Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
İran neden yalnız?
0:00 0:00
1x
a- | +A

İsrail ABD ittifakı yaklaşık bir aydır vurdu vuruyor diye beklenildiği bir anda İran’ı vurdu. Aslında artık barışın beklenildiği görüşmelerin sürdüğü bir devre idi. İşte öyle bir esnada vurdu ki İran’ın bir numaralı lideri Ali Hamaney’i, yakınlarını ve üst düzey bütün adamlarını ortadan kaldırdı.

Bu saldırı İran gibi bir devlet için akıl almaz bir darbe oldu. Hâlbuki daha üç ay önce aynı şekilde üst düzey bütün komutanları vurulmuştu. Bir devlet bu kadar gafil avlanır mıydı veya neden avlanırdı?

Şu bir kez daha görüldü ki düşmanın sözüne asla güvenilmez! Anlaşma yapsan dahi her an tetikte duracaksın. Bizim tarihimizde bununla ilgili onlarca misal vardır.

Fakat biz tarih şuuru ve bilinci vermiyoruz! Tarih dizileri dahi entrikaya kurban ediliyor... Aslında bu mesajların hakkıyla genç nesillere ve geleceğin ülke idarecilerine verilmesi lazım.

Son dönem tarihi ise hiç okuyamıyoruz. Çünkü yıllardır üçü beşi geçmeyen adamlar ekranlarda İslam dünyasının maruz kaldığı büyük felaketleri anlatamadılar. Yapılmak istenen büyük projeyi layıkıyla gösteremediler.

15 Temmuz’u dahi "biz bir gecede önleriz" edebiyatına düşürüp uykuya geçtik. "Tiyatro" diyenlerin sesi daha gür çıktı!

Basında kimlerin borusu ötüyor kimler konuşturuluyor bunlar meseleleri neden sulandırıyor neden dün olduğu gibi bugün de yerinde yorum yapanlar TV’lere çıkarılmıyor bunlar hep üzerinde düşünülmesi gereken konular. Bu işlerde etkili adamlara paralar mı veriliyor. Sağda Ayşe Barımlar var mı? Devletin bunları mutlak takip ve tetkik etmesi lazım.

İşte bugün ve son kırk yıldır İslam dünyası bunun cezasını çekiyor.

Rahmetli Adnan Menderes’in "bizim dış istihbaratın parası ABD’den geliyordu" sözü bize neler anlatmalıydı? Şayet anlatmış olsaydı devamında defalarca "bizim uşaklar Türkiye’de yine işbaşına geçti!" konuşmaları olur muydu?

İsrail iki yıldır Gazze’de büyük bir katliam ve soykırım yaptı. Hâlâ da bir şekilde devam ettirmeye çalışıyor. Bunun neticesi olarak milletimizde İsrail’e olan nefretin derecesi bellidir.

Buna karşılık şu an TV’lerde ve bazı basın organlarında Türk halkının İsrail’e duyduğu bu nefreti İran’a karşı bir sevgi seli hâline getirmenin gayreti nedir?

Ali Hamaney başta olmak üzere öldürülen üst düzey İranlılara "şehit" payeleri havada uçuşmaktadır.

İşte bunlar son kırk yılı bir gecede unutan veya millete unutturmaya çalışan ya maksatlı İran ajanlarıdır veya safdil Müslümanlardır!

Şunu net ifade edelim ki; İran’ın Rusya ve Çin ile ittifakı buna karşılık İsrail ve ABD’yi ise 'küçük' ve 'büyük şeytan' olarak yaftalaması tarihin en büyük takiyesi idi!

Zira öncesinde olduğu gibi rejimin "mollalar" eline geçmesinden itibaren de her zaman ABD ile ilişkileri oldu.

İsrail’in "arz-ı mevud" projesinde en büyük engel Türkiye başta olmak üzere Sünni İslam dünyası idi. Bu dünyanın mutlaka güçsüz bırakılması gerekiyordu.

Kıblesi kiminle bir?

İşte bu noktada ABD ve İsrail’in planlarını yürüten güç hep İran oldu.

İran, rejimini yayabilmek adına bunu en büyük fırsat olarak gördü. "Büyük Şeytan" dediği ABD nerelerde etkin olsa oralarda İran’ın desteklediği Şii örgütleri derhal rol alıyordu...

İsrail ve ABD İran gibi bir yardımcısı olmasa son kırk yıldır İslam dünyasında gerçekleştirdiği katliamlarını asla yapamazdı!.. İsrail’in arz-ı mevud hedefi sağlam bir Sünni İslam dünyası seddini aşamazdı. Bu seddin mutlaka kırılması, parçalanması ve dağıtılması gerekiyordu. Aksi hâlde İsrail’in emellerine kavuşması imkânsızdı. İsrail ise emellerinden asla vazgeçmezdi. Epstein hareketiyle etkili dünya liderlerini tasmalaması ve kullanması bunun en bariz göstergesidir.

Humeyni ile on yıl ve peşinden başa geçen Ali Hamaney ile tam otuz yedi yıl süren mollalar rejiminde neler oldu kısaca bir gözden geçirelim:

Mollalar rejimi ile birlikte İran, İslam dünyası içerisinde bambaşka bir siyaset uygulamaya başladı. Her ülkedeki Şii milisleri örgütlemek suretiyle kendi çıkarları açısından kullanmaya başladı. Ancak bu hareketi hep İslam dünyasının aleyhine ve Batı’nın lehine tecelli ediyordu. İran’ın bu hareketi ileride "Şii Hilali" veya "Şii Ekseni" tezini gündeme taşıdı. Böylece İran, İslam dünyasını bir hilal gibi çevrelemeye başlamıştı.

Humeyni idaresindeki İran ilk olarak Afganistan’da etkin olmaya başladı. Rusya’ya karşı büyük mücadele veren Mücahidlerin birliğini parçaladı. Böylece ABD’ye Afganistan işgalinde Şii Fatimiyyun Tugayları eli ile yardım etti ve korkunç Sünni katliamlarına imza attı... Bu yardımı sonradan Mahmud Ahmedinecad bizzat açıklayacaktır.

Afganistan’a benzer şekilde Pakistan’da da Şii Zeynebiyyun yapılanması ortaya çıktı. Bu grubun lideri Humeyni’nin talebesi Arif Hüseyin Hüseyni idi. İran, Pakistan’da çıkardığı karışıklıklarla Zeynebiyyun yapılanması ile on binlerce Sünni Pakistanlıyı öldürdü...

Şii İran, Azerbaycan-Ermenistan savaşında Ermenistan’a yardım etti!

ABD 2003 yılında Irak'ı işgal edince Sünni idareye son verip Şii bir yönetim getirmişti. Artık İran için, bu bölgedeki Sünni Müslümanları temizleme faaliyeti başlıyordu. İran, ABD’nin göz yumması ile birlikte Şii İran Devrim Muhafızı Lideri Kasım Süleymani eliyle 20 yılda 2,5 milyon Iraklıyı katlettirdi!

Yine İran Yemen'de bir milyon Sünni Yemenliyi Kasım Süleymani ve çetesi eli ile öldürttü. Somali’de de Şii Eş-Şebap örgütünün arkasında İran vardı. Bu örgüt eliyle katliamlar yaptırıyordu.

İran, Şii Hizbullah grubu ile de Lübnan'da on binlerce Sünni Müslümanı ortadan kaldırttı.

Dolayısıyla İran Sünni Müslüman kanına doymak bilmiyordu. Sanki "büyük şeytan" onlara böyle bir misyon yüklemişti.

Tarihi unutunca rota şaşıyor!

2011 yılında Suriye’de karışıklıklar baş gösterince İran yine devrede idi. Neredeyse bütün ülkelerdeki etkin Şii milislerinden devamlı olarak bu bölgeye takviyeler yaptı. Kurmuş olduğu Haşdi Şabi örgütü eliyle Suriye’de kanlı katliamlar gerçekleştirdi.

Esad rejimini ayakta tutmak gayesiyle neredeyse iki milyon Suriyelinin ölümüne sebep oldular.

2016 yılında Türkiye’de işgal girişimi yaşanırken İran yine tetikte bekliyordu. Şayet tersi bir durum olup Türkiye iç savaşa sürüklenmiş olsaydı Anadolu, Hamaney Şiasının korkunç yüzü ile tanışacaktı. Cenab-ı Hak bu büyük beladan Türkiye’yi korudu.

İran’ın Gazze’deki katliamın sebebi olduğunu da defalarca yazmıştım!

İran, İslam dünyası için İsrail’den daha korkunç bir bela olarak hafızalara kazınmıştır! Hiçbir İslam ülkesinde İran’a zerrece saygı duyulmamaktadır.

"İran ile kıblemiz bir" diyenler, bütün bu hadiseleri değerlendirip "İran’ın kıblesi acaba kiminle bir!" diye hiç düşünmezler mi?

Evet İran tiyatrodan sebeplerle İsrail’i ve ABD’yi hep tehdit etti. Ancak masa altından onlarla iş birliği yaparak Sünni katliamlarını yürütebilme adına ABD’yi bu coğrafyaya kendi çekti. Şayet kendi çekmese dahi ABD’nin girdiği her yerde onun katliam silahı görevini üstlendi.

Muhtemelen Türkiye’nin Suriye’deki tarihî zaferi İran molla rejiminin sonunu getirdi. Zira bu zaferle birlikte İran’ın ABD-İsrail ile uzun yıllardır devam eden danışıklı dövüşü son buldu ve ilk kez gerçek savaş başladı.

İsrail şimdi İran’da kendisine açıktan ve körü körüne bağlı bir idareyi hâkim kılmak peşindedir. Bunun için de ABD’yi kullanmaktadır.

Neticede İran şu anda kırk yıldan fazla bir zamandır zevkle Sünni katliamları yaptıkları ABD canavarı ile boğuşmaktadır. Bu işe sebebiyet verenler o kanın içerisinde savaşın ilk gününde boğuldular.

İran, şimdi İslam dünyasına, “bize yardım etmiyorsunuz” diyerek serzenişte bulunuyor. İşte bir büyük takiye hareketi de budur. Özür dilemek yerine bize yardımcı olun diyor.

Daha dün denecek bir zamanda Zengezur Koridoru yüzünden Türkiye’ye ağır tehditlerde bulunmuşlardı. Hamaney ve ekibi öldürülmeden önce barış görüşmeleri için Türkiye’nin seçilmesine dahi karşı çıkmışlar ve Umman’ı kabul etmişlerdi. Gerçek şu ki, bunların Türkiye ve Sünni İslam düşmanlığı varlık sebepleri idi.

Türkiye’de ise İran ajanları bir kez daha devrededir. Gerek İsrail ve ABD gibi büyük düşman ve gerekse çocuk ölümleri gibi argümanlarla Şii İran’ı sevdirmenin, Hamaney ve adamlarını "şehit" göstermenin derdine düşmüşlerdir.

Geçmiş tarihi bırakın yakın dönem tarihinden dahi habersiz bir şekilde ilerlemeye çalışıyoruz...

TEFEKKÜR

Hâşâ zulmetmez kuluna Hüdası

Herkesin çektiği kendi işinin cezası

Ahmet Şimşirgil'in önceki yazıları...