Maduro hadisesi bildiğimiz bir gerçeği yeniden hatırlattı: Zayıfsan her türlü operasyona açıksın demektir! Üstelik millî hassasiyetlerin biraz gevşekse her ihtimale hazır olmalısın. Onun için üzerinde emelleri olanlar her daim millî değerlerini törpülemeye çalışırlar. Bizde de son dönemlerde ne hazindir ki gidişat iyi değil. Toplumun içi her geçen gün boşalıyor. Sağlam bir cemiyetle türlü zaafları kapatabilirsiniz fakat cemiyet bozuksa topun tüfeğin seni korumaz.
ABD olup bitenleri şova dönüştürdü. Senelerdir Venezuela’dan şikâyetçilerdi. 2025’te askerî bir müdahale bekleniyordu. Devlet olma iddiasındaki her yapı, yoluna döşenen taşları temizler. Niye temizledi diye kızmak olmaz. Güçlüysen buna müsaade etmezsin. Nitekim olan budur...
Neticede ABD gibi bir devletten adaletle hareket etmesini beklemek hayal olur. Zulümle kurulan ve tarihini zulümle dolduran bir yapı başka türlü hareket edemez. Aslında burada ABD’nin yaptığını değil Venezuela’nın yapmadığını konuşmak lazım! Bu nasıl bir zillettir ki tek kurşun atmadan cumhurbaşkanını düşmana teslim ediyorsun! Adamlar birkaç helikopterle gelip devlet başkanını alıp gidiyor...
İhanet etmenin bile bir raconu vardır. Böyle bir devlet, böyle bir ordu olamaz. Birazcık onurları olsa yerin dibine geçerler. Venezuela halkının durumu da izah edilemez. Böyle bir hâlde sevinebilmek için ya karakterin sıfırın altında olması ya da alıp götürülen kişinin Firavun olması icap eder. Hadisenin duyulduğu anda sokakların dolması, ordunun hareketlenmesi icap ederdi. Oysa dünyanın haberi oldu da onların olmadı sanki. En umursamaz bir tavır içinde sakince hayatlarına devam ediyorlar. Bu tavrı ekonomik sıkıntıya bağlamak, ucuzluğun, gözü kapalılığın ve gafletin dibi olur. Hatta bunu böyle gösterenlere dikkat etmek gerekir. Öyleyse meseleyi derinliğine tahlil etmek lazımdır.
Her şeyden önce Maduro, Filistin’in yanında İsrail’in karşısında duran bir devlet adamıydı. Hem İsrail’i yerin dibine sokuyor hem Batı'nın yüz yıldır İslam dünyasında kurduğu düzeni temelinden sarsıyordu. Şu sözleri ile Türk halkının büyük sevgisini kazanmıştı:
“Bu katliam artık bir soykırıma gidiyor… Buradan öncelikle Yahudilere bir çağrım var: Gazze’de öldürülen çocukların katili İsrail devletine önce dünyanın dört bir yanındaki Yahudiler dur demeli; katil devletlerini ilk Yahudiler kınamalı… İkinci çağrım bölgedeki Arap halkına ve liderlerine: Ne zamana kadar katliama sessiz kalacaksınız? Filistinli kardeşlerinizin katliamını izlemeye devam mı edeceksiniz? Arap halkları ne zaman uyanacak? Ve Arap liderleri… Ne zaman uyanıp Filistin halkının sesine ses vereceksiniz? Yerin dibine batsın resmî açıklamalarınız! Yerin dibine batsın beynelmilel protokolünüz… Venezuela devlet başkanı olarak size sesleniyorum: Yeter artık!..”
Dikkat! Bu sözleri Müslüman bir lider değil Hıristiyan bir lider haykırıyordu. Aynı yüksek tepkiyi Müslüman dediğimiz Arap liderleri yapsalar ve küçük de olsa bir adım atsalardı Gazze’de durum bu noktaya gelir miydi?
Siyonistler bu çağrıyı yapan Maduro’yu elbette kara listeye almışlardı. Ona bu sözlerin bedelini mutlaka ödetmek isteyeceklerdi. Dolayısıyla Trump "aman petrol canım petrol" derken Netanyahu o sözlerin hesabını mı gördü bilemem.
Bildiğim bir şey varsa tarih Maduro’yu, zalim Siyonistlere ve onlara sessiz kalan Arap liderlerine karşı o erkekçe sözleriyle hatırlayacak onu satanları ise en onursuz ve alçak insanlar olarak yâd edecektir...
Paket servis!
Rusya ve Çin’in durumu da Venezuela’dan çok farklı değil. 5 Aralık’taki köşe yazımda şöyle ifade etmiştim: “İran’ın en büyük güvencesi bunlardı. Lakin ABD bir gecelik şovuyla İran’ı bitirirken en cılız bir ses dahi çıkaramamaları karizmalarını ciddi şekilde çizdirdi. Aynı şey Venezuela’nın da başına gelirse artık kimse Rus-Çin ittifakına güvenmez. İkinci kutup çöker ve dünya yeniden bir müddet için de olsa tek kutuplu olur.”
Bir ay sonra sözümüz vuku buldu. Rusya ve Çin, ABD’nin eşkıyalığına ufak mırıldanmalar hariç sessiz kaldılar. Belli ki Maduro’yu sattılar! Bu saatten sonra onlarla yola çıkan ve güvenen bir gece ansızın satılacağının da hesabını yapmazsa başına neler geleceğini bilemez!
Trump, ABD askerlerinin Maduro’yu yattığı odadan almasını film izler gibi takip etti ve dünyaya da servis etti. Gücünün zirvesinde olduğunu gösterdi. Karşı gelenin sonu böyle olur mesajını da verdi. Nitekim üç gün geçmeden de “Kral Benim” diye haykırdı.
Bunu ABD’nin süper gücü olarak okuyanlar değerlerini kaybetmiş insanlardır. Çünkü gerçekten gösterilen bir şovdu. Bir film sahnesi gibiydi. Harekâta gerçeklik katmak için uçaklar birkaç bombalama gösterisi yapmışlardı. En seçkin askerler paraşütle inmiş saniyeler içinde vazifeyi ifa etmişti. Ne karşı duran vardı ne mücadele eden ve ne de takip eden. Kimsenin burnu dahi kanamamıştı. Güya çatışma çıkıyor, korumalar öldürülüyor, fakat karşı tarafta çizik bile yok. Bunlar et ve kemikten değil miymiş acaba?!.
Aslında ortada gün gibi aşikâr bir tablo vardı. Maduro "paket servis" edilmişti. Trump, evvelce İran olayında, “İran’ın attığı füzelerin nereye düşeceğini ben biliyordum, o gece rahat uyumuştum” dediği gibi bu defa da "paket"in teslim edileceğinden adı gibi emindi. Sanki pizzacıya sipariş vermişti. Adamları gidip paketi teslim aldılar.
Ona düşen bunu müthiş bir mizansenle dünyaya izlettirip gerçek bir operasyon mesajıyla korku salmaktı. Yaptı mı yaptı!
Bahçeli ilk gün buna işaret etti ve "bu gelişme Venezuela’nın 15 Temmuz’u" dedi. Tam yerinde bir tespitti. CIA ve Mossad 15 Temmuz’da maşaları vasıtasıyla aynısını bize yapacaktı. FETÖ’cü askerler Tayyip Bey'i ölü veya diri ele geçirecekler ve "paket teslimi" yapacaklardı. O gün Antalya’daki maça gelmemesi ve Marmaris’ten biraz erken ayrılması teşebbüslerini akim kıldı. Sayın Cumhurbaşkanının altı yıldır verdiği büyük mücadele de semeresini gösterdi. Millet meydanlarda iki ay kalarak devletine liderine sahip çıktı. 152 şehit ve binlerce yaralı verdi. Şeref ve haysiyetini korudu...
O gün Tayyip Bey’in ve milletin büyük duruşuna senaryo diyenler bugün neden senaryo demiyorlar acaba düşünmek gerekmez mi?
Birkaç gün önce Venezuela’da böyle bir gelişme yaşanacak deseniz delirdiniz herhâlde derlerdi! Oysa senaryoyu gördüler. Senaryoyu Siyonist yazıyor, ABD oynuyor! Dünya ahmakça seyrettiği müddetçe daha çok yazıp oynamaya devam ederler...
Her ülkenin FETÖ’sü var!
Peki ABD bunu nasıl başardı! İşte göremediğimiz nokta burası. Zira herkes şu son operasyonla büyülenmiş bir vaziyette. Hiç kimse bir devlet başkanı bir gecede paket servisle başka bir ülkeye nasıl satılır bunu düşünmüyor. Bunu düşünmeyenleri bundan sonra böyle bir son bekliyor olacaktır.
Zira İsrail ve ABD 1990’dan itibaren böyle bir yapıyı bütün ülkeler için kurdu!.. 1990’lı yıllar FETÖ’nün dünyayı, güya Türk okulları ile bir ağ gibi sarmaya başladığı bir devre idi. Bu okulların gerisinde Siyonistler vardı. İngilizce hocaları neredeyse tamamıyla CIA ajanları idi. Putin bu konuda dünyayı uyarmış ve okulların Rusya’ya girmemesi için büyük çaba sarf etmişti.
Bu okullarda kimler okuyordu? İşin püf noktası bu sualde gizli. Her ülkenin idari, askerî, bürokrat ve yargıdaki üst düzey çocukları bu okulların en gözde talebesi olmuşlardı. O gün 10-15 yaşındaki çocuklar 2016’da 35-40 yaşına geldiler. Şimdilerde 50-55 yaşlarındalar ve devletin en üst kademesindeler. (Bu konuda “Mızraklı Hakikat” kitabımın okunmasını tavsiye ederim)
Evet FETÖ sadece Türkiye’nin değil her ülkenin bir belası! Her ülkenin gençleri o devşirme ameliyesine tabi tutuldu. Neticede bunlar ülkelerini rahatça satacak kıvama getirildiler.
Bakın bugün Venezuela’da sokakta, orduda ve idarede tepki yoksa bunu iyi düşünün. Zira Maduro giderken muhalefet iktidara gelmedi. Yüksek yargı onun yardımcısını başa getirdi. Bakanlar, vekiller, ordu mensupları aynen görevlerinin başındalar. Halkı tepkiye çağıracak hiçbir sebep yok!
Durumun böyle olması Venezuela politikasının değişmeyeceğini göstermiyor.
Trump boş yere "Venezuela’yı biz yöneteceğiz" demiyor!
Şunu net söyleyebilirim: 15 Temmuz işgal girişimi başarılı olsa Türkiye’de yaşanacak olan da buydu... Bu işe o günlerde senaryo diyen Kılıçdaroğlu, iktidarın kokusunu dahi duyamayacaktı. Tıpkı Maria Machado gibi...
AK Parti içinde tahmin edeceğiniz pek çok kişi dümenin başına geçecek ve konuşulan konular sadece Tayyip Bey’in yanlışları olacaktı. İsrail ve ABD’nin kuklası hâline gelecek olan ülkenin rotası da bambaşka bir yöne çevrilecekti.
Şunu bir kez daha hatırlatmak isterim ki Türkiye’nin bekası ancak millî ve manevi değerlerini hakkıyla muhafaza ile mümkündür. Gençleri devşirilmiş bir milletin geleceği olamaz!..
TEFEKKÜR
Âlem ol âyine-i ibret-nümâdır kim düşer
Günde yüz bin şekille bir vakt ü zamânın sureti
Tabîb Mustafa
(Dünya öyle ibretler gösteren bir aynadır ki,
Oraya günde yüz bin biçimde zamanın görüntüsü düşer.)

