15 Temmuz 2016’da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve milletin iradesine karşı gerçekleştirilen işgal girişimine şahitlik ettik.
Peki o gün milletin iradesine neden saldırıldı?
Milletimiz o destansı direnişi sergilerken nasıl bir tarih ve hafıza bilinciyle hareket etti?
Aradan on yıl geçiyor. Ancak her geçen yıl bize, tarihin doğru tarafında durmanın yalnızca bir tercih değil; kahramanlık, cesaret ve iman meselesi olduğunu yeniden hatırlatıyor...
MİT, darbe planını deşifre etti
Millî İstihbarat Teşkilatı'mız, o gün olduğu gibi bugün de hainlerin planlarını sessiz ama büyük bir ustalıkla ortaya çıkarmaya, gerçekleri deşifre etmeye devam ediyor.
Paylaşılan bilgiler, darbe kararının 2015 yılında Pensilvanya’da FETÖ elebaşının bulunduğu yerde alındığını ortaya koyuyor.
Bir yıl boyunca toplum üzerinde oluşturulacak manipülasyonlar, ekonomik kriz senaryoları, dezenformasyon faaliyetleri ve algı yönetimi üzerine ayrıntılı planlamalar yapılmıştı.
Darbe gecesi sahte sosyal medya hesaplarından yayılan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “kaçtığı” yönündeki yalan haberler de dâhil olmak üzere birçok yöntem önceden hazırlanmıştı.
Millî İstihbarat Teşkilatı’nın yıllar içinde paylaştığı yeni bilgiler, devletin o karanlık yapının ensesinde olduğunu ve mücadeleyi kararlılıkla sürdürdüğünü gösteriyor.
Peki neden darbe planlandı?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a duyulan öfkenin asıl nedenini doğru anlamamız gerekiyor.
Bunun için Osmanlı sonrası dünya düzenine ve bölgemizin yakın tarihine dikkatle bakmalıyız.
PKK ve benzeri terör örgütleri ile DEAŞ gibi yapılar üzerinden coğrafyanın yeniden şekillendirilmek istendiğini gördük.
Orta Doğu’ya bütüncül bakmak zorundayız. Ancak o zaman son kale olarak görülen Türkiye üzerinde uygulanmak istenen senaryoyu daha sağlıklı idrak edebiliriz.
Erdoğan liderliğindeki Türkiye, kendisine vurulan prangaları kırmaya karar verdi. Zincirlenmiş, çeşitli dayatmalarla sınırlandırılmış yapıyı, milletin kendi değerlerine ve toplumsal kodlarına dayanarak aşmak istiyordu.
Milletten aldığı destek arttıkça, bu zincirlerden kurtulmanın doğru zamanının geldiğine inanıyordu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgede yaşanan gelişmeleri, MOSSAD ve CIA operasyonlarını daha yakından okumaya başladı.
MİT’in sahada yürüttüğü çalışmalar gerçekleri ortaya çıkardıkça Erdoğan da elindeki istihbarata dayanarak yeni stratejileri devreye soktu.
Elbette FETÖ mensupları devletin birçok kademesinde bulunuyordu. Erdoğan bir taraftan bu yapıyı tasfiye etmeye çalışırken, diğer taraftan küresel operasyonlara karşı da mücadele veriyordu.
O günleri unutmamak gerekiyor.
MİT tırları operasyonu, tape organizasyonları, sokak olayları ve diğer girişimler birbirinden bağımsız değildi. Aynı sürecin farklı halkalarıydı.
Her defasında Erdoğan ve ekibi bu girişimlere karşı koymayı başardı.
Ülkenin siyasi partilerine de FETÖ eliyle operasyonlar yapıldı. CHP’de ve MHP’de yaşanan gelişmelerin arka planına dikkatle bakmalıyız.
Terör örgütleri üzerinden yürütülen eylem ve operasyonları tesadüf olarak kabul edebilir miyiz?
Elbette hayır.
15 Temmuz sonrasında ortaya çıkan gerçekler bunu açık biçimde gösterdi.
Kazılan tünellerin, FETÖ kılıfına bürünmüş hainlerin desteğiyle gerçekleştirildiği de ortaya çıkmadı mı? Çıktı.
Bütün bu gelişmelerin ardından yan operasyonlarla sonuca ulaşamayacaklarını anlayanlar, “Uzun Adam” diye tanımladıkları Erdoğan’ı bu kez fiziksel olarak ortadan kaldırmayı hedefledi.
Marmaris’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik suikast girişiminin asıl amacının fiziki olarak ortadan kaldırmak olduğu da itirafçıların ifadeleriyle kayıtlara geçti.
Evet, Erdoğan’ı tanımamışlardı!.. O gece Erdoğan gibi dirayetli, cesur ve imanlı bir lider olmasaydı bugün nasıl bir Türkiye ile karşı karşıya kalacağımızı hiç düşündük mü? O gece Erdoğan’ın cesareti ve kararlılığı milletin topyekûn ayağa kalkmasına yön verdi.
Gerçek liderlik tam da böyle zamanlarda ortaya çıkar... Yiğit, düştüğü yerden yeniden kalkabilendir... O gece yalan, iftira ve algı operasyonları aynı anda devredeydi. Milleti umutsuzluğa, korkuya ve çaresizliğe sürüklemek istediler. Fakat Erdoğan’ın milleti meydanlara çağırması bütün planları bozacak anahtar hamle oldu...
Milletin feraseti
Tarih boyunca nice savaşlar, nice direnişler yaşadık.
Ecdadımızın mücadelesine baktığımızda milletimizin daima bayraktarlık görevini üstlendiğini, Allah’ın emirlerine teslim olmuş bir inançla İslam sancaktarlığına talip olduğunu görüyoruz.
Bu ruh bizi her defasında küllerimizden Anka kuşu gibi yeniden doğurdu...
15 Temmuz da işte bu ruhun yakın siyasi tarihimizde yeniden tecelli ettiği günlerden biri oldu. Cesur ve imanlı millet, cesur ve dirayetli liderini gördüğü anda ne yapacağını biliyordu. Buna milletin feraseti diyoruz... Bu feraset, zor zamanlarda doğru yolu ve doğru önderliği bulmayı mümkün kılar.
O gece Erdoğan’ın aklı ve cesareti ile milletin iman ve feraseti birleşti; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin işgal edilmesine izin verilmedi.
Devletimizin derin hafızasını ve görünmeyen kahramanlarını bu büyük direnişin omurgası olarak görmek gerekir.
Çünkü o omurga, Ömer Halisdemir gibi nice kahramanın sessizce şehadete yürüyebilmesini sağlayan ruhun devamıdır.
Devletimizin isimsiz kahramanlarına, milletimizin cesur evlatlarına ve cesur yürekli lideri Erdoğan’a ne kadar minnet duysak azdır.
Azerbaycan’da çok güzel bir atasözü vardır:
“Yiğit odur her derde katlana, yiğit odur attan düşe, atlana... (attan düşse de yeniden ata biner.)”

