Kaydet
a- | +A

İlmin yeri, vakti, hocası yoktur Doğan’ım; her durum ve şartta öğrenme, öğretme olur.

Süleyman Çelebi, cümlesini tamamlarken, uzaklara baktı, daldı. Başka bir âlemdeymiş gibiydi;

- Yetişmen gerek yiğidim. Hem de en mükemmel şekilde. Sü uyur düşman uyumaz.

- Akan su da durgun su da uymaz muhterem amcam!

- “Sü uyur, düşman uyumaz” demek yanlış anlaşılmalara yol açar. Su demedim. “Sü uyur, düşman uyumaz” dedim Doğan’ım. Yani er, asker uyur, fakat düşman zayıf anı yakalamak için fırsat kollar. Malumunuz lisanımızda 'sü' Orhun Kitâbeleri başta olmak üzere eski Türkçe metinlerde 'ordu, silahlı güç, asker' demek. İşte bu ecdat sözünün mânâsı da “Er, yani asker uyur, düşman uyumaz!” şeklinde anlaşılmalıdır.

- Şimdi daha iyi anladım.

- İlmin yeri, vakti, hocası yoktur Doğan’ım; her durum ve şartta öğrenme, öğretme olur. Bazılarının farkında oluruz, bazılarını ise hiç hissetmeyiz.

- !!!

Mütevâzı hanelerinin tam karşısına gelince Süleyman Efendi durdu. Elini başına götürdü. Doğan’a daha diyeceği çok şeyler vardı. Yutkundu. Söylemekten vazgeçti. Yola doğru hamle yaptı.

Pencereden gönlünün sultanı, evinin direği, efendisi Süleyman Çelebi ve biricik Doğan’ının geldiğini gören Matlube Hanım, koştu. Her zamanki tebessümüyle kapıyı açtı.

- Buyurun… buyurun efendiler!

- Önce selam, sonra kelam Sultan’ım. Selamün aleyküm.

- Ve aleykümselam. Hatalarımı yüzüme vurmasan olmaz Çelebi’m.

- Bu hususta kusuruma bakma evimin sultanı. Demesem vebalde kalırım.

Matlube Hanım gülerek Doğan Bey’in elinden tuttu. İçeri çekerken de;

- Yavrum, üzerine alma da bütün erkekler böyledir.

- Bütün erkekler mi anacığım?

- Evet.

- Yanlış duymadım değil mi?

- Hayır!.. Hayır hepsi de biraz sertçe oluyor.

- Olur mu be anacığım… Biz de sanıyorduk ki…

- Kadın yumuşak, erkekler de sert, demek istediniz değil mi Sultan’ım?

Diyen Süleyman Çelebi sohbetten de geri kalmak istemiyordu. Lakin aklı, yeğeninde, Doğan Bey’inki de biricik amcasının söylediklerinde, konuştuklarındaydı.

Matlube anacığının müşfik iltifatlarına gülerek cevap verirken zihninin en son şûlesiyle yaptığı muhakemesini, bütün samimiyetiyle dinliyor ve kalpten de inanıyordu amcasının gelirken dediklerine; “Binlerce yiğit gerek Doğan’ım. Binlerce, on binlerce, hatta yüz binlerce… Dünya zalimlerden ve zulmetten kurtarılmalı. İnsanlar, insanca yaşamalı yiğit Doğan’ım” diyordu Çelebi amcası.

Mutlaka bir sebebi vardı. Muhterem amcası malayani, yani ne dünyaya, ne de ahirete faydası olmayacak hiçbir söz söylemez, hiçbir kelamı yapmaz, hiçbir fiili de işlemezdi. Bugün boşuna mı demişti? Ses kulaklarında bir daha yankılandı. “Binlerce yiğit gerek… On binlerce… Yüz binlerce…” DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...