28 Ocak Çarşamba günü akşamı Kalyon Kültür’de söyleşimiz vardı. Filistin’in dünü bugününü konuştuk. Aslında Osmanlının tarih sahnesinden çekilmesiyle birlikte İslam âlemi sahipsiz kalmıştı. Bu ise talan peşinde koşan Batı'nın sömürge ağını tamamlaması için fırsattı. Uzun vadeli planlar yapan İngiltere Filistin’de Yahudilere devlet sözü vermişti. Bu gerçekleşirse İngiltere dâhil Avrupa’nın başına bela olan Yahudilerden kurtulacaklardı. Balfour Deklarasyonu bu meş’um iş için atılan ilk büyük adımdı. Lloyd George’un başbakanlığındaki Britanyalı savaş kabinesinde Dışişleri Bakanı olan Arthur Balfour’un mektubuyla başlatılan bu teşebbüs Filistin’de İsrail’in kurulmasıyla sonuçlandı.
Balfour Deklarasyonu olarak bilinen bu mektupta İngiliz Dışişleri Bakanı Balfour, Siyonist lider Rothschild'e şöyle hitap etmekteydi:
“Saygıdeğer Lord Rothschild, Majestelerinin Hükûmeti adına kabineye sunulan ve kabul edilen Yahudî Siyonist isteklerini sempati ile karşılayan müteakip deklarasyonu iletmekten memnuniyet duyarım... Majestelerinin Hükûmeti, Filistin’de Yahudiler için bir millî yurt kurulmasını uygun karşılamaktadır ve bu hedefin gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak için elinden geleni yapacaktır. Filistin’deki mevcut Yahudi olmayan toplumların sivil ve dinî haklarına ve başka ülkelerde yaşayan Yahudilerin sahip oldukları haklara ve siyasi statülerine zarar verecek hiçbir şeyin yapılmayacağı açıkça anlaşılmalıdır. Bu deklarasyonu, Siyonist Federasyonu'nun bilgisine sunmanızdan memnuniyet duyacağım.”
Deklarasyonda, “Filistin’deki mevcut Yahudi olmayan toplumların sivil ve dinî haklarına… zarar verecek hiçbir şeyin yapılmayacağı açıkça anlaşılmalıdır” denilse de uygulama böyle olmadı. İşin rengi daha ilk anlardan itibaren ortaya çıktı; bu renk kan rengi olan kırmızıdan başka bir şey değildi…
İsrail’in ortaya çıkması Filistinliler için kan ve gözyaşı demekti. Hiçbir kural tanımayan, Müslümanları insan olarak bile görmeyen Yahudiler bu mübarek topraklara adım attıkları andan itibaren zulme ve katliamlara başladılar. Her geçen gün topraklarını Müslümanlar aleyhine büyütüyorlardı. Filistinli Müslümanların toprakları zorla ellerinden alınıyordu. Bölgede tam manasıyla terör estiriliyordu. Başlangıçta toprakların %94’ü Müslümanlara aitken el koymalarla bu nispet Yahudilerin lehine döndü. Neticede bugünkü duruma gelindi. Hâlihazırda Filistin topraklarının %98’i İsrail’de. Filistinliler %2’lik bölümde dahi rahat değil. İsrail buralara sık sık baskınlar yapıyor, sivil halka ateş ediyor, nicesini öldürüyor…
Savaş diye konuşulmasına bakmayın. Arada ateşkesler yaşansa da iki yıldır Gazze’de tek taraflı bir soykırım yaşandı. Aslında hiç durmadı desek yanlış olmaz zira İsrail ateşkes zamanlarında da vurmaya devam etti. Şimdi de kâğıt üstünde bir ateşkes var fakat İsrail fırsatını buldukça saldırmaya devam ediyor. Bilhassa dikkatlerin İran’a yoğunlaştığı günlerde yapacağını yapıyor.
Bütün bunlardan netice alır mı? Yakıp yıkabilir fakat netice alamaz. Nitekim alamıyor. Dünyada ne kadar bomba varsa getirip patlatsa bile netice alamaz çünkü ölümden korkmayan insanlara karşı zafer kazanmak en azından İsrail’in, ABD’nin yapacağı iş değil. Öldürebilirler, fakat zafer kazanamazlar!
Yıkık fakat vakur!
Kalyon Kültür, söyleşi yaptığımız binada çok güzel bir Gazze sergisi hazırlamış. İşin başındaki Reyhan Kalyoncu hanımı ve yapımcı ajansı can u gönülden tebrik ediyorum. Yazıyla anlatmak zor, gezip görmelisiniz. Hakikaten takdire şayan bir çalışma olmuş.
Burada Gazze’ye ağıt yakma yok. O vakarlı insanların onurlu duruşu var. Evet binalar yıkık fakat gönüller ayakta... Sergiyi gezdiğinizde içinizi hüzünden ziyade vakar kaplıyor. Olmadık imkânsızlıklara rağmen teslim olmayan, yıkılan şehirlerine İsrail askerini sokmayan kahraman bir halk karşınızda duruyor. Orada bir şey yapamamanın verdiği acı kardeşlerimizin yaptıkları sayesinde hafifliyor.
Bazı hikâyeler vardır anlatılamaz. Onlara ancak şahit olunur. Gazze bir yıkım hikâyesi değildir. Gazze yıkıntılar arasında bile başı dik kalanların adıdır... Onlar evlerini kaybetti ama izzetlerini kaybetmedi. Korkuyu değil vakarı miras bıraktılar.
İslam dünyası maalesef -Türkiye hariç- görmemeyi, duymamayı seçti. Dünya liderleri ise pek azı hariç insanlara Gazze’nin dramını konuşma hakkını dahi vermediler.
Bu sergi, izlemek için değil, Gazze’ye şahit olmak için var. Burada acı teşhir edilmiyor. Burada onur kayda geçiriliyor. Bir acıyı ortaya koymuyor şerefli bir duruşu gözler önüne seriyor.
Gazze'de kalanlar sadece insanlar değil. İman kaldı, izzet kaldı ve insanlık hâlâ ayakta...
Ramazan Bayramı’nın sonuna kadar devam edecek olan bu sergiyi mutlaka gezmeliyiz ve çocuklarımıza gezdirmeliyiz. Onlara girdikleri dehlizlerde gözlerini kapamalarını ve Gazzeli çocukların yaşadıklarını düşünmelerini söylemeliyiz. Çocuklarımız o dehlizlerde Gazzeli çocuklarla karşılaştıklarını hayal etmeli ve onların; “Kardeşim! Babamı kaybettim, annemi toprağa verdim, seni bekliyordum, işte nihayet geldin” diye kendilerine sarıldıklarını gözlerinde canlandırmalı.
Zaten o karanlık dehlizde el feneri ile gezerken okuyacağı yazılar ve duyacağı çığlıklar onlara bu hissiyatı fazlasıyla verecektir.
İsrail’in iki yıldan fazla devam eden ve Gazze’yi harabeye çeviren bombaları, Gazzeli çocuklara korku veremedi. Onlara “Allah bize yeter” demeyi öğretti. Bu bir teslimiyet değildi. Bu şerefli bir duruş ve direnişti.
Sergide gerçekten çok ibretlik hakikatler var. Bunların en önemlilerinden biri de Gazzeli çocukların derslerine ve tahsile bağlılıkları idi. İlk önce mekteplerine koşuyor ve yıkıntılar içerisindeki odaları ders yapılabilir bir hâle koymaya çalışıyorlar. Kar gelirken tatili düşünen gençlerimize acı bir ders niteliğinde…
İran tuzak kurdu!
Öte yandan Gazze’deki kardeşlerimiz ne yazık ki İran’ın tuzağına düştü. İran’ın muhtemeldir ki bu konuda pek çok hesabı vardı. Güçlü bir Türkiye oldukça ne kendisi Arap ülkelerine hâkim olabilecek ne de İsrail "Arz-ı Mevud" projesini gerçekleştirebilecekti!
Bu itibarla Gazzelileri kışkırtmak İran İsrail yapımı bir meş’um proje idi. Dolayısıyla, İran’la istişare eden her İslam ülkesi ölümüne hazır olsun!
Neticede Gazze mahvolurken bir şekilde savaşa dâhil olacağı düşünülen Türkiye’nin ABD tarafından ezilmesi sağlanacaktı. Böylece İran, İslam dünyasında daha rahat hareket edebilecek, İsrail de Arz-ı Mevud projesini rahatça gerçekleştirmiş olacaktı. İran’ın 15 Temmuz gecesini iştahla beklediği unutulmamalıdır. Selefi ve Vehhabi meşreplilerin sabah akşam savaş çığırtkanlığı bu sebepten idi. Bunların Suriye’de Türkiye’nin başarılarından zerre memnun olmadıkları net bir şekilde görülüyor. Ağızlarını bıçak açmıyor...
Hamas İsrail’e saldırdığında hararetle alkışlayan İran, akabinde Gazzeli kardeşlerimiz aylarca bombalanırken kılını dahi kıpırdatmadı. Ne var ki Gazze’nin şanlı direnci bütün planları altüst etti. Evdeki hesap çarşıya uymadı. Birbirlerinden ne talep ettiler bilmiyoruz. Sonunda birbirlerine düştüler. İsrail dönüp Hizbullah’ı perişan etti. Öyle ki artık gıklarını çıkaramaz durumdalar. Ehl-i sünnet düşmanı liderlerinin cesedini toprağın onlarca metre altından güçlükle çıkardılar.
Takip eden aylarda İran da payına düşeni aldı. Irak’ta, Suriye’de Ehl-i sünnet avına çıkanlar kendi ülkelerinde infaz edildi. ABD ve İsrail bir gecede üst seviyedeki birçok kişiyi öldürdü. Tahran ne olduğunu bile anlayamadı. Gerçi sonra dengeyi lehine çevirip İsrail’i epeyce hırpaladı ama kendisi de büyük zarar gördü...
Şu sıralar yeni bir tehditle karşı karşıya. Ciddi şekilde savaşa hazırlandığı söyleniyor. Bakalım bu virajı alabilecek mi?
Evet Gazze yıkıldı. Kelimenin tam manasıyla dümdüz edildi. Ne var ki İsrail ordusu hâlâ işgali gerçekleştirebilmiş değil ve inşallah gerçekleştiremeyecek. O yıkık binaların arasında vakarlı insanlar dolaşıyor. Ölümü yok olmak değil yeni ve asli hayata adım olarak gören insana tank namlusu hiçbir korku veremez! Nitekim ayağında terlik elinde kendi yaptığı patlayıcıyla tanka doğru koşup onu havaya uçuran insanlar sadece kendilerini değil iki milyarlık İslam âleminin onurunu da kurtardı.
Başardıkları iş çok büyük. Artık kartlar değişti. İsrail, Türkiye’nin Gazze’de rol almasını engelleyemedi. Bu sebepten yakın zamanda ABD ile İsrail’in arası açılırsa şaşırmayın! Zira kana doymayan İsrail istedikçe istiyor. ABD’nin açıktan "yeter" diyeceği günler yakındır zira kapalı kapılar ardında bunu epeydir söylüyor...
Gazze artık Kahramanmaraş’ın kardeşidir. Aslında bütün şehirlerimizin kardeşidir. Gazze’nin kahramanları ne der bilemiyorum ama en azından biz bu vakarlı insanların şehrine bundan böyle "Kahramangazze" diyelim. Belki de bu isim kardeşlerimiz tarafından da benimsenir. Tayyip Bey kendilerine bu teklifi götürürse memnuniyetle kabul ederler diye düşünüyorum.
TEFEKKÜR
Kûşe-i fürkatde bir gün sabır çok mihnet velî,
Âlem-i vuslatda bin yıl ömür sürmek az imiş.
Behişti
(Ayrılık köşesinde, bir günlük sabır çok eziyetlidir,
Kavuşma âleminde ise bin yıl ömür sürmek azdır.)

