Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Hicaz hattında yeniden diriliş
0:00 0:00
1x
a- | +A

21. yüzyılda gücün tanımı kökten değişti. Artık güç, sadece coğrafyanın kendisinden değil, o coğrafyayı yönetme, birbirine bağlama ve tedarik güvenliğini sağlama kapasitesinden doğuyor. Veri akışları, enerji koridorları, kritik minerallerin tedarik zincirleri ve devasa lojistik ağlar... Bunlar artık modern devletlerin gerçek egemenlik alanları. Bu yeni ve acımasız güç mimarisinde belirleyici olan önemli soru; "Kim bağlantıyı kuruyor, kim sadece o bağlantının üzerinden geçip gidiyor?"

Geçtiğimiz hafta Riyad’da Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu ve Suud mevkidaşı Salih el-Casir’in imzaladığı tarihî Türkiye-Suudi Arabistan demir yolu anlaşması, Ankara'nın bu soruya verdiği cevabın en somut, en sarsıcı ifadesi niteliğinde. Bu stratejik hamleyi doğru okumak için bugünün dar penceresinden değil, 1908’in ufkundan, coğrafyanın derin hafızasından bakmak zorundayız.

Hicaz hattında yeniden diriliş
Başlık ResmiHicaz hattında yeniden diriliş

Hicaz'dan bugüne: Bir devlet hafızası

Sultan II. Abdülhamid Han’ın Şam-ı Şerif’ten mukaddes belde Medine’ye uzattığı Hicaz Demir Yolu, çoğumuzun zihninde sadece çelik ve ahşaptan ibaret nostaljik bir anı olarak yer etmiş olabilir. Oysa o hat; batılı güçlerin koca bir coğrafyayı lime lime etmeye heveslendiği bir hengâmede, İstanbul’dan Arabistan Yarımadası’na uzanan kesintisiz bir jeopolitik savunma ekseniydi.

O dönem hattın Akdeniz’e çıkış noktası olan Hayfa'nın nüfusu 1900’de 6.000 iken, demir yoluyla birlikte 1914’te 23.000’e yükselmiş, liman geliri tam 17 katına çıkmıştı. Dönemin resmî gazetesi El Asıma, 1919’da Hayfa’yı boşuna "Mısır ve Afrika’yı Avrupa ve Asya’ya bağlayacak merkez" olarak tanımlamamış. Ancak Londra ve Paris bu uyanışı anında bir tehdit olarak kodlayarak; İngiliz ajanlarının sabotajlarıyla raylar sökülmüş, istasyonlar harabeye çevrilmiştir. Belki de Sykes-Picot ihanetinin temel amacı da buydu; Doğu’nun kendi lojistik aklını vahşice katletmek.

Hicaz hattında yeniden diriliş
Başlık ResmiHicaz hattında yeniden diriliş

Aradan geçen 118 yıl, tarihin jeopolitiğini silmedi; sadece erteledi. Bugün dünya enerji bağımlılıklarıyla boğuşurken, deniz yollarına aşırı bağımlı o küresel ticaret sistemi yapısal bir iflas yaşıyor.

Hürmüz Boğazı’ndaki daralma ve Kızıldeniz rotasındaki belirsizlikler, deniz taşımacılığını analistlerin ifadesiyle âdeta bir lojistik kumara dönüştürmüş durumda.

Tam bu noktada, 2023 G20 zirvesinde sunulan IMEC (Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru) projesi, âdeta Türkiye’yi devre dışı bırakma çabasıydı. Ancak 7 Ekim sonrası Gazze’de yaşanan insani trajedi, bu projenin temelindeki siyasi kurguyu da çökertti. Riyad, Washington merkezli bir projede bölge gerçekleriyle çatışan bir lojistik çatıda buluşmanın risklerini gördü ve tarihî bir refleksle tercihini Türkiye’den yana kullandı.

Ankara'nın bu hamlesi binlerce yıldır devam eden kesintisiz devlet hafızasının ta kendisidir.

Hicaz hattında yeniden diriliş
Başlık ResmiHicaz hattında yeniden diriliş

Türkiye, bugün masada iki devasa ekseni eş zamanlı olarak inşa ediyor;

Birincisi, Çin'den başlayıp Kazakistan, Hazar Denizi ve Anadolu üzerinden Avrupa'ya uzanan Doğu-Batı yönlü Orta Koridordur. Geçtiğimiz ay Astana'da atılan imzalarla bu hat üzerindeki lojistik süreçler kilitlenmiş, Avrasya'nın ticaret aklı tam güvence altına alınmıştır.

İkincisi ise, İstanbul'dan başlayıp Şam ve Amman üzerinden Cidde ve Medine'ye uzanan Kuzey-Güney yönlü tarihî Hicaz Hattıdır. Nisan 2026’da imzalanan üçlü mutabakat ve ardından Riyad’da atılan imzalarla, İslâm coğrafyasının tarihsel hafızası fiilen canlandırılacak.

Dünyada bu iki devasa eksenin kesiştiği yegâne coğrafi, askerî ve siyasi koordinat Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bu koridorların hayata geçmesiyle, sadece küresel transit sürelerinin %30 oranında kısalması değil, aynı zamanda bölge ticaret hacminde 2028 yılına kadar yıllık 15 milyar dolarlık ek bir ekonomik değerin sisteme kazandırılması öngörülüyor.

Hicaz hattında yeniden diriliş
Başlık ResmiHicaz hattında yeniden diriliş

Diplomasi dünyasında bir adımın başarısı, sadece niyetin iyi olmasına değil, o adımın doğru zamanda atılmasına bağlı. Doğru zamanlama, sadece dışarıdan gelen bir fırsatı değerlendirmekten ibaret değil; devletin uzun vadeli hedefleri doğrultusunda o fırsatın oluşmasını beklemeyi ve şartlar olgunlaştığında kararlılıkla harekete geçmeyi gerektiriyor. Sayın Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki devlet aklı da, küresel dengelerin hızla değiştiği bu dönemde, fırsat pencerelerini önceden öngörerek süreci yönetme konusunda önemli bir tecrübe sergiliyor. Suriye’deki rejim değişikliği ve Şam ile başlayan normalleşme süreci, sadece komşularla ilişkileri düzeltme arayışından öte bir anlam taşıyor. Bu adım, yeni Hicaz hattının önündeki en büyük siyasi ve lojistik engelleri aşan, ilmek ilmek dokunulan bir stratejinin sonucudur.

Türkiye, bu süreçte sadece bir taraf olarak değil, bölgesel istikrarı ve ulaşım koridorlarını önceleyen bir yaklaşımla, Suriye kilidinin açılmasında kolaylaştırıcı bir rol üstlenerek Yeni Hicaz Hattı'nın güney rotasını daha güvenli bir zemine taşımayı hedefliyor.

Hicaz hattında yeniden diriliş
Başlık ResmiHicaz hattında yeniden diriliş

Bu kırılgan ve öngörülemez jeopolitiğin eşiğinde güvenli kara koridorları inşa etmek artık bir lüks değil, jeopolitik bir hayatta kalma mücadelesi. Hangi ülke bu koridorların merkezindeyse müzakere gücünü ve diplomatik ağırlığını o belirler. Bu topraklarda gelecek; binlerce yıllık Türk devlet aklıyla, süreklilik arz eden stratejik bir refleksle ve asil bir sabırla yazılıyor...

Türkiye artık sadece büyüklerin kurduğu masada hakkını arayan bir aktör değil; Doğu ile Batı'nın, Kuzey ile Güney'in kesiştiği o devasa masanın tam merkezine oturan, kendi geleceğini bizzat çizen baş aktördür.

Nur Tuğba Aktay'ın önceki yazıları...