Cumhurbaşkanlığı seçimini 2023’te Recep Tayyip Erdoğan kazanınca, hain FETÖ’cüler, ABD’deki eski CIA’cı karanlık tipler ve bazı CHP’liler “Bu Pirus zaferidir” propagandası yapmıştı.
Yani ‘kazandığını zannediyor ama aslında kaybetti’ demeye getiriyorlardı.
Daha sonra tuhaf biçimde, hileli kurultayla CHP Genel Başkanlığı’na oturan Özgür Özel dâhil, hepsi birden 2026’yı işaret edip, “Erdoğan 2026’da erken seçime gitmek zorunda kalacak” demeye başladı.
Hatırlatayım; Özgür Özel önce “Erken seçim talebimiz yok” demiş, sonra ne olduysa fikir değiştirip 2026’yı işaret etmişti.
Biz de buna birkaç yazıda işaret edip “Hayırdır, 2026’da ne olacak?” diye sormuştuk.
Son günlerde AK Parti ve Erdoğan’ı destekleyenleri bölmeye, sindirmeye, hatta diskalifiye etmeye yönelik bazı sosyal medya operasyonlarını görünce aynı sorgulamayı yapmak elzem oldu.
Tam da CHP’nin bölünme süreci konuşulurken, acaba karşı cephe de AK Parti ve Cumhur İttifakı’nı mı bölmeye çalışıyor?
Veya eski ABD Başkanı Biden’ın 2020’de itiraf ettiği, aynı sene CIA’nın gölge kuruluşu Rand Corporation tarafından yayınlanan raporlara yansıyan ‘Erdoğan’ı siyasi oyunlarla devirme’ye yönelik yeni bir hamle öncesi, Cumhurbaşkanımızın etrafında kemikleşmiş kabuğu kırma startı verilmiş olabilir mi?
Neden olmasın?
Önemli olan, arkasından ne geleceği…
***
Onlar plan yapar, oyun kurar da, işleri eskisi kadar kolay değil.
Türkiye, FETÖ terör örgütü aparatları kullanılarak yapılmaya çalışılan, onuncu yılına yaklaştığımız 15 Temmuz ihanet girişimi veya önceki darbe teşebbüslerinde olduğu gibi parlamenter sistemle yönetilmiyor zira.
Bu güçlü yönetim modeli, dışarıdan müdahaleyle iktidarı seçime zorlamayı neredeyse imkânsız kılıyor.
Durum böyle iken, hain FETÖ’cüler ve sahipleri ile Özgür Özel gibi CHP’li isimler neye dayanarak yahut neye güvenerek 2026’da erken seçim mecburiyetinden bahsediyordu?
4 Temmuz 2024’te bu köşede yayınlanan “Erken seçim hedefi” başlıklı makalede de şöyle bir not düşmüştüm o güne;
“Seçimden yeni çıkmışız ama, Ankara kaynayan kazan!
Kimi başkent gazetecilerine göre, burnumuzun dibinde ama bizim göremediğimiz şeyler oluyor!
Ve yine onların ifadelerine göre, üzerimize bir şey yaklaşıyor!”
O günlerde müstafi amiral Cihat Yaycı’nın bir uyarısı da dikkat çekiciydi.
İsrail-FETÖ ittifakının kaos çıkarmak için yargı, güvenlik, maliye gibi bütün kollarıyla harekete geçtiğini, hedefin en geç 2026’da darbe yapmak olduğunu söylüyordu.
Hatta 15 Temmuz ve Gezi kalkışması dâhil son 20-30 yıllık ayaklanma ve darbeleri inceleyip yeni eylem planını buna göre yaptıklarından söz ediyordu.
“Bu sefer çok daha farklı bir hazırlık içindeler. Askerî yöntemle değil, Türkiye’yi ekonomik, siyasi ve bölgesel dengeler üzerinden vurma planı yapıyorlar.
Öncelikli amaçları, Erdoğan’ın ve hükûmetin ülkeyi yönetemediği izlenimini vermek. Ardından geniş katılımlı bir hükûmet benzeri söylemle ülkeyi teknokrat kadrolara mahkûm etmek.
Bu anlattıklarımız çıkarım değil. Çok ciddi bilgi akışımız var. FETÖ, ekonomiyi ve millî bütünlüğü felç edecek her ihtimali değerlendiriyor. Her türden iç ve dış odakla ittifak hâlindeler” diyordu.
***
Türkiye bugünlerde NATO’ya ev sahipliği yaparken, Avrupa’nın, ‘güvenliğini sağlamak için’ Türkiye’ye muhtaçlığından söz ederken, ABD Başkanı Trump bile Sayın Cumhurbaşkanımıza övgü dolu sözler sarf edip, “O çağırdığı için NATO toplantısına gideceğim” derken, bir taraftan da bunları konuşmak ne tuhaf!
Biz de bunları endişe edelim diye yazmıyoruz zaten; Türkiye eski Türkiye değil çok şükür.
Bugüne kadar MOSSAD-CIA-MI6 destekli çok operasyonu devletimiz ellerinde patlattı, aparatlarına da gereğini yaptı.
Lakin bu, düşmanı küçümsememize, toplum olarak bizim, özellikle de millî medyanın rehavete kapılmasına sebep olmamalı.
En büyük gücümüz birlik ve beraberliğimiz…
Bakın onlar da son dönemde nereye saldırıyorlar?
***
Türkiye dünyada kutupbaşı olmaya bu kadar yaklaşmışken, öbür yandan düşmanın sadece sosyal medya operasyonları ile sınırlı kalmadığını, ittifaklar kurarak etrafımızı çevrelemeye çalıştığını da göz ardı etmememiz gerekiyor.
İnanmayan, İsrail’in soykırımcı katil Başbakanı Netanyahu’nun önceki gün yaptığı açıklamalara baksın.
Açıkça Türkiye’yi tehdit ediyor, Erdoğan’a karşı tedbir almaya başladığından söz ediyor, ABD’yi (Trump’ı) Türkiye’ye karşı ikna edeceğini falan söylüyor.
2026’da bizde seçim yok ama, İsrail’de ve ABD’de var.
Katil Netanyahu’nun akıbeti en geç ekim ortasına kadar belli olacak.
En büyük belası da Trump’la iyi ilişkileri bulunan Cumhurbaşkanımız Erdoğan.
Fakat, ABD Başkanı'nı da kasım ayında kritik ara seçimler bekliyor.
Şayet Kongre'de çoğunluğu kaybederse önümüzdeki iki yılı çok zor geçirecek.
Bu ülkedeki Yahudi lobisinin gücünü göz ardı etmemek gerek.
Katil Netanyahu, ABD’yi Türkiye’ye, daha doğrusu Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a karşı ikna edeceğini söylerken, 2026’da yapmayı planladıkları şeye ikna etmeye uğraşacağını itiraf etmiş olabilir mi?
Niye olmasın?
Şunu unutmayalım; 2023 seçimlerini kaybeder kaybetmez kimse durduk yere, koro hâlinde “Erdoğan 2026’da erken seçim yapmak zorunda kalacak” demez.
CHP’nin o dönemki genel başkanı “Erken seçim talebimiz yok” demişken, kısa sürede ağız değiştirmek zorunda kalıp “2026’da seçim olacak” demek zorunda kalmaz.
Bütün dünya gibi Türkiye de netameli bir yıl geçiriyorken; herkes, hep bir ağızdan “Dünya tehlikeli bir süreçte” uyarısı yapıyorken, Cumhurbaşkanımızı destekleyenler arasında bir fitne durduk yere çıkmaz.
Bu süreçten güçlü çıkmanın tek yolu var, birlik olmak ve Cumhurbaşkanımızın, Cumhur İttifakı’nın etrafında daha fazla kenetlenmek.
Bakın İran’a, görün neticesini.
Bakalım 2026 bize neler gösterecek?

