Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Siyasi husumetin 'AHBAP'ları
0:00 0:00
1x
a- | +A

İletişim bilimi ve itibar yönetimi literatüründe çok temel bir kural vardır: “Algı, gerçeğin önüne geçtiğinde ortaya çıkan şey başarı değil, sadece patlamaya hazır bir balondur.”

6 Şubat 2023 depremlerinin hemen ardından Türkiye, sadece yüzyılın en büyük fizikî felaketini yaşamadı; aynı zamanda kitlesel histerinin, siyasi husumetin ve sosyal medya manipülasyonlarının ortaklaşa yürüttüğü büyük bir itibar suikastıyla da karşı karşıya kaldı.

Ahbap Derneği kurucusu Haluk Levent’in yurt dışına kaçarken göz altına alınması ve depremzedeler adına toplanan 17 milyar liralık devasa kaynağın akıbetinin belirsizliği bu toprakların gördüğü en büyük PR balonunun patladığı andır.

Ve ne acıdır ki, o balon patladığında geriye, devlet kurumlarını itibarsızlaştıran algı operasyonunun ağır enkazı kalmıştır!..

Geriye dönüp o acı günlerin kriz iletişim haritasını profesyonel bir gözle inceleyelim.

Karşımızda iki farklı akıl vardı; bir tarafta, 150 yıllık kurumsal hafızası ve tüm imkânlarıyla sahada olan ancak dönemin yönetiminin yaptığı bir kriz iletişimi hatası (Kızılay Çadır AŞ'nin çadır satışı) yüzünden âdeta bir "günah keçisi" ilan edilen Türk Kızılay'ı; diğer tarafta ise muhalif medyanın, sosyal medya balonlarının ve siyasi öfkenin el birliğiyle kusursuz kahraman ilan ettiği Ahbap ve Babala TV gibi yapılar.

Bir itibar profesyoneli olarak o gün de belirtmiştim, bugün de tekrarlayayım:

"Kurumlar şahıslardan büyüktür. "

Kızılay yönetiminin yaptığı hata ne kadar küçük ya da büyük olursa olsun, yapılması gereken şey hızlıca kurumsal yapının rehabilite edilmesiydi.

Ancak muhalif kesim ve sosyal medya, mevcut siyasi iradeye duydukları husumeti öyle bir boyuta taşıdılar ki, Türk Kızılay’ını tamamen itibarsızlaştırıp yok etmek pahasına, hiçbir kamusal denetimi olmayan, kurumsal sürdürülebilirlikten uzak, sicilleri kabarık bu şahısları devletin alternatifi olarak konumlandırdılar!

İşte bu tablo; siyasi nefretin, millî bilinci siyasi bir inat uğruna kurban ettiği kurumsal bir intihar girişimidir.

"Ahbap-Çavuş" uyarısı bir siyasi polemik değil, stratejik bir risk analiziydi

Tam da o günlerde, kitlelerin körü körüne bir illüzyonun peşinden gittiği 14 Şubat 2023 tarihinde, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli beyefendi Meclis kürsüsünden çok sert ama bir o kadar da vizyoner bir uyarıda bulunmuştu:

"Devleti bir kenara itip, ahbap-çavuş ilişkileriyle yardım toplanması, bu kapsamda paralel bir hat kurulması; devletin inandırıcılığını bir nevi gölgelemektir, bizim nazarımızda da itibar edilmemesi gereken bir yanlıştır... Devletin yapamadığı, yetişemediği ne vardır da 'ahbap'çılar ve 'babala'cılar akbaba gibi kanat çırpmaktadır?"

O gün bu sözleri muhalefeti susturma çabası veya siyasi polemik olarak nitelendirip itibarsızlaştırmaya çalışan kokuşmuş medya düzeni; bugün ortaya çıkan iddialar ve yürütülen soruşturmalar karşısında neden suskun?

Deprem günlerinde milyonları belirli yapılara yönlendirenler, şimdi depremzedelere karşı aynı sorumluluk duygusunu neden göstermiyor?

O gün kurdukları algının hesabını kim verecek?

Sayın Bahçeli’nin o gün koyduğu teşhis, alelade bir siyasi çıkış değildi; devlet felsefesini, kamu düzenini ve kurumsal risk yönetimini bilen bir liderin âdeta erken uyarı sistemiydi.

Çünkü devlet aklı bilir ki; denetlenmeyen popülarite, günün sonunda suistimale gebedir!

Devletin resmî kurumu olan AFAD’ı ve Kızılay’ı baypas edip, yardımları magazin figürlerinin cüzdanına yönlendiren akıl tutulması, bugün yaşanan trajedinin baş sorumlusudur.

17 milyarlık boşluk: PR kahramanlığının hazin sonu

O dönem ekran ekran gezdirilerek, manşetler süslenerek "Devlet yok ama Haluk var" diyen muhalif medya organları, bugün bu tutuklama kararının ardından utanç duyuyor mu?

Sosyal medyada Kızılay’ı linç edip, Ahbap’a dekont paylaşma yarışına giren kitleler, kendi elleriyle büyüttükleri bu kontrolsüz gücün hesabını kimden soracak?

İtibar, şovla inşa edilmez...

İtibar; hesap verebilirlikle, şeffaflıkla ve yasal denetimle korunur.

Haluk Levent’in tutuklanmasıyla doruğa ulaşan bu süreç, kişisel karizma ve sosyal medya rüzgârıyla devletçilik oynanamayacağının en net kanıtıdır.

Milletin acısından şöhret devşirenler, cüzdanlarını dolduranlar ve bu süreci devlete düşmanlık aparatına çevirenler için yolun sonu görünmüştür!..

Bugün gelinen noktada, ortada ne depremzedelerin umudunu yeşertecek konutlar var ne de toplanan milyarlarca liranın hesabı… Geriye sadece; sırf siyasi öfkeleri uğruna bütün güvenini, sabıkası tescilli bir sahtekâra teslim edenlerin çirkin ortaklığı kaldı... Asıl hedefi, yardım etmek değil, devletin kurumlarını bilinçli bir şekilde itibarsızlaştırmaktı...

Sırf içlerindeki ideolojik nefreti doyurmak için devletin otoritesini sarsmaya, milletin devlete olan sarsılmaz güven bağını dinamitlemeye kalktılar...

Devlete olan öfkesini şahıslara duyduğu körü körüne güvenle ikame edenler, günün sonunda hem sığındıkları şov limanlarının çöktüğünü gördüler hem de kendi elleriyle yıktıkları devlet kurumlarının eksikliğini en acı şekilde hissettiler.

Bu saatten sonra yapılması gereken, bu acı tecrübeden ders çıkararak kurumsal devlet mekanizmalarını yeniden tahkim etmektir.

Türk Kızılay'ı bu milletin 150 yıllık öz malıdır; şahısların hataları kurumu bağlamaz, yönetimler değişir ama Hilâl-i Ahmer’in bayrağı lekelenemez.

Güçlü devletler, şahısların dönemsel kahramanlıklarıyla veya sosyal medyanın beğeni obezliğiyle değil kurallar, kurumsal hafıza ve liyakatle ayakta kalır.

Siyasi husumetleri doğrultusunda bir dolandırıcıya yardım ve bağış yapacak kadar gözü körleşenler, umarız ki devlet düşmanlığının sonunun kurumsal ve toplumsal bir yıkım olduğunu artık anlamışlardır.

Nur Tuğba Aktay'ın önceki yazıları...