GAZZE CELLADI Binyamin Netanyahu kabinesi, Nisan 1915’te Anadolu’da yaşanmış olan "Ermeni Tehciri"ni "soykırım" olarak tanıdığını duyurdu. İsrail Dışişleri Bakanı Gideor Saar, tanıma teklifini 26 Haziran 2026 günü bakanlar kuruluna getirdi. Tanıma kararı, ittifakla alındı. Vaki kararla, mevcut hükûmet, İsrail Meclisi Knesset’in 2018 yıllındaki red kararına ters düşmüş olmaktadır. Meclis, 2018’deki "tanıma" teklifini kabul etmemişti. Hükûmet tanımasının resmiyet kazanması için mevzuat gereği Meclis’e sunulması ve Meclis’in, kararı tasdik etmesi gerekmektedir…
İsrail hükûmetinin Türkiye’yi 1 numaralı düşman olarak ilân etmesinin ardından bu kararı almasının sebebi, Gazze Celladı’nın seçim hesaplarıdır. Seçimi kaybederse hapse girecektir.
Gazze Celladı ve suç ortakları, Gazze, Batı Şeria ve Lübnan’da -enkaz altındakilerle beraber- çoğu çocuk, kadın ve yaşlı, asgari 100 bin insanı katledip, 100 bin insanı sakat bıraktılar. Şehirleri enkaza çevirdiler. Tarihin en dehşetli soykırımlarından birini işlediler ve işlemeye de devam etmektedirler. Hâl bu iken kendi Meclis’inin geçmiş kararlarını da kaale almayarak Osmanlı Türkiye’sinde Hükûmetin, ülke içi bir iç yer değiştirme kararını sözde soykırım olarak tanıyıp olmayan akıllarınca Türkiye’yi köşeye sıkıştırma çabası göstermeleri, düpedüz pervasızlıktır.
Türk tarihinde mezâlim yoktur. Soykırım ise hiç yoktur. Aksine dünyanın muhtelif coğrafyalarında soykırıma mâruz kalan insanları kurtarma şerefi vardır. Onların en meşhurlarından biri, Endülüs Müslümanlarıyla Safarat Yahudilerini kurtarmamızdır:
Karı-koca Katolik hükümdarlar Aragon Kralı II. Ferdinand ile Kastilya Kraliçesi I. İsabel, 1492 yılında El Hamra Fermanı’nı neşrettiler. Kararnâmede Müslümanlarla Yahudilere karşı şu şartlar ileri sürülüyordu:
-Yâ Katolik olacaksınız!
-Yâ buradan gideceksiniz!
-Veya öleceksiniz!
Dayatma kabul görmeyince soykırım başladı. İstanbul’da, Sultan olarak başta Bâyezıd-i Velî bulunmaktaydı. Mazlum Müslümanları, Türkiye ile Fas, Tunus, Cezâyir gibi Şimâl-i Afrika memleketlerine taşımak için Murad Reis kumandasında gemiler gönderdik. Bugün Perşembe Pazarı’ndaki Arab Câmiî o günlerden hâtırâdır. Mağdur Yahudiler içinse Kemal Reis kumandasında gemiler yolladık. Onları da Selanik, Edirne, İzmir, Payitaht, vs.de iskân ettik. Bugünkü zengin Yahudi iş adamları, o muhacirlerin nesilleridir. Dolayısıyla Osmanlı Türkü, Yahudi’nin de velinimetidir. Padişah, yalnızca dindaşlarını getirtmekle kalabilirdi. Ama soykırım yaşayan Yahudileri de kurtardı. Bu destek, 1492’den 1625’lere kadar süren soykırım sürecinde fâsılalarla devam etti. Hükûmetimiz, tehdit altındaki 300 bin Yahudi’nin 150 binini Türkiye coğrafyasına nakletti. Ne var ki bu iyiliği görenlerin torunu ırkçı, insafsız Yahudiler, 1848’den başlayarak geliştirdikleri Siyonist akımla nankörlük yaptılar. Hadlerini aşarak Osmanlı Sultanlarından kendilerine Filistin’de toprak vermelerini istediler. Red cevabı alınca Padişahlara düşman kesildiler. Sultan Abdülaziz Han canından, Sultan Abdülhamid Han tahtından, Devlet, mevkiînden oldu…
Kasıtlı olarak "Ermeni Soykırımı" denerek Türkiye’nin başının üstünde sürekli olarak bir kılıç gibi sallandırmak istenen vak’a ise şudur:
1915 Yılındayız... Bir sene evvel patlak veren Birinci Dünya Harbi, son şiddet devam etmektedir. Said Halim Paşa, Sadrazamdır. Gerçekte ise güç, 3 Paşanın; Talat, Enver ve Cemal Paşaların elindedir. Sultan Reşad, Meşrutî, sembolik bir devlet reisidir.
Bu arada İngilizler, Ruslar, Fransızlar, 1821’de Mora Yarımadasında Rumları ayaklandırarak 50 bine yakın Müslümanı katledip sürmeleriyle 10 yıl içinde Yunanistan’ı kurmalarından cesaret alarak şimdi de bu cihan harbi yangınında imparatorluktaki diğer gayrimüslim tebaayı da kışkırtmaktadırlar.
Dedelerimizin "Millet-i Sâdıka" dediği Ermeniler de bu oyuna gelerek kanunsuzluklara başlamış, çeteleşmiş olarak köyler basmakta, katliamlar yapmaktadır. Bunun üzerine 27 Mayıs 1915’te "Sevk ve İskân Kanunu" çıkarıldı. Karar, 1 Haziran 1915 tarihli Takvim-i Vekayi’de neşredildi. Meclis-i Vükela, kanunu tatbik etmeye başlayarak Ermeni nüfusun kalabalık olduğu şarktaki Vilayat-ı Sitte, 6 il ile şimâldeki, Karadeniz bölgesinde bulunan bâzı vilayetlerden Ermeni aileler, memleketin daha emniyetli bölgeleri olan bugünkü Irak, Halep, Lübnan gibi bölgelerine nakledildiler. Böylece hem karşılıklı vuruşmalar önleniyor ve hem de dış kışkırtmalar boşa çıkarılıyordu. Yüz binlerin bu yer değiştirmesinde Ermeni ve Müslüman nüfus, zaman zaman zayiat ve sıkıntılar yaşadılar. Mecburi göç her yere tatbik edilmedi. Adana’dan tehcir yapıldığı hâlde İstanbul ve İzmir’den tehcir yaşanmadı. Dahiliye Nezareti 8 Şubat 1916’da kış ve asayişsizlik şartları sebebiyle bu zoraki göçü durdurdu.
Daha sonra Ermeni çete elebaşlarının İstanbul’da tevkif edildiği tarih olan 24 Nisan 1915, Ermeniler tarafından tehcirin başlangıcı sayılarak soykırım tarihi ilân edildi…
Eli kanlı İsrail Hükûmeti, 26 Haziran’da aldığı kararla 24 Nisan 1915’i Ermeni Soykırımı olarak tanımış oluyor. İzah ettiğimiz gibi olay, aynı ülke hudutları içinde yaşanmış mecburi bir göç uygulamasıdır.
Asırlarca aynı topraklarda iç içe yaşamış, aynı ülke mensupları arasında bu acı veren hâdisenin hiç yaşanmamış olmasını çok temenni ederdik. Emperyalistlerin kışkırtması bu sıkıntıyı doğurdu. Müslim, gayrimüslim kimsenin burnu kanamasın isterdik. Boğazlıyan Kaymakamı Mehmed Kemal Beyin de tehcirdeki birtakım hatalardan mes’ul tutularak 35 yaşında bir fidan iken idâm edilmesini de asla istemezdik. Ne yapmalı ki makine keşfedilmiş, petrol bulunmuştu. Şimdi artık sanayi devri başlamıştır. Batıda fabrika çarkları dönecektir. Avrupa’nın "Hasta adam!" dediği Osmanlı Devleti’nin yıkılması şarttır!!!
İsrail Hükûmeti, 1917’den beri işledikleri soykırım vahşetine bakmadan 24 Nisan 1915’i "soykırım" olarak tanıdı. Bu densizliğe en oturaklı cevabı, Ermenistan Başbakanı Sn. Nikol Paşinyan verdi:
-Bu mes’elenin küresel jeopolitik mücadelede bir enstrüman veya silah olarak kullanılmasına karşıyım.
Başbakan Paşinyan, İsrail’in, Ermenistan’ı düşündüğü için değil, siyasi ve ticari olarak Türkiye ile arası tamamen açıldığı için bu tezgâhı kurduğu kanaatindedir.
Netanyahu ve çetesine tek destek yalnızca Yunanistan’daki bazı politika esnafından geldi. "Pontus’u da soykırım olarak tanı!" diye Netanyahu’dan istekte bulunma zilletine düşmekteler. Onlar, "Pontus soykırımı" diye bir hayalden söz ederken bizim siyasetçilerimiz de "siz önce 50 bin kişinin hayatına mal olan Mora Soykırımının hesabını verin!" diyebilmelidir, mutlaka demelidir.
Sonuç:
1- Emperyalistlerin kışkırtmasıyla 1821’de Mora Yarımadasında Payitaht’a isyan ederek Türk ve Müslüman ahaliye korkunç bir soykırım yapan Rumlar, bir asır sonra garbî Anadolu’yu işgal ettiler.
2- 1848’de Londra’da gündeme gelen Siyonist ideoloji, zamanla işlenip gelişerek 1948’de devletleşti. Bellidir ki 7 Ekim 2023’te Gazze’de başlayan zalim soykırımın hedefi, 2048’de “Nil’den Fırat’a Büyük İsrail”i kurmuş olmaktır.
3- 2048, 2071 Cihan Devleti Türkiye Kızılelma’sının yolunu kesme tasavvurudur!
4- Emperyalist güya dost dünya, bu tasavvurunda İsrail’e destek olmaktadır… Bilge kişiler, "kışın güneşine, düşmanın gülüşüne aldanma!" derler. Mevkidaşlarından sık iltifat gören devlet adamlarımız dikkatli ve ihtiyatlı olmalılar.
Israrlı bazı övgülerden huylanmamak mümkün değil.

