"Bizans’ı sarsan tehlikeye dur denilmeli, herkes üzerine düşeni de yapmalıydı!”
Aziz Kripto “Bir çığ gibi büyüyen, bir kasırga misali Bizans’ı sarsan tehlikeye dur denilmeli, herkes üzerine düşeni de yapmalıydı” diye de düşündü, hırsından dişlerini sıktı, “Onlara gösteririm” mânâsında başını salladı.
Çok küçükken babasıyla gitmişti. Defalarca dik sokaklarından inip çıkmışlar, uçları göğe kadar uzanan beyaz minarelerin yanlarından geçmişlerdi. “Birer mızrak gibi içimize saplanmış bu mermer hançerler canımı acıtıyor” demişti küfürler ederek babası. O zamandan beri hayıflanır dururdu. Hem o gün uğursuz bir gündü! Komşu tekfurlara haber götürüp getirdikleri için birkaç Rum cezalandırılıyordu. Önce asılanların ipek gömlekleri çözülüyor, biraz çırpındıktan sonra dilleri dışarıda uyur gibi başlarını yana büküyorlardı. Yerlere dokunan çaresiz ve cansız ayakları toz toprak oluyor, bütün bedenine ise sinek sürüleri üşüşüyordu.
Kızgın, öfkeli ve küfürbaz Rum, Bulgar, Yahudi kalabalığının arasında babası onu kollarından tutmuş yukarı kaldırarak üzerlerini haşeratın kapladığı soğuk, bir o kadar da acı manzarayı göstermişti. Günlerce boyunları iplere takılı, rüzgârla sallanan bu iri yarı, saçı sakalı birbirine karışmış, etrafa pis kokular saçan Rumların göğüslerindeki beyaz kâğıtların hayali zihninden hiç çıkmamış, birçok geceler rüyasına bile girmiş, onu ağlayarak uyandırmıştı. Haftalar, aylar, yıllar geçti işte hâlâ unutmamıştı. Ne vakit Bursa lafı olsa hep onlar gözünün önüne gelir, intikam hissiyatı kabarırdı.
Şimdi de Müslüman topraklarına gideceğini aklından geçirdikçe hep bu çocukluk kâbusu bütün düşüncelerini sarsıyor, yeniden birçok asılmış Rum görecekmiş gibi tarif edilemeyen, sebepsiz bir korkuya kapılıyordu.
Derin hayallerinden, sürücünün gür sesiyle birlikte atların zınk, diye durması uyandırdı. Gözleri yuvasından çıkacakmış gibi büyüdü. Korkuyla etrafına bakındı.
- Ne var? Ne oldu? Niçin durduk?
- Efendim merak edilecek bir şey yok. Geçmiş olsun. Vaktinde geldik, varacağımız yere.
Der demez iki mızraklı, tepeden tırnağa silahlı şövalye, temenna ederek Aziz Kripto’nun arabasına yaklaştı. Aldıkları emir gereği misafirlerini incitmeden, derin bir sükûn içinde indirdiler. Askerler ilk defa gördükleri bu adama tuhaf tuhaf bakıyor, hayretten kımıldayamıyorlardı. Aziz Kripto bir duâ okudu. Bu arada sürücü de yanlarına gelip önlerinde duran heybetli binayı gösterdi.
- Efendim işte burası tarif edilen yer.
Deyip askerlere döndü.
- Misafirimizi fazla yormadan, bekletmeden götürün. Ben atların yemlerini vereceğim.
Dedi, işine döndü.
DEVAMI YARIN

