebilirdi. Ne var ki aileler çöktü. Ana babalar kendi çocuklarına daha fazla şeyler götürebilmek için başka ana babaların cebini hedef aldı! Hedef alınanları son kuruşuna kadar soymayı marifet addeder oldular. Başka çocukların ağlaması, başka ailelerin yıkılması o hodbinlerin zerre kadar umurlarında değil...
Bugün esnafın da fazla bir suçu yok. Küçük esnafı ne yazık ki koruyamadık... Günümüzde gıda arzını hemen tamamıyla holding büyüklüğündeki şirketler yapıyor. Piyasada bu havayı ilk olarak onlar estiriyor, ardından küçük esnaf geliyor.
Sosyal devlet olmanın bir tarafı da milletini kapitalin oyuncağı hâline getirmemektir. Sosyal statüler ilim, irfan, edep, liyakat gibi değerlerle kazanılmayıp da bu konudaki tek ölçü para olursa herkes yegâne maksadın para kazanmak olduğunu düşünür. Bu ise cemiyetteki değerlerin ve dolayısıyla cemiyetin buharlaşması demektir. Biz "Türk milleti" diye bütün değerleriyle var olan insanlara diyoruz. O değerler kaybolduğunda Türk milleti, millet olmaktan çıkıp bir "yığın" hâline gelir.
Dünyaya ahlak dersi vermiş milletimizin hasletlerini hayatımızın her safhasına tatbik etmeyi şiar edinmeliyiz. Ancak bu şekilde huzuru yakalayabiliriz. İnşallah Ramazan-ı şerif bu güzelliklerin hatırlanmasına ve yaşanmasına vesile olur.
Yaklaşan Ramazan-ı şerif ayının milletimize ve İslam âlemine hayırlı ve mübarek olmasını diliyorum...
TEFEKKÜR
Garîb himmeti var ağniyâ-yı devrânın
Lisân ile doyurur âb ü nâna yer kalmaz
Nâbî
(Şimdiki zenginlerin, şaşılası bir iyiliği var
Dille doyururlar, su ve ekmeğe yer kalmaz.)

