Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Terörsüz Türkiye’nin hukuki mimarisi
0:00 0:00
1x
a- | +A

Türkiye, devlet aklının ve siyasi iradenin büyük bir kararlılıkla yürüttüğü, tarihî bir sürecin içinden geçmektedir.

Ankara’da Meclis’in süregelen yoğun mesaisi ve atılan hukuki adımların merkezinde, Türkiye’nin terör prangasından ebediyen kurtulmasını sağlayacak stratejik bir vizyon yer alıyor.

Bu süreç, yalnızca güncel bir siyasi tartışma değil; Türkiye’nin ikinci asrında güvenlik, hukuk ve toplumsal istikrarı birlikte inşa edecek devlet iradesinin en somut tezahürüdür.

Bu yolda yürütülen çalışmaları, münfesih terör örgütü PKK’nın varlığının tamamen sona erdirilmesi ve toplumsal huzurun kalıcı hâle getirilmesi ekseninde değerlendirmek gerekiyor.

Bölgedeki vatandaşlarımız, terörün gölgesinden uzak, huzurlu bir geleceğe dair on yıllar sonra ilk kez bu denli güçlü ve somut bir umut taşıyor. Toplumsal vicdan, devletimizin bu kapsayıcı ve kararlı yaklaşımını bir huzur ve terörden kurtuluş vesilesi olarak görmekte.

Kavramları doğru yerli yerine oturtmadan bu süreci sağlıklı değerlendirmek mümkün değildir. Son günlerde kamuoyunda en sık dile getirilen iddia, üzerinde çalışılan düzenlemenin bir “genel af” olduğu yönündedir. Oysa bu değerlendirme, hem hukuki gerçeklikle hem de devletimizin yürüttüğü güvenlik stratejisiyle bağdaşmamaktadır.

Öncelikle altını kalın çizgilerle çizmek gerekir ki, konuşulan düzenleme kesinlikle bir genel af değildir. Bunu bu şekilde sunmak, devletimizin terörle mücadelede geldiği aşamayı ve bu aşamanın hukuki gerekliliklerini doğru okuyamamaktır.

Devletimizin hedefi son derece nettir: Kamu vicdanını zedelemeden, aziz şehitlerimizin emanetleri olan ailelerin ve kahraman gazilerimizin hassasiyetlerini en üst seviyede gözeterek, hukuk devleti ilkesinden en küçük bir taviz vermeden terör belasını Türkiye’nin gündeminden kalıcı olarak çıkarmaktır.

Bu nedenle hazırlanan hukuki çerçeve, klasik anlamda bir af düzenlemesi değil; devletin güvenlik stratejisini tamamlayan özel bir hukuk mekanizmasıdır. Başka bir ifadeyle mesele ceza hukukunun genel yapısını değiştirmek değil, güvenlik alanında elde edilen stratejik sonucun hukukla tahkim edilmesidir.

Resmî kaynaklardan edindiğim bilgilere göre, üzerinde çalışılan hukuki çerçeve üç temel karakter üzerine inşa ediliyor.

Birincisi, amaca özgü olması. Düzenleme yalnızca münfesih terör örgütünün silahlı varlığının tamamen ve geri döndürülemez şekilde sona erdirilmesi amacına hizmet etmektedir. Bunun dışında herhangi bir siyasi pazarlığın, farklı suç tiplerinin ya da başka adli hesapların bu çerçevenin içine dâhil edilmesi söz konusu değildir.

İkincisi, müstakil olmasıdır. Burada ceza infaz sistemini kökten değiştiren kalıcı bir reformdan bahsedilmemektedir. Türk ceza hukukunun temel ilkeleri korunmaktadır. Düzenleme; olağanüstü nitelikteki bu güvenlik sürecini yönetmek üzere hazırlanmış, kapsamı sınırları açık biçimde belirlenmiş teknik ve özel bir hukuk mekanizmasıdır.

Bu çerçevede “Terörsüz Türkiye” vizyonunu yalnızca bir güvenlik politikası olarak değerlendirmek eksik bir okuma olacaktır. Esasen bu vizyon; devletin bekasını, iç cephenin tahkimini, hukukun üstünlüğünü, demokratik katılımı, toplumsal dayanışmayı ve ekonomik kalkınmayı birlikte ele alan kapsamlı bir devlet politikasıdır. Nihai hedef, sadece silahların susması değil; toplumsal bütünlüğün güçlenmesi, millî dayanışmanın pekişmesi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ikinci asrını daha güçlü bir stratejik zemine oturtacak kalıcı bir huzur ikliminin tesis edilmesidir.

Üçüncüsü ise geçici olmasıdır. Devlet yeni ve sürekli işleyecek paralel bir hukuk düzeni kurmamaktadır. Yönetilen şey, belirli bir güvenlik sürecidir. Süreç tamamlanıp münfesih terör örgütünün silahlı varlığı tamamen ortadan kalktığında, bu mekanizma da görevini tamamlayacak ve kendiliğinden hukuki işlevini yitirecektir.

Dolayısıyla tartışmayı “af var mı, yok mu?” gibi slogan düzeyindeki bir zemine sıkıştırmak, meselenin özünü perdelemektedir. Asıl tartışılması gereken husus, devletin güvenlik alanında elde ettiği üstünlüğü hukuk zemininde nasıl kalıcı hâle getireceğidir. Bugün yürütülen çalışma tam da bu stratejik ihtiyacın ürünüdür. Hukuk, bu süreçte güvenlik siyasetinin alternatifi değil; onu kalıcı sonuca ulaştıran tamamlayıcı unsur olarak devreye girmektedir.

Sürecin bütünü içinde yapılacak düzenlemeler, geniş bir siyasi uzlaşmayla "Terörsüz Türkiye" hedefinin parçası olarak hayata geçirilecektir. Bu düzenlemeler; toplumsal bütünlüğe katkı sağlayacak, mağdurları koruyacak, toplumsal hafızayı onaracak, terörün yol açtığı insani, sosyal ve psikolojik yıkımı telafi edecek; benzer acıların bir daha yaşanmaması için sosyal ve hukuki mekanizmalara öncelik verecektir.

Bu süreçte devletimiz, sahip olduğu muazzam güvenlik kapasitesini, bir çatışma değil, bir huzur aracı olarak kullanmaktadır. Devletin gücü, sadece silahlı unsurlarıyla değil, aynı zamanda milletiyle bütünleşmiş, hukuka dayalı adalet anlayışıyla da kendini göstermektedir. Terörsüz Türkiye sürecinin şartlarını Türkiye Cumhuriyeti Devleti belirler ve uygular.

Terörle mücadelede nihai başarı, yalnızca sahada kazanılan askerî zaferlerle sınırlı değildir. Mühim olan; münfesih terör örgütünün silahlı varlığını tamamen yok edecek, toplumsal huzuru sarsılmaz bir temele oturtacak ve bu coğrafyada bir daha benzer yapıların neşet etmesine asla izin vermeyecek kalıcı devlet düzenini kurabilmektir.

Bugün Gazi Meclis’te üzerinde çalışılan ve titizlikle olgunlaştırılan hukuki çerçeve, işte bu stratejik hedefin en önemli tamamlayıcısıdır.

Türkiye Cumhuriyeti, kendi hukukunu konuşturarak ve devlet ciddiyetiyle hareket ederek, uzun yıllardır süregelen bu sorunu tarihe gömme kararlılığındadır.

Bu süreç, sadece terörün bitişini değil, aynı zamanda devletin gücünün, kararlılığının ve hukuk devleti vasfının en somut tescilidir. Bölge halkı, devletin bu şefkatli ancak bir o kadar da kararlı elini tutmaya, huzur dolu yarınlara hep birlikte yürümeye hazırdır.

Devlet, toplumun huzuru ve ülkenin istikbali için gereken tüm adımları, kendi belirlediği stratejik takvim ve hukuki zemin üzerinde kararlılıkla atmaktadır. Meclis’in yürüttüğü yoğun çalışma da bu stratejik iradenin hukuk zeminindeki tezahürüdür. Münfesih terör örgütünün artık hiçbir meşruiyet ve hareket alanının kalmadığı bu yeni dönemde Türkiye Cumhuriyeti, geleceğini kendi hukukuyla, kendi iradesiyle ve kendi devlet aklıyla inşa etmektedir.

Terörsüz Türkiye vizyonu, yalnızca silahların susmasını değil; hukukun üstünlüğünün, toplumsal bütünleşmenin, millî dayanışmanın ve güçlü devlet anlayışının kalıcı hâle gelmesini hedeflemektedir. Doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine huzurun hâkim olduğu güçlü Türkiye, işte bu hukuki mimari üzerinde yükselecektir.

Nur Tuğba Aktay'ın önceki yazıları...