Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Zirvenin öte yanı
0:00 0:00
1x
a- | +A

7/8 Temmuz 2026 tarihinde Ankara’da icra edilen 36. NATO Zirvesi, son asır içinde ev sahipliğini yaptığımız kalite katsayısı en yüksek toplantı oldu. NATO, bu çapta engin ve renkli bir beraberlik yaşamamıştı.

Türk Yıldızları, onların Trump’ın Türk askeri mangasına "merhaba asker!" demesinden sadece 10 saniye sonra havalanmaları gibi zirveye dair çok şey konuşuldu.

En çok sözü edilen liderlerse Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump’tı.

Gündemin Külliye’de cereyan eden tarafı olduğu gibi bir de sosyal medya tarafı yaşandı.

Sosyal medyada İzlanda Başbakanı Kristrun Frostadottir ile Bulgar yazar Sofhia Proneikos, vatandaşlarımızın sevgi ve takdirini kazandılar:

Donald Trump’ın kendine haslığı malum. Sn. Erdoğan’a çokça ve cömertçe iltifatlarda bulundu. Ama dikkat eden fark etmiştir ki bu mavi boncuk çerçiliği, her muhatabına yapmaktadır. Trump’ın CAATSA müeyyidelerinin kaldırılmasına dair sözüyle KAAN için motor satma ve F-35’lerin verilmesine dair taahhütleri hakkında, Amerika’ya gidince Kongre’de bir-iki teşebbüsten sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dönüp şu mazereti dile getirmeyeceğini kimse ileri süremez:

-Dostum, gördün; sözümü tuttum. Fakat Yahudi ve Rum lobisi iyi çalışmış, bilhassa Yahudi lobisi çok baskı yapıyor, Kongre’yi ikna edemiyorum!"

Bu ihtimal var mı?

F-35 ve KAAN motorları için yok değil.

Sn. Trump’ın Ankara’da iken İran aleyhine ağır ifadeler kullanması, Türkiye-İran münasebetleri zaviyesinden makbul değildi. Dediklerinin tamamı veya bir kısmı doğru olsa bile iyi olmadı. Benzer bir toplantı Tahran’da yapılsa ve orada Türkiye aleyhine böyle sözler söylenseydi milletçe yara alırdık. Zirvede elbette İran’a da temas edilecekti ama ağır konuşmaların yeri Ankara olmamalıydı. O sözler, Washington’da söylenebilirdi.

Trump, İran yönetimini ve İran’a dair her şeyi yerden yere çalarken Siyonist İsrail ve Soykırımcı Netanyahu aleyhine tek cümle, evet tek cümle konuşmadı. Tam tersine sözünün bir yerinde "biz Evanjelistler" yâni Hıristiyan Siyonistler diye adrese teslim cümle sarf etti.

ABD’de üç buçuk ay sonra ara seçimler var. Trump, seçimi kaybederse sosyal medyada dolaşan hicap verici fotoğraf ve videolar eşliğinde çok şeyi de kaybedeceğinin farkında olmalı.

Amerikan Başkanı’nın "Harika", "mükemmel", "güçlü lider" …gibi 7-8 kelimelik iltifat lügatine dönersek: Dediğimiz gibi bunları, şu veya bu şekilde alışveriş içinde olduğu her muhatabına karşı dile getirmektedir.

Ama; unutulmasın ki Türkiye Cumhurbaşkanı, Kasımpaşa’nın sokaklarından, hayatın içinden gelmektedir. Neyin kül olup olmadığını anlar. Lider, dinlemesini bilendir. Sn. Erdoğan’ın rahat ve itimat telkin eden tavrı ustacaydı. Her lideri iyi dinledi. Liderin bir vasfı da karşısındakine güven vermektir…

Bu zirveden dolayı halk arasında en çok konuşulan birkaç isimden biri de İzlanda Başbakanı oldu. Hâlbuki, İzlanda, 103 bin km2 ve 360 bin nüfuslu bir ada. İzlanda Cumhuriyeti Başbakanı Kristrun Frostadottir, 1988 doğumlu. 2024’ten beri görevde. Sosyal Demokrat İttifak Partisi mensubu. İktisatçı ve siyâsetçi. İki çocuk annesi.

Misafirimizin milletimize ve değerlerimize dair sarf ettiği şu güzel tesbit ve duygular takdiri de duayı da hak etmekte:

-Türkiye’de Müslümanların hoşgörüsüne hayran kaldım. Beni tevâzu ile karşıladılar. Ezân sesi çok hoşuma gitti, etkileyici bir tonlaması var. Burası artık benim ikinci vatanım. En kısa zamanda yeniden geleceğim…

Bulgar yazar Sofhia Proneikos da vatandaşlardan büyük takdir topladı. Bu hanım, Mehter’i yazdı. "Bâzen, birkaç davul vuruşu kâfidir" başlıklı makale fevkalade kıymetli. Yazı uzun fakat ruhu şöyle:

-Türkiye’nin, büyük medeniyetlerin, her zaman anladığı bir şeyi anladığını fark ettim. "Mâzi, bir yük değil, bir dildir." O dili konuşmayı bilen milletler, tarihlerini yalnızca nutuklarla anlatmazlar. Çünkü bâzen birkaç davul vuruşu yeter!..

Bu satırlar, sosyal medyada fırtına gibi eserken yazarın yazısını silmiş olduğu görüldü. Belli ki bir yerlerden baskı görmüş. Sosyal medyada silinmesi hiç mühim değil. Müsterih olsun, şimdi yazdığı nice bin dilde, gönülde ve hafızada yaşıyor.

Konuk liderlere hediye edilen bir tabanca da keza zirveye damgasını vuran yaşanmamış ve beklenmedik olaylardan oldu. Gümüşay adlı Türk yapımı ve 40 yıla yakın geçmişi olan revolver tabancaların her birinde bir liderin ismi yazılı. Silah, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasını taşıyan sertifika ve kurşunlarıyla birlikte sahiplerine verildi. Sanırız en çok sevinen Macar Başbakanı Peter Magyar oldu. Başbakan, hediyesini sosyal medyada sevinçle paylaştı. Şaşıranlar ve silahı götürmeyenler de vardı.

Bu tabancalarda şu atasözümüz yazılı olsaydı daha bir güzel olurdu:

At, avrat, pusat

Atalarımızın kelâmı, uzunca anlatılabilir fakat yine üç kelimeyle izah etmeli:

"At, nâmus, silâh"

Demek.

Rahim Er'in önceki yazıları...