Şu aralar adına "kentsel dönüşüm" dedikleri bir inşaat ve mimârî dönem yaşamaktayız. Ömrünü tamamlamış binalar, yıkılmakta ve yeniden yapılmakta…
NATO-Kuzey Atlantik Paktı Teşkilatı, 4 Nisan 1949’da ABD’nin başkenti Washington, DC’de "Washington Antlaşması"nın imzalanmasıyla kuruldu:
İzlanda, Lüksemburg, Belçika, Danimarka, Norveç, Portekiz, İngiltere, ABD, Kanada, Fransa, Hollanda, İtalya 12 kurucu devlettir. Ankara, 11 Mayıs 1950’de CHP iktidarının son 3 gününde Şemsettin Günaltay Başvekil iken NATO’ya üye olmak için müracaat etti. Veya çok partili hayata geçilmesi dayatması gibi mecbur edildi. Üyeliğe kabulümüz 18 Nisan 1952’dir. Bedeli Pusan’da ödenmiş bir kabuldür…
1914’te kopan I. Dünya Harbi felâketi 4 yıl sürmüş, Birleşik Krallık ve Japonya İmparatorluğu gibi bazı devletler dışındaki imparatorluklar tasfiye olunarak onların yerine "küçük olsun, benim olsun!" mantığıyla millî devletler kurulmuştu.
Harb-i Umumî galipleri, imparatorlukları tasfiye ettiler ama bu defa da kapitalizme ve ilmî sosyalizme dayalı Kara İmparatorluklar, Kızıl imparatorluklar ve Sarı İmparatorluklar kuruldu. ABD, Sovyet Rusya, Çin, yeni zamanların imparatorluklarıydı. Bu güçler, 1 Eylül 1939’da Nazi Almanya’sının Polonya’yı işgal etmesi üzerine kopan II. Dünya Harbiyle birbirleriyle vuruşmaya başladılar. Yerküre, yeni bir kan ve felâket dönemine daha girmişti. Bu harbin 1945’te bitmesiyle bu defa da Soğuk Savaş Dönemi başladı.
BM ve AB gibi NATO da bir soğuk savaş dönemi teşkilatıdır. Antikomünist devletlerin, sosyalizm muhaliflerinin NATO çatısı altında güvenlik ve savunma mimarisi ana fikriyle buluşması üzerine, sosyalist dünya da SSCB öncülüğünde 14 Mayıs 1955’te Polonya’nın başşehri Varşova’da Varşova Paktı’nı imzalandı.
Dünya, şimdi "Doğu Bloku" ve "Batı Bloku" diye iki kutba ayrılmış, Avrupa Berlin Duvarı, nâm-ı diğer "Utanç Duvarı"yla bölünmüştü. Çin de sosyalistti ama Varşova Paktı’na dâhil değildi. O zaman da şimdiki gibi kendine özgü siyâset güdüyordu.
1950-1990 arası NATO ve Varşova Paktı’nın zaman zaman diğer devletleri işgalleriyle geçti. Vietnam, Küba, Kore, Macaristan, Çekoslovakya, Afganistan… ilk akla gelenlerdir. BM, BMGK adlı 5’li vesayet altında olduğu için çâresizdi. Afganistan işgali, serçe ile filin mücadelesi gibiydi. Merak ediyor ve soruyorduk:
-Afganistan, Kızılordu karşısında acaba bir hafta dayanabilir mi?
Aynı soruyu, 7 Ekim 2023’te İsrail’in Gazze’yi işgalinde Gazze için de soracaktık. Fakat emperyalizmin değil Allah’ın dediği olacak ve mazlumlar galip gelecekti. Afganistan işgali üzerine SSCB, dağılmak zorunda kaldı. Daha sonraki diğer renkli işgalde ise bu defa da ABD Afganistan’dan başı önünde ayrılacaktı...
Sovyetler Birliği dağılırken 11 Mayıs 1991’de imzalanan "Prag Protokolü"yle Varşova Paktı lağvedildi. SSCB yıkılmış, Varşova Paktı bitmiş ve dünya artık Tek Kutuplu döneme girmişti…
Bilindiği gibi NATO, Sovyet işgal ve tehditlerine karşı kurulmuş bir savunma teşkilatıydı. Öyle ise ki öyle devâsa SSCB ve Varşova Paktı artık yok olduğuna göre ihtilalci emperyalist sosyalizme karşı kurulmuş olan NATO’ya ne gerek vardır?
Bu, mantıklı ve haklı bir sualdi.
Zaman, 21. Asra merdiven dayarken batıda aydınlar bu suali tartışıyorlardı. İtiraz haklıydı. Varşova Paktı gibi NATO da vazifesini tamamlamıştı. Bir kısım aydın böyle düşünerek teşkilatın feshedilmesini teklif ederken bir kısmı, durumdan vazife çıkararak yeni tehlike ve dolayısıyla yeni vazifeler ihdas etme peşindeydiler.
O aralar İslâm âlemine "İslâmî fundamentalizm" diye bir çamur atılıyor, "yeşil tehlike" diye bir tehditten söz ediliyordu. Kastettikleri, İslamiyet’ti. Haçlı köktendinciliği devredeydi. İlk Cihan Harbi günlerindeki huysuzluklarıyla NATO’ya yeni görev alanı biçiyorlardı.
Dedikleri şuydu:
-NATO’yu lağvetmeyerek Yeşil Tehlikeye karşı kullanalım!
Bunu diyen aklıevveller Türkiye’yi unutmuşlardı. Unutmayanlar, ikaz ettiler:
-NATO üyesi Türkiye de Müslüman bir ülke!
İşbu NATO, böylece düşe-kalka 21. Asrın ilk çeyreğini tamamladı. Bu zaman zarfında Boşnak-Sırp Harbinde belki bir nebze faydası olmuştur. Onun dışında boşlukta mekân işgal etti. Üyelerin aidat kavgaları yaşandı. ABD, NATO’yu yedek ordusu gibi gördü. İşgallerde kendisinden faydalandı. Bazı darbelerde silah olarak kullandı. 3 Temmuz 2013’te Mısır’da Abd’ül Fettah es-Sisi eliyle seçimle işbaşına gelmiş ve Ankara ile çok sıcak ilişkiler içindeki Muhammed Mursi’yi devirdi. Devrik Mursi, mahkeme salonunda can verdi.
15 Temmuz 2016’daki FETÖ Darbe ve İşgal teşebbüsünün arkasında birtakım NATO üs, asker ve beyin faaliyetlerinin olduğu çok yazılıp konuşuldu. Darbenin püskürtülmesi üzerine bazı suçluların kaçırılması, bugün dile gelmiyor diye yok sayılamaz.
Sonraki zamanlardan günümüze dek NATO, Trump için hep sorgulama sebebi oldu. "NATO’ya aidat borçlarınızı ödemiyorsunuz! Amerika, Avrupa’yı savunmak zorunda mı?" diye her vesileyle Avrupa liderlerini azarladı…
Hikâyesi bu olan NATO’nun akıbeti ne olacaktır?.. O NATO, Türkiye, 50 yıl boyunca terörle mücadele ederken ne vazifesini hatırladı ve ne de kılını kıpırdattı. Hâlbuki 5. Madde, yardıma gelmeyi âmirdi.
Bütün bu ve daha başka sebeplerle NATO tıpkı BM gibi tartışma mevzuudur.
Türkiye, bugün için bir cankurtaran simidi olmuştur. Ankara’da toplanan 36. NATO zirvesi, himâyemiz altında yapılmaktadır. Türkiye, NATO için kentsel dönüşüm yapan tecrübeli bir mimar gibidir. Buna rağmen sorgulanmayı hak ediyor:
-Bu NATO hangi tehlikeye karşı var?
Hangi sebeple tahkim edilmekte, yenilenmekte?
Rusya, zaten kendi derdiyle uğraşmakta.
İsrail’e zerrece toz kondurmazlar?
Yeni düşman Çin mi?
Mehmetçiği başka Pusanlar bekliyor olmasın?
Düşman kim?
Ankara, NATO’nun yeni merkezi olur mu?
Türkiye dostluğunda kim ne kadar samimi? Devlet adamlarımıza, yurdumuza bu kadar iltifatın altından kirli hesaplar çıkmaz mı? Çok dikkatli olmak gerekiyor:
İlâhîdeki o mısra zihnimde dönüp duruyor:
-Her yüze güleni dost olur sanma!

