Şanlı Türk tarihi, milletimizin hafızası olduğu kadar, geleceğin jeopolitik şifrelerini içinde barındıran sarsılmaz bir pusuladır. Türk milleti için Kıbrıs da yalnızca geçmişte kazanılmış bir zafer değil; bugün Doğu Akdeniz’de yürütülen mücadelenin en önemli anahtarıdır. Dün, şafağın Doğu Akdeniz’in lacivert sularını yardığı, zulmün millî irade karşısında parçalandığı ve Kıbrıs Türkü’nün boynuna geçirilmek istenen esaret fermanının yırtılıp atıldığı 20 Temmuz Barış Harekâtı’nın 52. yıl dönümünü gururla idrak ettik.
Ancak bugün Beşparmak Dağları’nın zirvelerinde dalgalanan al bayrağın gölgesinde durup Doğu Akdeniz’in giderek daha da ısınan sularına baktığımızda, meselenin sadece geçmişte kalmış bir “Kıbrıs sorunu” olmadığını çok daha net idrak ediyoruz. Karşımızda, isimler ve aktörler değişse de zihniyeti asırlardır değişmeyen, kökleri derinlerde bir kuşatma planı hâlâ masada duruyor.
1963 yılının o karanlık günlerinde, Rum liderliğinin gizli çekmecelerinden çıkan Akritas Planı, basit bir siyasi manevra ya da anayasal revizyon değil; Türkleri sistematik bir asimilasyonla, yok etme ve etnik temizlik projesiydi.
Hedef çok açık ve acımasızdı!..
Kıbrıs Türkü’nü üretimden kopararak ekonomik olarak boğmak, asli unsuru oldukları adanın yüzde üçlük kısmındaki dar gettolara hapsetmek, ana vatan Türkiye ile diplomatik ve insani bağını kopararak canından bezdirmek, nihayetinde ani bir darbeyle adadaki Türk varlığının kökünü kazıyıp Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak (Enosis).
On bir yıl boyunca bu topraklara çimento girmedi, hasta yataklarına ilaç girmedi, yüreklere umut girmesin diye her türlü zulüm denendi. Fakat o zihniyetin unuttuğu şey; karşılarında boyun eğmeyi reddeden, “Ya İstiklal Ya Ölüm” şiarını hücrelerine kadar hisseden TMT ruhu dimdik ayaktaydı. Ne asimilasyona boyun eğdiler ne de esarete.
20 Temmuz 1974 sabahı Türk ordusunun adaya ayak basmasıyla Akritas çöktü, Kıbrıs Türkü kendi küllerinden yeniden doğdu.
Peki bu işgalci zihniyet 1974’te Akdeniz’in karanlık sularına gömüldü mü?
Hayır...!
Sadece kabuk değiştirdi, müttefiklerini güncelledi, sahasını genişletti. Bugün Doğu Akdeniz’de haritalar üzerinden yürütülen jeopolitik savaşa baktığımızda, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan ve İsrail’in oluşturduğu şer ekseninin tam da bu “Akritas zihniyetinden” beslendiğini görüyoruz. Mesele artık sadece Kıbrıs Adası’nın milimetrekareleri değil; mesele Mavi Vatan’dır, küresel enerji koridorlarıdır, Doğu Akdeniz’deki tarihsel ve egemen varoluşumuzdur.
1963 Kıbrıs’ı ile bugünün Doğu Akdeniz’i arasındaki şaşırtıcı benzerlik; dün Kıbrıs Türkü’nü adanın yüzde üçüne hapsetmek isteyenler, bugün sözde Sevilla Haritası ile Türkiye’yi Antalya Körfezi’ne, kendi dar kıyılarına hapsetmek istiyor.
Dün Türklerin anayasal haklarını gasbederek onları azınlık statüsüne indirmeye çalışan Makarios zihniyeti, bugün Yunanistan ve İsrail ile el ele vererek Türkiye’yi ve KKTC’yi bölgedeki trilyonlarca dolarlık enerji denkleminden dışlamaya çalışmakta.
İsrail’in Filistin’de uyguladığı tecrit ve demografik asimilasyon politikaları ile Makarios’un 1960’larda Kıbrıs Türkü’ne reva gördüğü politikalar aynı kaynaktan beslenmektedir.
EastMed boru hattı projeleri ve ortak askerî tatbikatlarla kurulan bu ittifak; sadece ekonomik bir çıkar ortaklığı değil, Türk varlığını bölgede yok edilmesi gereken bir pürüz sayan tehlikeli bir ideolojinin ortaklığıdır.
Yunanistan’ın Ege’deki adaları gayriaskerî statüyü ihlal ederek silahlandırması, Rum Kesimi’nin tek taraflı hidrokarbon faaliyetleri ve İsrail’in bölgesel hegemonyası birleştiğinde, karşımıza Denizlerin Akritas Planı çıkıyor!..
Önce Türkiye ve KKTC’yi Doğu Akdeniz’deki diplomasi platformlarından ve hidrokarbon denklemlerinden tecrit ederek yalnızlaştırmak; ardından ambargolar, diplomatik baskılar ve kurgulanan bölgesel ittifak bloklarıyla askerî ekonomik hareket alanını zayıflatmak. Nihayetinde Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) haklarını, kıta sahanlığını ve tarihsel egemenlik haklarını oldubittilerle gasbetmek.
GKRY’nin İsrail ile yaptığı askerî anlaşmalar, adanın güneyini barış adası olmaktan çıkarıp bir operasyon merkezine dönüştürmüş durumda. Fakat unuttukları gerçek şu ki bu senaryoyu daha önce gördük ve yazanların başına nasıl yıktığımızı gösterdik!..
Bugün 20 Temmuz ruhu; Akdeniz’de araştırma yapan gemilerimizin pervanesinde, Mavi Vatan’ı savunan Türk Deniz Kuvvetlerinin çelik gövdesinde, SİHA’larımızın kanat çırpışında ve “eşit egemen iki devlet” duruşundan taviz vermeyen KKTC’nin varlığında yaşamakta.
Federasyon masallarıyla Kıbrıs Türkü’nü zamana yayılmış bir stratejiyle azınlık hâline getirme hülyaları Crans-Montana’da sonsuza dek çökmüştür.
Doğu Akdeniz’de Türkiye ve KKTC’nin rızası, onayı ve fiilen dâhil olmadığı hiçbir proje, hiçbir harita, hiçbir enerji hattı hayata geçemez; geçmeyecektir.
Karşımızdaki şer ittifakı ne kadar güçlü görünmeye çalışırsa çalışsın, Kıbrıs Türkü’nün ve ana vatan Türkiye’nin ortak iradesi karşısında tuzla buz olmaya mahkûmdur.
Çünkü kökleri tarihin derinliklerine ve haklılığın getirdiği güce dayanan bir milleti asla asimile edemezsiniz...
Bu vesile ile tarihe bir kez daha not düşelim; 1974’te asimilasyona boyun eğmedik, Akritas’ı parçalayıp attık.
Bugün de Doğu Akdeniz’de kurulan yeni kuşatmalara asla boyun eğmeyeceğiz.
O gün Kıbrıs Türkü nasıl küllerinden doğarak esaret zincirlerini kırdıysa, bugün de Türk milleti Mavi Vatan’ında, kendi denizlerinde, kendi kıta sahanlığında aynı görkemle, aynı inançla ve aynı kararlılıkla ilelebet parlamaya devam edecektir...
Kıbrıs Türk'tür ebediyete kadar Türk kalacaktır!..

