Muhsin Batur, "12 Mart 1971 Muhtırası" adlı yumuşak darbede Hava Kuvvetleri komutanıydı. Sert ve hukuku çiğneyebilen bir generaldi…
12 Mart’ta Eskişehir Bölgesi Örfî İdare Komutanı olduğu hâlde darbe sırasında yargı mahallini aşarak Eskişehir’den gönderdiği inzibatlarla İstanbul Sıkıyönetim Bölgesinden Kadir Mısıroğlu’nu evinden aldırıp Eskişehir’e getirdiğini Kadir Mısıroğlu, baş başa bir sohbetimizde bize anlatmıştı. Yapılan, aslında adam kaçırmaydı. Mücadeleci merhum müellif Kadir Mısıroğlu’nun Eskişehir’deki askerî cezaevinde mâruz kaldığı insanlık dışı muameleleri nakletmemiz imkânsızdır…
Muhsin Batur, 27 Mayıs 1960 günü Başvekil Adnan Menderes’i tutuklayarak Ankara’ya götüren albaydır. Bu fiilinden dolayı bir yıl sonra generalliğe terfi etmiştir. 1974’te CB Fahri Korutürk tarafından Kontenjan Senatörü seçildi. Kontenjan Senatörlüğü, 27 Mayıs Anayasasının başlattığı ve 12 Eylül Anayasasıyla devam eden kötü bir uygulamaydı. Böylece darbecilere makam ve hazineden imkân yağması yaptırılıyordu. Adı geçen kişi, Kontenjan Senatörü iken CHP’ye geçti. 1980’de CHP’den CB adayı olarak seçime girdi ve kazanamadı…
"Uçan general" lakaplı bu şahıs hakkındaki malumatı, şundan dolayı verdik:
1937-1938’de adı bugün Tunceli olan Dersim’de aşiretler isyanı çıkmıştır. Zaten o tarihe göre yarım asırdan fazla bir zamandır birçok ayaklanma olmuştu. Ayaklanmaları, Suriye’yi işgal etmiş olan Fransa ve her fitnenin içinde olan İngiltere el altından desteklemektedir. İşin içine ırz ve namusa saldırı da girince isyan, büyümüş ve çevre illere de yayılmıştır. CHP’nin Tek Parti Hükûmeti, karadan ve havadan ağır bir cezalandırmaya gitmişti. Mağaralara sığınan siviller, zehirli gazlarla katledilmiştir. Sabiha Gökçen gibi Muhsin Batur da harekâtta vazifelidir.
Muhsin Batur, askerî ve politik hayatından sonra hatıratını yazdığında sıra "Dersim Harekâtı"na gelince okuyuculardan özür dileyerek bu kısmı yazmayacağını beyan etmiştir. Tövbe bir tarafa, pişmanlığını bile dile getirmemiş, yaptıklarını ikrar ve kabullenme cesaretini gösterememiştir. Kendini bilen, hatasından dolayı özür diler, helallik ister. Ama burada bilinen ve yaşanmış olan yakın tarih malumatı, dürüstçe paylaşılacağına hatırat okuyucusundan özür dileniyor. Özür, okuyucudan değil, Dersimli maktuller ve onların arkada kalan evlatlarından olmalıydı. Nasıl bir mezalim yapıldı ki Muhsin Batur gibi biri bile bunu yazamadı…
"Dünyanın ilk savaş pilotu" denen Sabiha Gökçen, malûm generale nazaran daha vurdumduymazdır. Ülkenin bir yerindeki asayiş sıkıntısına müdahale, o müdahalenin içinde bulunanlardan bir bayanı nasıl oluyor da dünyanın ilk savaş pilotu yapıyormuş? Garip bir yakıştırma. Mustafa Kemal’in kız 8 evlâd-ı manevisinden biri olduğu söylenen ve Ermeni akrabaları tarafından asıl adının Hatun Sebilciyan olduğu haber verilen bu pilot, 1937/38 Dersim Harekâtı’nda tayyare ile yaptığı bombardımanları, 1956 yılında gazeteci Halit Kıvanç’a verdiği mülakatta ikrar etmiştir.
Sabiha Gökçen ismi, 17 Aralık 1998’den beri İstanbul’un Anadolu yakasındaki hava meydanında yaşatılmaktadır. O tarihte ANAP-DSP-DTP’li üyelerden oluşan 55. Hükûmet işbaşındaydı. Mesut Yılmaz, Başbakandı. Başbakan yardımcısı Bülent Ecevit, Dersimli Kürdîzâde Mustafa Şükrü Efendinin torunu olduğu hâlde bu karara muhalefet etmemiştir.
Sabiha Gökçen, Halit Kıvanç’la vaki bahsi geçen mülakatta övünen bir tavırla şöyle demiştir:
-Canlı ne görürseniz ateş edin! Diye emir almıştık. Âsilerin gıdası olan keçilere bile ateş ediyorduk!..
Dersim Harekâtı’nda toplu imha, katliam, çok sayıda idam ve birçok kargaşa oldu. Rakamlar çok yüksek ifade edilmektedir. Resmî raporlar dahi 13 binden fazla ölümü kabul etmektedir. 20 binden fazla sürgün yapıldığı kayıtlarda mevcut.
Pilot Muhsin Batur ve pilot Sabiha Gökçen ve Dersim Harekâtından neden söz ettik?
Mevzuu durup dururken açmadık. Tam da ortadan ikiye bölünme ihtimali arz eden CHP’den dolayı bu bahsi kaleme aldık:
Dersimli siyasetçi-CHP münasebetlerinde anlaşılmaz bir tezat var. Devrin Tek Parti Zihniyeti ve CHP iktidarı, Dersim’de -sadece küçük bir hülasasını yazdığımız- şu sarsıcı icraatları yaparken Tunceli’nin siyasetçileri, sıkı sıkıya CHP’ye sarılmakta, mazisine methiyeler düzmekteler. Hatta o övgüler, bugün Kılıçdaroğlu’nun esas sermayesidir. Bu tavrı, anlamak ve izah etmek imkânsız gibi. Bu tezada Stockholm Sendromu denebilir mi? Belki! Ama sanki şu ihtimal, daha gerçekçi bir mantık olabilir:
-Bize zulmeden bir yapıyı ele geçirdik!
Biz, daha evvel hem yazmış ve hem de ekranlarda konuşmuş ve şunu demiştik. Sabiha Gökçen ismi verilmiş olan havaalanımız olduğu yöre itibariyle "Kurtköy Havalimanı" yapılmalıdır. Bu teklifimize Tuncelili vekillerden destek gelmedi. Dahası da var. Kemal Kılıçdaroğlu, 22 Mayıs 2010 tarihinde CHP Genel Başkanı olmuştu. Başbakan Erdoğan, kendisine birkaç defa Dersim Harekâtı hatırlatması yaparak facianın sorumlusu CHP’nin mazisindeki bu ağır yükten dolayı genel başkan sıfatıyla Dersim’den özür dilemesini tavsiye etmişti. Zannederiz yerinde yeni olduğu için Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu buna cesaret edemedi. Oradan bir ses gelmeyince bu defa Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 23 Kasım 2011’deki AK Pati Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda, Devlet Adına Dersim’den özür diledi…

