Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Fırsat
0:00 0:00
1x
a- | +A

Avrupa’nın tarifiyle "Muhteşem Süleyman"ın, aslî ünvanıyla Cihân Pâdişahı Kanunî Sultan Süleyman Han’ın tarifiyle "Fransa Vilayeti"nin Kralı Françesko’nun topraklarında bugün Fransa Cumhurbaşkanı olan Emmanuel Macron, 25/26 Nisan 2026 tarihinde Yunanistan’a resmî bir ziyarette bulundu. Ziyaretin sebebi, Fransa-Yunanistan Savunma İşbirliği Andlaşmasını yenilemek…

Milletler arasında cereyan eden böylesi temasları, husumet sebebi saymak, devlet geleneğimizde yoktur. Bundan dolayı "Fransa Cumhurbaşkanı, Atina’da ne arıyor?" demez, rahatsız olmaz ve ziyareti, tabiî karşılarız.

Şu var ki böylesi ziyaretlerde dolaylı biçimde, atıfla, imâ ile de olsa Türkiye’ye sataşma, hele tehdit olursa Muhteşem Süleyman’ın evlâdları, gerekeni yaparlar.

Sn. Macron, Sn. Miçotakis’le Atina’daki buluşmalarının ardından basının karşısına çıktıklarında bir gazeteci "Ege’de Yunanistan’ın hükümranlık haklarına meydan okunması hâlinde Fransa, ne yapar?" diye Macron’a ısmarlama olma ihtimali yüksek bir soru yöneltince şöyle cevap verdi:

-Burada oluruz! 2021 yazında ne yaptığımıza bakabilirsiniz, birkaç hafta evvel Kıbrıs’ta ne yaptığımıza bakabilirsiniz. Fransa-Yunanistan İttifakının târifi budur!

Böylece devam eden konuşmada Türkiye adı zikredilmiyor. Ona cesaret edilememiş.

Buna rağmen bâzı Yunan gazeteleri, misafir cumhurbaşkanının beyanatını, şöylece haberleştirdiler:

"Türkiye, Yunanistan’ı tehdit ederse yanında olacağız!", "Fransa, ilk defa Türkiye’yi tehdit etti”, "Fransa, Ankara’ya karşı Yunanistan’ın yanında olacağının teminatını verdi.”, “Yunanistan-Fransa İttifakı, Türkiye’ye karşı!.."

Yunanistan’ın asıl gâyesi, Türkiye’ye karşı Fransa’nın nükleer himâyesi altına girmek. Ancak bu çaba, Ankara için kaş çatma sebebi olduğu gibi Moskova tarafında da sıcak karşılanmıyor…

Macron’un Atina’da sarf ettiği mecraından çıkmış bu iddiası, akıllara hemen Türkiye Cumhuriyeti Hariciye Bakanı Hakan Fidan’ın sözlerini getirdi. Sn. Fidan, 10 Ocak 2026’da iç ve dış basın mensuplarıyla beraberdi. O gün bir gazeteci "Fransa gibi bazı Avrupa devletleri, Suriye’nin kuzeyinde YPG’ye destek veriyorlar" hatırlatmasını yapmış, bizim buna karşı tavrımızın ne olduğunu sormuştu…

Sn. Bakan, değerlendirmesinde "Avrupa’daki bazı küçük ülkeler" diye konuşmaya başladı. Bu tarif ve endam ölçüsü o gün, en evvel, bahse konu Fransa’yı işaret ediyordu. Bu Küçük Ülkelerin, bölgede ABD’nin koltuğu altında halka ve barışa zarar verdiklerini söylüyor ve Amerika olmadan bölgeye gelmeye cesaret edemeyeceklerini tafsilatlı şekilde anlatıyordu…

Emmanuel Macron-Kiryakos Miçotakis ikilisinin, haddi aşan cümlelerine karşı, Türkiye’nin 10 Ocak’ta Hariciye Bakanıyla verdiği soğukkanlı kararlı cevap, bugün de muteberdir.

O söz, yeniden gündeme gelmiştir…

Olayın diğer boyutu tarihî seyirdir:

Fransa Kralı Françesko, 1525 yılında İspanya Kralı Şarlken’e esir düşer. Esir kralın validesi, Cihân Padişahından yardım dilediği bir mektup gönderir. Padişah, nâmeyi okur. Cevabî mektup, kaleme alınır. Cevapta Osmanlı Devleti ve Sultan, cihana hükmeden kudret olarak tarif edilirken; Fransa, korumamız altındaki bir vilâyet diye tasvir edilir. Kral’a "Sen ki Fransa vilayetinin Kralı Françesko’sun!" cümlesiyle hitap edilir, kurtarma vaadi verilir ve hürriyetine kavuşturulur. Avrupa’nın, hele Fransa’nın yaşadığı bu ezik ruh hâlinin İngiltere, Fransa ve Çarlık Rusya’sının Mora yarımadasında Rumları kışkırtarak isyan çıkarmalarında büyük payı olsa gerektir. 1821’de başlayan ayaklanmada Türkler başta olmak üzere Müslümanlara bugün Gazze’de olduğu gibi vahşi bir soykırım yapılmıştı. Avrupa kışkırtma ve destekli bu isyanda 50 bine yakın şehîd verdik. İsyanla birlikte 10 yıl içinde Yunanistan kurulmuş oldu. Yunanistan, 5 asır sonra bizden ilk kopan parçadır…

Fransa, I. Dünya Harbinde de Şam-ı şerif bölgemiz ile Adana, Hatay, Halep, Maraş ve Urfa’yı işgal etmişti. İngiltere ve Yunanistan’la beraber İstanbul işgalcilerinin arasındadır. Fransa, Doğu Akdeniz’i teşkil eden ve "Levand" denen Asya’nın Akdeniz kıyı coğrafyasına hep yakın ilgi içinde olmuştur. O sahiplenme hissi bugün de devam ediyor. Haçlılara, Urfa Kontluğuna kadar giden hikâyesi vardır.

İngiltere, I. Dünya Harbi’nin hemen ardından Yunanlıları, vekâlet savaşçısı işgalciler olarak İzmir üzerinden garbî Anadolu’ya çıkardılar. Diğer işgalciler gibi onlar da 3 yıl boyunca çok mezalim yaptılar…

Bu malumat, kin tazelemek için değil, ders çıkarmak, ibret almak içindir:

Bugün, eski teb’alarımızdan olan Ermenistan, diaspora tüccarlarına rağmen Türkiye’ye yakınlaşırken Yunanistan’ın çıkmaz sokaklara sapması fevkalade yanlıştır. Atina, zamanı okuma melekesi kazanarak Ankara ile dostluk kurma yoluna girmelidir. Suriye misali gözler önünde. Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in bir ay önceki Türkiye ziyaretini ümid verici bulmuştuk. Ama varılan noktada maalesef iyi haberlerle karşılaşmıyoruz. Hâlbuki, Yunan idarecileri, 1821’den beri sömürgeci Batı tarafından kullanıldıklarını artık görebilmeliler.

Osmanlı Türkiye’sinden kopan hangi millet, iflah oldu, âbâd oldu? Hiçbiri! Her ırk ve her dinden eski teb’amız bütün milletler, emperyalist devletlerin kullanışlı malzemesi durumuna düştüler.

Kültürdaşımız veya dindaşımız olan o milletlerin karşısına şimdi tarihî bir fırsat çıkmıştır. Bu fırsatı kaçırmamak akıl ve milletlerine hizmet gereğidir. Türkiye’ye tutunarak birlikte kalkınma imkânına kavuşabilirler. Batı’ya yamanma ve Türkiye’ye husumet üretme yerine buna kafa yormalı. Emperyalist dünya, hep sırtınızı sıvazladı ama işi bitince posa gibi bir kenara attı...

Rahim Er'in önceki yazıları...