Tansu Çiller, dönemin Başbakanı olarak bu cümleyi kurduğunda tarih 3 Kasım 1993’tü.
Türkiye’nin en karanlık yılı; 1993.
Aynı zamanda, terör örgütünü bitirmeye ilk defa çok yaklaştığımız yıldı da 1993.
***
CIA’nin “Bizim çocuklar başardı” dediği 1980 darbesinden üç yıl sonra yapılan ilk seçimlerden Anavatan Partisi birinci çıkmış, Turgut Özal ‘darbecilere rağmen’ milletin oyuyla Başbakan olmuştu.
Şu tesadüfe bakın ki, bir yıl sonra PKK terörünü kucağında buldu.
15 Ağustos 1984’te Eruh ve Şemdinli’de PKK’nın ilk karakol saldırıları oldu.
Özal “Üç-beş çapulcunun ayaklanması” dese de, aslında hadisenin bu kadar basit olmadığını biliyordu.
Bölgeye askerî yığınak yapıldı, Olağanüstü Hâl Bölge Valiliği kuruldu, köy koruculuğu gibi güvenlik tedbirleri devreye sokuldu.
Buna rağmen terör saldırıları durmadı, aksine daha arttı.
Problem kangrene dönüşmeye başlamış, bölge halkının desteği kesilmeden bu meselenin çözülmeyeceği anlaşılmıştı.
***
Darbecilerin başta Diyarbakır Cezaevi olmak üzere, sıkıyönetim döneminde yaptığı zulüm, zaten terör örgütünü doğuran ana sebeplerden biri olmuştu.
İsmet İnönü döneminden bu yana zaten yeni rejimle arası iyi olmayan bölge halkı, 1980 darbecilerinin zulmünden kurtulup Özal iktidarında nefes alacağını düşünürken, bu defa terör örgütü bahane edilerek üzerinde artırılan baskıyla karşılaştı.
Köylülere dışkı yedirme, adam kaçırma, tecavüz, faili meçhuller tam da terör örgütünün istediği hadiselerdi.
Anavatan Partisi tek başına iktidara gelmiş olsa da, devlet kadrolarında muktedir değildi. Hele hele askeri kontrol edebilecek gücü hiç yoktu.
Devletin göz bebeği Millî İstihbarat Kurumunun bile CIA ve MOSSAD kontrolünde olduğu bir ülkede iktidar olmak, ateşten gömlekti.
1989’da, sonunun Adnan Menderes gibi olmaması için Cumhurbaşkanlığına çıkan Turgut Özal, toplumsal barışı sağlamak ve artık bir ‘Kürt meselesi’ne dönüşen terörü bitirmek amacıyla harekete geçti.
***
Nisan 1990’da Çankaya Köşkünde yaptığı konuşmada “Araştırdım, annem Malatyalı bir Kürt’müş… N’apalım?” dedi.
Tepkiler üzerine sözlerini, “Türkiye’de bugün bir Kürt meselesi yok. Türkiye’nin dengelerini bozmak istiyorlar. Güneydoğu’da yaşananlara o açıdan bakın” şeklinde tevil etti.
1991’de Çankaya Köşkünde gazetecilerle yaptığı görüşmede, “Kürt-Türk farkını kaldırmamız lazım. Asimilasyon olmaz. Yıllardır takip edilen bir politika var; Kürt denilmemiş. İlk defa bir başbakan olarak Kürt kelimesini ben kullandım. Bu laflar söylendiğine göre bir şeyler yapılacak tabii. Ama kolay değil. Resmî dil Türkçedir. Vazgeçilemez. Ama adam kendi dilini kullanacak” sözlerini sarf etti.
Kürtçenin serbest bırakılması, Kürt varlığının tanınması Özal’ın gündemindeydi.
***
Özal, Kürt kimliğini tanımanın yanı sıra siyasi çözüm arayışına da girişti.
Dönemin en gözde isimlerinden olan Bakan Adnan Kahveci’ye Kürt meselesi için kısa, orta ve uzun vadeli olmak üzere detaylı bir yol haritasını oluşturan bir rapor hazırlattı.
Muhalefetin ve kamuoyunun tepkisine rağmen 1992’de Halkın Emek Partisi (HEP) milletvekilleriyle Çankaya Köşkünde görüştü, “Bu mesele sopa ile silah zoru ile çözülmez” dedi.
“Kürt meselesini de mutlaka çözeceğim. Bu benim milletime yapacağım son hizmetim olacaktır” diyerek, Kürt sorununun çözümüne olan kararlılığını ve inancını ifade etti.
Nitekim bu sözünü havada bırakmadı, 1991 yılında Kürtçe yasağını kaldırdı, 1992’de Kürtçe yayın yapan televizyon ve Kürtçenin okullarda ikinci dil olarak öğretilmesi tartışmasını başlattı.
“GAP televizyonunda Kürtçe yayınlara izin verilmesi hususu iyi incelendiğinde anayasaya aykırı bir yönünün bulunmadığı görülecektir. Filhakika, anayasamızda buna engel açık bir hüküm yoktur. İnsinler dağdan, konuşuruz” açıklamasını yaptı.
Aynı yıl dolaylı bir dille dağdaki PKK’lılar için silahlarını bırakmaları kaydıyla af ilan edilebileceğini söyledi.
***
Avrupa Birliği’ne üyelik talebimiz, Birinci Körfez Savaşı gibi gelişmelerin olduğu bir dönemde atılan bu adımlar Türkiye için kritik önemdeydi.
Özal, Türkiye’nin önünün açılmasının burada elde edilecek başarıya bağlı olduğunun farkındaydı.
Adnan Kahveci’ye hazırlattığı “Kürt Sorunu Nasıl Çözülmez?” başlıklı raporu, daha sonra “Kürt Sorunu-Güneydoğu Anadolu’daki Durum ve Çözüme Yardımcı Olabilecek Öneriler” ismini vererek, 1993’ün Şubat ayında ‘Çok Gizli Zata Mahsus’ kaşeli dosyayla dönemin Başbakanı Demirel’e gönderdi.
Hızlanan barış sürecinde Özal’dan yana duran belki de tek asker dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’ti.
Kuzey Irak’taki Kürt liderler Mesud Barzani ve Celal Talabani, Ankara’ya davet edildi.
Talabani’nin aracılığıyla terör örgütü 17 Mart 1993’te, bir aylığına ateşkes ilan etti.
O yıllarda Şam’da bulunan terör örgütü elebaşı Öcalan, 16 Nisan 1993’te ateşkesi süresiz olarak uzattı.
Peki Turgut Özal, hâlâ çözülemeyen kuşkularla Çankaya Köşkünde ne zaman vefat etti?
17 Nisan 1993.
Yani, süresiz ateşkesin bir gün sonrası.
***
Özal’ın vefatı sonrası süreç elbette akamete uğradı.
Sadece Özal değil, Adnan Kahveci, Eşref Bitlis gibi, meselenin çözümü için uğraşan kim varsa aynı yıl şüpheli kazalarla (!) hayatını kaybetti.
33 askerimizin şehit edilmesi, Madımak, Başbağlar, Mumcu cinayeti gibi karanlık olaylar ve suikastlar birbirini izledi.
Çatışmaların doruğa çıktığı o yıllarda, ciddi bir ekonomik kriz de vardı.
1993 yılında kurulan 50. hükûmetin başına Türkiye’nin ilk kadın başbakanı Tansu Çiller gelmişti.
Önce “Kürt sorunu ve terörle mücadele sadece silahla değil, sosyal kültürel ve bireysel tedbirlerle desteklenmeli” diyerek Kürtçe televizyon ve seçmeli ders öneren Çiller, bu konuda hem 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’den, hem de siyasi partilerden destek alamadı.
Sürekli dozu artan, kırsaldan sonra şehirlere taşınan terör, Çiller’in de tutumunu değiştirdi ve “Bu terör ya bitecek ya bitecek” ifadeleri ile başlayan sert tedbirler sürecine dönüldü.
Askerin sürekli güçlü pozisyonda kalmasını sağlayan terör, 28 Şubat darbesinin de sebeplerinden biri oldu.
Hani şu, darbenin bir numarası Çevik Bir’in, “İsrail için yaptık” itirafında bulunduğu darbe!
***
Özal istedi, yapamadı.
Çiller “Ya bitecek ya bitecek” dedi, olmadı.
1993’te akamete uğrayan süreç, 33 yıl sonra Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan ve MHP lideri Devlet Bahçeli’nin çabalarıyla nihayete eriyor.
Bunca şeyi, kıymet bilmek için yazdım.

