Kırım denildiğinde akla ilk olarak Kırım Tatarları gelir. Çünkü Kırım, tarih boyunca bir Türk yurdu olmuştur. Millî hafızamız da tarihimiz de bunu hiçbir zaman unutmadı.
Ancak bu yazıda, 20. yüzyılın 20’li yıllarında, Bolşevik Devrimi sonrasında Kırım üzerine inşa edilmek istenen farklı bir projeden söz etmek istiyorum.
Yeni dünya düzeni üzerine kurgulanan savaşlar zinciri ve yaşanan gelişmeler, tarihin arka planındaki hadiseleri yeniden okumamız gerektiğini gösteriyor. Rusya-Ukrayna savaşı üzerine eski belgeleri incelerken, Kırım üzerinde hayata geçirilmek istenen bu projenin, bugün yaşanan gelişmelerin gölgesinde yeniden anlam kazandığını düşünüyorum.
Kırım’da Yahudi özerk oblast fikri
Bolşeviklerin Ekim Devrimi’ne destek veren Yahudi çevreler, yeni tarım bölgeleri ve kendilerine vadedilen özerk oblast beklentisi içerisindeydi.
Bu fikrin en önemli mimarı ise Amerika’da yaşayan ünlü siyonist “Joint” yardım kuruluşunun yöneticisi ve iş insanı James H. Rosenberg’di.
Rosenberg’in hedefi açıktı. Yeni kurulan Sovyetler Birliği içerisinde Yahudiler için özerk oblast kurulmasını istiyor, bunun nerede olması gerektiği konusunda da net bir tercih ortaya koyuyordu.
Adres belliydi:
Kırım…
1924-1928 yılları arasında Ukrayna ve Belarus’taki Yahudi köylülerinin tarım faaliyetlerinde bulunmaları amacıyla Kırım’a göç ettirilmesi planlandı.
Rosenberg Moskova’ya geldi. Dönemin Bolşevik yöneticileriyle tek tek görüştü. Üstelik bu projeye ciddi mali kaynak ayıran yalnızca Rosenberg değildi. Amerika ve Fransa’daki Yahudi iş insanları da projeye önemli miktarda finansman sağlamaya hazırdı.
Bu girişimler Sovyet yönetiminde karşılık buldu. Molotov, Troçki, Kalinin, Kamenev ve Buharin gibi dönemin en etkili isimleri de projeyi destekleyenler arasındaydı.
Bunun üzerine Kırım’a parça parça göçler başladı.
Fakat bu gelişmeler karşısında Kırım Tatarlarının itirazları da yükselmeye başladı.
O dönemde Kırım Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin başında bulunan Veli İbrahimov, Moskova’ya giderek bu projeden vazgeçilmesini ısrarla talep etti. Art arda gönderdiği raporlar ve şikâyet dilekçeleriyle göç sürecinin durdurulmasını istedi.
Projeyi savunanlar ise tarım alanlarında çalışacak nüfusa ihtiyaç bulunduğunu, ayrıca Yahudi iş insanlarının o günün şartlarında yaklaşık 30 milyon dolarlık yatırım yapmayı taahhüt ettiklerini dile getiriyordu.
Veli İbrahimov buna karşılık Tatar cemiyetlerini organize etmeye çalıştı. Bu topraklarda tarım faaliyetlerini Kırım Tatarlarının da başarıyla yürütebileceğini göstermeye gayret etti.
Ancak bütün bu çabalarının sonunda “halklar arasında nifak çıkarmak” suçlamasıyla tutuklandı ve kurşuna dizildi.
Sovyet yönetiminde hâkim olan anlayış ise Yahudilerin de diğer Sovyet halkları gibi kendilerine ait bir cumhuriyet kurma hakkına sahip oldukları yönündeydi.
Elbette farklı öneriler de vardı. Yahudilerin Sovyetler Birliği’nin Uzak Doğu bölgesine yerleştirilmesini isteyenler bulunuyordu. Ancak siyonist çevreler buna razı değildi. Onların hedefi Kırım’dı.
Yerleştirme süreci devam ederken Moskova’nın en büyük endişelerinden biri de Kırım’daki diğer halkların, özellikle de Tatarların göstereceği tepki ve olası ayaklanmalardı.
Nitekim Veli İbrahimov’un ardından göreve gelen Tatar kökenli yöneticiler de bu göç projesine karşı çıkmayı sürdürdüler.
Belgelerde dikkat çeken bir diyalog
Kırım Projesi kapsamında, Rosenberg’in Rusya’da kurduğu Agro-Joint isimli tarım şirketinin temsilcisi Lubarski ile aynı zamanda Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Toprak Paylaşım Halk Komiserliği Başkan Yardımcısı Volf arasında geçen diyalog oldukça dikkat çekicidir.
Lubarski, Volf’un Yahudilerin Kırım yerine Uzak Doğu’ya yerleştirilmelerinin gündemde olduğunu söylemesi üzerine şu ifadeleri kullanır:
“Uzak Doğu bizim için makbul değil. Oralar enerjik Ukraynalılar içindir. Yahudiler için Ukrayna ve Kırım gibi bölgeler gereklidir. Kırım’ın Ukrayna’ya bağlanması iyi olurdu. Ukrayna yönetimiyle anlaşmak kolaydır.”
Bu ifadeler, 1924 yılına ait yazışmalarda ve açık kaynaklarda yer almaktadır.
İlginç değil mi?
Stalin döneminde Kırım Projesi
Şimdi gelelim bu projenin Stalin dönemindeki karşılığına…
II. Dünya Savaşı sırasında Kırım’a göç etmiş Yahudilerin önemli bir bölümü hayatını kaybetti. Nazi Almanya’sının Ukrayna ve Belarus’taki Yahudilere yönelik gerçekleştirdiği soykırım ise tarihî belgelerle sabittir.
Savaşın ardından Molotov, Yahudiler için Kırım Projesi’ni yeniden gündeme taşıdı. Özellikle Avrupa’dan göç eden Yahudilerin yerleştirilmesi Sovyet yönetimi açısından önemli bir mesele hâline gelmişti.
Amerika’daki Yahudi Antifaşist Komitesi de yeniden Sovyet yönetimine başvurularda bulundu.
Gennadiy Kostırçenko, Stalin’in Saklı Politikaları adlı eserinde bu süreci ayrıntılarıyla anlatmaktadır.
Ancak bütün girişimlere rağmen Kırım Projesi hayata geçirilemedi.
Çünkü Stalin kararını vermişti.
Yahudiler Sovyetler Birliği’nin Uzak Doğu bölgesine yerleştirilecekti.
Amerika’daki siyonist çevrelerin ısrarına, Rosenberg’in yıllarca yürüttüğü girişimlere ve harcanan büyük mali kaynaklara rağmen Kırım Projesi gerçekleşmedi.
1952 yılında Komünist Parti Plenumu’nda Stalin, Molotov hakkında şu değerlendirmeyi yapıyordu:
“Molotov davamıza sadıktır. Hiç düşünmeden canını parti için verebilir. Fakat onun değersiz emellerini de görmezden gelemeyiz. Kırım’ı Yahudilere vermek teklifi nelere mal olur biliyor musunuz? Bu, Yoldaş Molotov’un derin siyasi hatasıdır. Biz artık Yahudilere otonom cumhuriyet kurmuşuz. Bu yeterli değil mi? Yahudilerin Sovyet Kırım’ı üzerindeki hukuksuz iddialarına Yoldaş Molotov’un avukatlık yapmasına izin verilemez.”
Bu konuşmanın ardından Sovyet döneminde Kırım’ın Yahudilere verilmesi teklifi bir daha gündeme gelmedi.
Sonraki gelişmeler
Ancak Stalin’in ölümünden sonra iktidara gelen, aslen Ukraynalı olan Nikita Kruşçev döneminde alınan kararla Kırım, Rusya Federatif Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nden alınarak Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlandı.
Şunu özellikle belirtmek gerekir ki, Stalin’in Kırım’ı Yahudilere vermemesi Kırım Tatarlarını koruma düşüncesinden kaynaklanmıyordu. Çünkü Kırım Tatarlarına en büyük zulmü yapanların başında bizzat Stalin gelmektedir.
Ancak Karadeniz havzasında etkili olabilecek ve Amerika ile güçlü bağlara sahip siyonist çevreleri, Sovyetler Birliği’nin Uzak Doğu’suna yönlendirme tercihi, Stalin’in meseleye farklı bir jeopolitik perspektiften baktığını göstermektedir.
Buradan da anlıyoruz ki, küresel güç mücadelelerinde demografik projeler ve stratejik coğrafyalar her zaman önemli bir koz olarak görülmüştür.
Stalin, Yahudi kartını kendi siyasetinde sonuna kadar kullandı. İsrail dışında Yahudilere yönelik tek özerk oblast da Sovyetler Birliği döneminde, bugünkü Rusya Federasyonu sınırları içerisinde kuruldu. Ayrıca İsrail Devleti’nin kuruluş sürecinde de Stalin’in rolü tarihî bir gerçektir.
Kırım meselesi ise farklıdır.
O günün şartlarında Stalin’in neden bu projeye karşı çıktığı daha net anlaşılmaktadır. Batı ile entegre olabilecek grupların Karadeniz’e yakın stratejik bir coğrafyada yoğunlaşmasını uygun görmediği anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında Amerika’daki siyonist çevrelerin yönlendirmelerine rağmen, Sovyetler Birliği içinde kurulan Yahudi özerk oblast dışında göçmen Yahudiler, Ukrayna, Belarus, Azerbaycan, Özbekistan, Gürcistan ve Dağıstan gibi farklı bölgelere yerleştirildi.
Bugünün şartlarından geriye dönüp baktığımızda gözden kaçırılmaması gereken gelişmeleri dikkatle takip etmekte yarar vardır.
Zira siyonistler için hedef hâline gelen hiçbir projenin zaman aşımına uğramadığı kanaatindeyim.
Bu nedenle Ukrayna’nın demografik yapısını, göç hareketlerini ve Kırım meselesini değerlendirirken, tarihin bu eski hesaplaşmasını da göz ardı etmemek gerekir.

