Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
İşledik seni göz bebeğimize!
0:00 0:00
1x
a- | +A

Dün gece Miraç Kandili’ni idrak ettik... Bin aydan hayırlı Kadir gecesini içinde barındıran Ramazan-ı şerif ayına yaklaşıyoruz. Bu günler, bin yıldır büyük bir muhabbetle bağlı olduğumuz şanlı Resule muhabbetin ve O’na olan bağlılığın artmasına vesile olur inşallah.

Aslında bizim edebiyatımız o şanlı resulün etrafında halelenmişti. Türk edebiyatında Muhammed aleyhisselam, pek çok yönüyle söz konusu edilmiş, büyük bir sitayişle yâd edilmiştir.

Hazreti Peygamber’i dünya gözüyle görmediği hâlde sanki karşısında imiş gibi yazılan manzumeler, ona duyulan muhabbet ve hasretin açık bir ifadesidir.

Arif Nihat Asya Bey;

Unuttuk İlhan’ı Kara Oğuz’u

İşledik seni göz bebeğimize

Bağışla ey Şefi kusurumuzu

Bin küsur senelik emeğimize

Diye seslenirken bu muhabbeti ne hoş terennüm eder.

Tasavvuf erbabı ve şairlerimiz Peygamber Efendimizin üstünlüklerini metheden naat, isim ve sıfatlarını açıklayan esma-i nebi, dünyayı teşrifini anlatan mevlid, vücud-ı nebiyi tarif eden hilye, hadis-i şerifleri hayatımıza düstur edinmemizi hedefleyen hadis tercümeleri (kırk hadis, yüz hadis, binbir hadis), hayatını anlatan siyer ve Miraç olayını anlatan Miraciyeler hep bu sevginin semereleridir...

Miraç, terim olarak Hazreti Peygamber’in göğe yükselişini ve Cenab-ı Hak katına çıkışını ifade etmektedir. Resulullah’ın Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya gidişi İsra, oradan da göklere yükselişi Miraç şeklinde ifade edilse de Türkçede miraç kelimesi her ikisinin yerine kullanılmaktadır.

Miladi 621 yılının Recep ayının 27. gecesinde gerçekleşen olay Kur’ân-ı kerimde “Bir gece, kendisine bazı âyetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir. O, gerçekten işitendir, görendir” şeklinde beyan edilmektedir. Ayrıca Necm Suresi’nin ilk âyetlerinde de bu mucizeye işaret edilmektedir.

Miraç mucizesi, nübüvvetin on üçüncü yılında, hicretten bir yıl önce, gerçekleşmiştir. Hazreti Muhammed’in İslam’a açıkça davetiyle birlikte putperestler, Müslümanlar üzerinde baskı uygulamaya başlamıştı.

Davetin altıncı yılından itibaren Peygamber Efendimiz ve az sayıdaki Müslümanlara karşı üç yıl süreli ekonomik ve sosyal açıdan boykota dönüşen baskı süreci yaşanmıştı. Akabinde, Peygamber Efendimizin eşi Hazreti Hatice’yi ve amcası Ebu Talib’i kaybetmesi üzerine duyduğu büyük üzüntü sebebiyle bu yıla “Hüzün yılı” adı verilmişti...

Bu olayların ardından Cenab-ı Hak "Resulümü ben teselli edeceğim" buyurarak ona Miraç mucizesini vermiştir. Miraçta Sevgili Peygamberimiz nice harikulade hâllere şahit olmuş Rabbi ile anlaşılamayan ve anlatılamayan bir şekilde görüşmüştür. Kendisine nice ilahî lütuflar bağışlanmış Bakara suresinin son âyetleri bu gece indirilmiş ve “gözümün nuru” olarak nitelendirdiği ve “müminin miracı” olan namaz, bu gece farz kılınmıştır.

Bu gece yaşananları anlatan yüzlerce Miraciye kaleme alınmıştır. Bunlar aşk, sevgi, muhabbet, yakarış ve senâ ile işlenmiştir.

Miraç gününde, Miracı inkâr eden kitabı dağıtmak!

Mutasavvıflarımız, âlimlerimiz, divan şairlerimiz Resulullahın aşkını her vesile ile satırlara ve oradan da kalplere gönüllere işlediler. Bu aşkı hem yaşadılar hem yaşattılar. Bin yıl canlı tuttular.

Buna karşılık elbette bir kısmını tenzih ederiz ama ilahiyat fakültelerindeki profesör etiketli nice hocalar son yıllarda Peygamber Efendimizin mucizelerini, kandil günlerini, şefaati ve neredeyse dinin temel akidelerini hep inkâr yoluna gittiler.

Oryantalistlerin fikirlerini gençlerimize aşılamayı marifet bildiler. Gençlere deizmin, ateizmin yolunu açtılar. Suçu ise hep eski âlimlere ve mezheplere yüklemeye çalıştılar. 50-60 yıldır biz ne ile meşgul oluyoruz demediler.

Geçtiğimiz yıllarda bir gazete kupon karşılığı M. Hamidullah’ın “İslam Peygamberi” kitabını gençlerimizin eline tutuşturmuştu.

Bu defa da başka bir gazete yine kupon karşılığı aynı eseri gençlerimize takdim ediyor. Kendilerine bu kitabı ilahiyatçıların tavsiye ettiğini düşünüyorum. Zira ilahiyat fakültelerinde bu eseri ders kitabı olarak okuttular ve okutturmaya da devam ediyorlar.

Miraç Kandili’nin içinde bulunduğu günlerde Mirac’ı inkâr eden bir şahsın kitabını on binlerce kişiye ulaştırmak cinayetten öte bir kötülüktür!

Hamidullah’a göre Miraç bedenen değil ruhen gerçekleşmiştir. Yine ona göre Sevgili Peygamberimiz Mescid’i Aksa’ya da gitmemiştir. Hâlbuki Muhammed aleyhisselâmın göklere çıktığına inanmayan sapık, Mescid-i Aksa’ya gittiğine inanmayan kâfir olur. Zira bu ikincisini Kur’ân-ı kerîm haber vermektedir.

Hamidullah’a göre Mescid-i Aksa Kudüs’te değil göktedir. Bunu neden söylemiş olabilir? Galiba Filistin’i Müslümanlar nezdinde mübarek bir yer olmaktan çıkarmak istemektedir!.. Bunun manası Kuds-i şerîfin Yahudi ve Hristiyanlara bırakılmasıdır!

Peygamber Efendimiz oryantalist kafayla kimseye anlatılamaz. Nice pırıl pırıl Siyer-i Nebî eserleri varken Hamidullah'ın “İslam Peygamberi” kitabıyla insanımızı zehirlemek affedilebilir bir hata değildir.

Hamidullah’ın İslam dini, tarihi ve hukuku ile ilgili pek çok eseri ve makalesi vardır. Ancak bu eserlerindeki fikirleri İslam âleminde pek çok tartışmalara sebep olmuş ve kendisine reddiyeler yapılmıştır.

Hezeyan üstüne hezeyan

Fransa’nın Sorbonne Üniversite’nde tam bir oryantalist olarak yetişen Hamidullah (v. 2002, Jacksonville) “İlk dönem İslam Devleti’nin kuruluş ve organları” isimli makalesinde Hazreti Peygamber ve ilk üç halife devrini kapsayan bu ilk İslam devletinin menşeini, kuruluşunu, teşkilatlanmasını ve yıldırım hızıyla yayılışını işlerken bunun sebeplerini şöyle izah etmektedir:

“Burada, yükselişin sebebi iktisadi mesele mi sorusuna, kanaatime göre ekonomik problemlerin -yani Arabistan’daki sefalet ve hayat şartlarının yokluğunun- İslamiyet’in bu çıkışına sebep olduğunu düşünmek gülünçtür. Yeryüzünde kara bir sefalet içinde yaşayan çok sayıda bölgeler ve halklar, mesela sahralarda yaşayanlar olmuş ve hâlâ da vardır ki, tabiattan hiçbir nasip alamamışlardır. Bunlar, kendi mesut komşularına nazaran ne bir din ne de bir devlet kurabilmişlerdir. Kültürsüz ve gelirsiz olan bu insanlar tarihte hiçbir zaman Hazreti Muhammed’in gerçekleştirdiğinin bir parçasını dahi yapamamışlardır.”

Bu ifadeler öylesine söylenmiş sözler değildir. Dinlerin de tıpkı devletler gibi milletler tarafından kurulduğu tezini zihinlere sokmak için özel olarak seçilmiştir. Peygamberlerin kendiliklerinden bir şey ortaya koymayıp, Allahü teâlâ tarafından vazifelendirilen resuller oldukları hemen tamamıyla göz ardı edilmektedir.

Hamidullah, İslam Peygamberi isimli eserinde ise Sevgili Peygamberimizin şemail-i şerifini bakın nasıl ifade ediyor:

“Alnı geniş, başı büyük, burnunun üzerine kadar uzayan kaşları kavisli idi, karnı sıkı idi ve göğüs hizasını geçmezdi; göğsünde hiç kıl yoktu. Saçları ne düz ne kıvırcık idi, avuçları dolu, ayaklarının tabanı ise bir çukurluk arz etmezdi; öyle ki yürüdüğü zaman yerde düzgün bir iz bırakırdı. Göğsü geniş, bacakları ince, burnu uzun ve mukavves idi.” (s.55-56)

Şemail-i şerifi Ahmed Cevdet Paşa nasıl yazmış bir de ona bakalım. Bakalım ki âlimle cahil, edepliyle edepsiz daha net ortaya çıksın:

“Mübarek cismi güzel, hep azası mütenasip, endamı gayet matbu (boy ve bedeni çok uygun) alnı ve göğsü ve iki omuzlarının arası ve avuçları geniş, boynu uzun ve mevzun ve gümüş gibi saf, omuzları ve pazuları ve baldırları iri ve kalın, bilekleri uzun, parmakları uzunca, elleri ve parmakları kalınca idi. Ve ayaklarının uzuna yakın orta boylu, iri kemikli, iri gövdeli, güçlü kuvvetli idi. Ne zayıf ne semiz (şişman) belki ikisi ortası ve sıkı etli idi. Mübarek cildi ise ipekten yumuşaktı.” (Kısas-ı Enbiya, s.253)

Bunlar, Ehl-i Sünnet bir âlim ile müsteşrik zihniyetli bir şahsın şanlı Peygamber Efendimize yaklaşımını görmek açısından fevkalade önemli satırlardır.

Hamidullah’ın “İslam Peygamberi” isimli eserindeki hatalar akıl alır gibi değildir. Üslup faciadır. Sanki Sevgili Peygamberimizi değil alelade bir kişiyi anlatmaktadır. Yine eserinin başka bir yerinde Peygamber Efendimiz için, “bu tecrübeli adam” tabirini kullanarak Peygamberliğini gölgelemeye çalışmaktadır.

"Sütkardeşi Şeyma’nın kolunu hayatta izi kalacak şekilde ısırdı!" demesi, "Peygamber olmadan önce putlara kurban adamıştı!" diyerek ismet sıfatını yıkması, yaratılırken Peygamber olarak yaratılması hususunu unutturacak ifadeleri seçmesi, Ay'ın yarılması mucizesine şüphe ile yaklaşması daha nice sakat görüşlerinden sadece birkaçıdır.

Müslüman evlatları müsteşrik zihniyetli bu yazarlara aldanmamalıdır.

TEFEKKÜR

Seni medh eylemek farz oldı çün Allah medh itdi

Senün medhünde olmak âdeme makbûl-i tâatdur

Hudadan sana her bir katresince yâ Nebiyya’llâh

Salât u sad selâm olsun ki bî-hadd ü nihâyetdür

Ahmet Şimşirgil'in önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR