Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
1.414’üncü seneidevriyesi: Zâtü’s-Savârî deniz zaf...
0:00 0:00
1x
a- | +A

Muharebe hitama erdiğinde Akdeniz cesetler ve direklerle çalkalanır. İşte bu yüzden Zâtü’s-Savârî (savârî: gemi direği) denir.

1.414’üncü seneidevriyesi: Zâtü’s-Savârî deniz zaferi
Başlık Resmi1.414’üncü seneidevriyesi: Zâtü’s-Savârî deniz zaferi

Akdeniz şirindir, sevimlidir, bereketlidir. Evvel zamanlarda onu elinde tutan kesin “cihan hâkimidir!”
Mısır, Miken, Fenike, Pers, Yunan ve Roma uğruna mücadele verir.
İslamiyetin zuhuru esnasında Bizans’ın elindedir.
Hazret-i Muaviye Bilâdü’ş- Şam (Suriye) Valiliği yaptığı yıllarda Bizans gibi bir devin elinden şehirlerini alır, imparatoru adım adım geriletir.
Lakin Rumların güçlü bir donanması vardır, beklenmedik anlarda sahil şehirlerini basabilir, can yakabilir. Mesela II. Konstans’ın kaptanı Manuel bir gece 300 gemi ile gelir, İskenderiye’yi ele geçirir. Şehir Amr bin Âs’ın (radıyallahu anh) gayreti ve dirayetiyle tekrar alınsa da donanmaları olmadığı müddetçe benzer saldırılara maruz kalabilir.
Müslümanlar Hazret-i Ömer devrinde büyük fetihler yapar. Düşünün Sasani İmpharatorluğunu (eski Pers, Ahameniş, İran) ortadan kaldırırlar. Bugünlerde adı çok geçen Hürmüz Boğazı’nı elde tutarlar.
Ancak deniz tecrübeleri yoktur, Emirü’l-Müminin ihtiyatı seçer, zamana yayar.
Hazret-i Osman devrinde nispeten derya ile hemhâl olurlar, nitekim halife izin buyurur, mücahidlerin önünü açar.

Trablusşam
Başlık ResmiTrablusşam

ÇÖLDEN DERYAYA

Muaviye (radıyallahu anh) bir çöl çocuğu olmasına rağmen bir yandan bahriyeli yetiştirir, bir yandan gemici toplar. Likya gibi servi ağacı bol kıyıları ele geçirir, tersanelere kereste yollar.
Ustaların menşeine meşrebine bakmaz, marangoz, kalafatçı, dümenci olarak gayrimüslimleri de çalıştırır icabında (İbn-i Haldun).
Nitekim Halife’den aldığı izinle Kıbrıs’a sefer açar, deryanın korkulacak bir şey olmadığını ispat için hanım ve çocuklarını da yanlarına alırlar. Ubade bin Samid’’in (Radıyalahu anh) zevcesi Hâ’le hatun (bizim ifademizle Hala Sultan) o seferde şehide olur mesela.
Bilahare Ervâd (Arados), Sicilya, Kos, Rodos, Girit Adalarına çıkarma yapar, civar tekfurları vergiye bağlarlar. Kuzey Afrika’da da yeni yeni kandiller yanar. Düşünün İber Yarımadası’nda (Portekiz İspanya) bile bayrak dalgalandırırlar.
Tersanelerden biri de Trablusşam’dadır, ancak şehrin Hristiyanlarından bir boukinatör (trampetçi) gece etrafına militan toplar, hapishane kapısını kırar, sokağa dökülen asilerle kızaktaki gemileri yakar ve biner bir tekneye İstanbul’a kaçar.
İmparator II Konstans’a neler anlattıysa anlatır, bin gemilik Bizans donanması sefere çıkar.

İskenderiye
Başlık Resmiİskenderiye

BİRLİKTEN KUVVET

Hazret-i Muaviye’nin kaptan-ı deryası Busr bin Ebu Ertât iyi bir denizci ise de Mısır donanmasının başındaki Abdullah bin Sa’d (Ebu Serh) daha tecrübelidir . Cihada davet edilince askerleri ile kalkıp gelir, Biladü’ş-Şam filosu ile Akka’da birleşir.
Hızla erzak temin eder, silah ve teçhizat paylaşırlar. İki yüz gemiyle yelken açarlar Anadolu kıyılarına.
Hazret-i Muaviye, Konstans’ın da yola çıktığını öğrenince fırsatı değerlendirir Malatya ve Kayseri’yi kuşatır teslime zorlar.
İki donanma Likya Phonix (Finike-Hasyurt) önlerinde karşılaşır, rüzgâr sert, deniz dalgalıdır.
İmparator’a kara muharebesi teklif ederler, ancak Konstans gemilerinden ve askerlerinden emindir, deniz avantajını kullanacak eze eze yenecektir hesapta.
Mücahidler geceyi ibadetle geçirir manen hazırlanırlar. İmparator yatağına gömülür, rüyasında kendini eskisi gibi Selânik’te görür. Sabah çağırdığı kâhinler “Keşke uyumasaydınız” derler, “Bu rüya geri çekilme manasına geliyor zira.”

Hala Sultan (Kıbrıs)
Başlık ResmiHala Sultan (Kıbrıs)

EL Mİ YAMAN BEY Mİ?

İmparator sabah alelacele hücum emri verir, bir planı yoktur, nasıl olsa gemileri çok, kaptanları tecrübelidir. Zaten burada fazla oyalanmayacak Suriye ve Mısır’a inecek eski topraklarını ele geçirecektir.
Hâlbuki Araplar stratejiye kafa yorar gemileri zincirlerle birbirine bağlar yüzen adaya çevirirler âdeta.
Ama grejuva ateşi? Hayır keşfedilmiş değildir daha.
Mücahidler, bıçaklı oklar atar, hasımların yelkenlerini yırtarlar. Kancalarla yakaladıkları gemileri çeker göğüs göğüse mücadeleye zorlarlar. Alışılmadık bir taktiktir, Bizans donanmasının savaş nizamı bozulur, mücadele kılıç, hançer gibi yakın mesafe silahlarıyla yapılır, kara savaşına döner bir bakıma. Teke tekte Müslümanlar gayretlidir, öğleye doğru Rumları hırpalar, sağ kalanları da teslim alır, noktayı koyarlar. Bizans 20 bin denizcisini ve bölgedeki bin yıllık hâkimiyetini kaybeder, asırların emeği heder olur beş on saat zarfında.
Süryani Mihail’e göre imparator elbisesini fedaisine giydirir, kendi de onunkileri kuşanır ve teknelerden birine binip kaçar.
Zikrolunan fedai öldürüldüğüne göre ipten alınmıştır adeta.

Savaşın olduğu sular
Başlık ResmiSavaşın olduğu sular

LA GALİBE İLLALLAH

Bu muharebe, “mutlak İslam zaferi” olarak geçer tarih sayfalarına.
Taberî Hicri 31 -34 (651-652) yıllarını işaret eder. İbnü’l-Esîr ve Belâzürî’ye göre ise Hicri 34 yılının Muharrem ayında ( Temmuz 654) vuku bulur. Mesûdî, İbn Abdülhakem ve Makrizi gibi İslam müverrihleri de katılır onlara. Bizans tarihçileri Theophanes Confessor ve Agapius da aynı kanaati taşırlar.
Vakidi ve İbnü’l-Esir’e göre Bizansın 500 ile 600 arasında savaş gemisi vardır. İbn Abdülhakem, Makrizi ve Mesudi ise en az bin gemide ısrarcıdırlar.
Muharebe hitama erdiğinde Akdeniz cesetler ve direklerle çalkalanır. İşte bu yüzden Zâtü’s-Savârî (savârî: gemi direği) denir adına.
Zaferin ardından Akdeniz adalarında yaşayan halklar vergi verme teklifinde bulunurlar.
Bizansın süngüsü düşer, Müminlerin İstanbul ümidi artar.
Hatta İslamiyet’i Çin ve Hindistan’a yayabilmek için istişareler yapar, muhtemel fetihlere hazırlanırlar.

Kapıdağ Arap deniz üssü
Başlık ResmiKapıdağ Arap deniz üssü

KAPIDAĞ KAPI OLUR

İlerleyen yıllarda Müslümanlar Marmara Kapıdağ’da (evet bildiğiniz Bandırma) bir deniz üssü kurar, İstanbul’a gidip gelen tekneleri çevirir, silah ve savaşçı akışına mâni olurlar. Şehri alacak güçte değil iseler de fetih özlemini diri tutarlar. Erdek’te olduğu söylenen sahabe kabirleri o günlerden kalmadır ihtimal.
Derken Heliopolis’te yaşayan Kallinikos adlı Yahudi mimar grejuva ateşini yapar (672).
Suda da yanabilen bir sıvıdır. Bunu küplere kavanozlara koyar mancınıkla atarlar, yakın mesafede pistonla püskürtür yelkenleri tutuştururlar.
II. Ramanos yabancıların eline “kesinlikle geçmeyecek” üç şeyi şöyle sıralar: İmparatorun kıyafeti, Bizans prensesi ve Rum ateşi.
Hazret-i Muâviye zamanında İstanbul’un fethi için gönderilen Süfyân bin Avf ve Yezid bin Muaviye kumandasındaki İslam ordusu (674) bu ateşten hayli sıkıntı çeker.
Her ne kadar Bizanslılar sır gibi saklasalar da Araplar ele geçirir, daha da geliştirir “neft-i kāzıf” ya da “harrâka” adını verirler.
İlerleyen yıllarda Haçlılar “Arap ateşi” ile durdurulacak, Timur İzmir Kalesi’ni bu ateşle alacaktır.
Başlamak önemli. Sahabe devrinde özendirilen denizcilik Osmanlıda zirve yapar; Akdeniz, Türk gölü olur, Avrupalılar sıkışıp kalır, limanlarından çıkamazlar.

Neft-i kāzıf” ya da “harrâka” (Arap ateşi)
Başlık ResmiNeft-i kāzıf” ya da “harrâka” (Arap ateşi)

İrfan Özfatura'nın önceki yazıları...