"Ben de aynı düşünüyorum! Maalesef, sevgisini belli etmeyen klasik Türk babasına sahibiz! Bu tez hepimiz için…"
Arkadaşı, Abdullah'ı iknaya çalışıyordu:
- İnsan, anası babası mükemmel olsun istiyor ama büyüdükçe bu düşünceler ehemmiyetini kaybediyor, önemini yitiriyor. Unutma ki ebeveynlerimizi, doğum senemizi, memleketimizi, fiziki görüntümüzü ve zihnî kapasitemizi seçme şansımız yok!
- Yok da… onlar da evlatlarını sipariş veremiyorlar! Onların da çocuk seçme şansları sıfır! Kendi kendime; “babam bile olsa başkalarının yanlışlarının yükünü bir ömür taşıyamam” dedim ve bu sualleri sormayı bıraktım! Zamanın akışında; kendine acımayı da bırakıyorsun zaten!
- Olabilir! Baban da olsa seni sevmeyebilir! Kendini senden daha çok sevebilir! Ne yapalım yani, ölelim mi?!
- Asla!
- Eee! Ben de aynı düşünüyorum! Maalesef, sevgisini belli etmeyen klasik Türk babasına sahibiz! Bu tez hepimiz için… Şunu unutmayalım ki; ebeveynine harp ilân etmiş bir çocuğun girdiği hazin depresyonun neticesi çok tehlikeli olabilir.
- Ben de onu söylüyorum zaten!
- Farkımız, ben hepten ümitsiz değilim. Tehlikeli ama çare de yok değil!
- Çare-mare yok! Hakikat bu arkadaş! İhtiyacım olan şey olmayacak şeyler değil. Biraz cesaret, biraz güler yüz, tatlı dil, istikbalimi, geleceğimi aydınlatmaya yetecek kadar yardımdı! Bunların hiçbirini yapmadı, bu gidişte yapmayacak da…
- Maden baban istediğin gibi olmuyor, sen babanın istediği gibi ol!
- Olmuyor! Franz Kafka da babasından şikâyetçiydi!
- Ne alâka? Bize ne ondan?
- Ağzımı kapatma! Bırak da anlatayım adamın şikâyetlerini! Tam benim ruh hâlimi yansıtıyor! Hatta not almışım aynen okuyorum!
- Hadi oku!
- Hepsini değil kısa bir paragrafını…
“Baba, sen beni hiç sevmedin! Ben sana itimat edip güvendim sen ise bunun yerine beni farklı bir yol takip edebilmem için zorladın, istikbalimi kararttın! Yükselmeme mani oldun, geleceğimi mahvettin, ilerlememe ket vurdun! Şunu unutma baba; senin seçtiğin yola münasip biri değildim! Ben zayıf, çelimsiz, kırılganım… Sen güçlü kuvvetli, uzun ve iri yapılı bir kabinin içindeyken bile kendimi çelimsiz bir zavallı gibi hissediyordum! Sadece senin karşında değil, bütün dünyanın karşısında da öyleydim! Çünkü benim için her şeyin mihenk noktası, ölçüsü sendin baba!"
- Onların baba ana, evlat münasebetleri farklı, bizim farklı Murat! Her şeyden evvel dinlerimiz, itikatlarımız farklı. Onlar Hristiyan biz Müslümanız! Yani Doğu ile Batı gibiyiz! Kusura bakma da demek mecburiyetindeyim; kendine nasıl bu benzetmeleri yakıştırırsın?
- Yakıştırırım arkadaş! İki ayaklı mahlukların dramı hep aynı! Yeri gelmişken, dilerim ki Kafka’nın babasına olan bu açık mektubunu okumayan kalmasın!
“Bizi hiç anlamadın baba!” diyordu Franz Kafka! Ben de aynı şeyi haykırıyorum! Derdimiz aynı çünkü.
- Sen, ben yabancı kültürlerle yetiştirildiğimiz için hep misallerimiz de onlardan oluyor! Kendi öz medeniyetimizden anlatacağımız örnek hayatlar hiç okumadık ki! DEVAMI YARIN

