Gazete yaparken rutine takılmayı sevmeyiz.
Zaten dijital çağdayız, mecbur kalmadıkça yeni günün sabahında yeni şeyler söylemeyi isteriz.
NATO öncesi gündem belirleyen manşetimiz de öyle oluştu.
‘Şu kadar lider gelecek, şunları konuşacaklar’ı da es geçmedik elbet…
Ama dedik ki; başka bir şey daha yapalım.
Mesela, 2004 yılında Türkiye’deki ilk NATO zirvesinde neler olmuş, o günden bugüne neler değişmiş, ona bakalım.
Sağ olsun arkadaşlar hemen toplantı masasında araştırmaya başladı.
Biz bile unutmuşuz, Emine Hanımın o yıl zirveye Başbakan eşi olarak sırf başı kapalı olduğu için katılamadığını…
Ve henüz bir yıllık Başbakan olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, o zirveden 45 gün önce 11 milyar dolarlık tank, helikopter ve İHA alımını iptal ettiğini…
Önümüze bunlar gelince, bize sadece manşeti atmak düştü; 22 SENE SONRA ZİRVEDEYİZ.
***
Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, İstanbul’daki Türkiye’nin ilk NATO zirvesi organizasyonunda ev sahibi olarak ne yapmış, öne çıkan bir hamlesi yahut sözü olmuş mu diye baktık, kadeh tokuşturmanın ötesinde hiçbir şey yok.
Becerebildiği tek şey, başı kapalı diye Başbakan’ın eşini zirveye yaklaştırmamak olmuş!
Hâlen bununla övünüyorlardır belki.
Oysa bir yıllık Başbakan, bu iğrenç vesayet zorbalığına rağmen, ülkenin menfaatini ve geleceğini düşünüp, millî savunma hamlesinin ilk startını o imzayı atmayarak vermiş.
Peki ne değişmiş o günden bu yana?
2004’ten 2026’ya geldiğimiz aşamayı, manşetimizi okuyanlar gördü.
- Savunmada yerlilik oranı yüzde 20’den yüzde 80’e çıktı.
- Silah alan değil, satan ülke olduk. Savunma sanayii ürünleri sattığımız 178 ülkenin yüzde 60’ı NATO-AB üyesi.
- 2004’te sadece 250 milyon dolarlık savunma ihracatımız vardı ki, onu da Ahmet Necdet Sezer gibilere değil, merhum 8. Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın kazandırdığı montaj sanayiine borçluyuz. Savunma sanayiinde bugün ulaştığımız ihracat rakamı 11 milyar dolar.
- Bir başka çarpıcı nokta; savunma sanayii kilogram başı ihracat değerini 2004-2026 arasında 44 kat artırmışız. Dikkat buyurun; bir zamanlar söylendiği gibi patates-soğan değil, teknoloji satıyoruz.
- NATO üyesi ülkelere ilk defa gemi ve uçak satmışız. Aynı anda 50 askerî gemi üretecek potansiyele ulaşmışız.
- Kendi insanlı ve insansız uçaklarını, İHA ve SİHA’larını, zırhlı araç ve tankını, uydusunu, topunu, tüfeğini üretebilen kaç ülke var?
- Yılların kurumu ASELSAN, ROKETSAN, HAVELSAN, MİLGEM âdeta proje yarıştırıyor. 2004’te 5 milyar dolarlık bütçeyle 200 proje yürütürken, bugün 100 milyar dolarlık bütçeyle bin proje yürüten noktaya gelmişiz. İlk defa Uzay Ajansı kurmuşuz.
- TF6000, TF10000 jet motorları bitti, milletçe TF35000’i bekliyoruz. Bunun da testleri bittiğinde artık ABD’den falan motor istemeye de gerek kalmayacak. Aynı şekilde, kara araçlarının motorları da yerli ve millî olarak eksiksiz tamamlanmak üzere.
- 2004’te birileri başka ülkelerden Predatör, Heron alabilme hayali kurarken, biz bugün kralını üretiyor, kullanıyor ve elbette dünyaya satıyoruz.
- Tayfun, Hisar, Cenk gibi füzeler; bunlardan müteşekkil Çelik Kubbe; atoma en yakın patlayıcı Gazap…
- Suriye’de, Irak’ta, Katar’da, Somali’de, Libya’da kurduğumuz üsler…
- 2004’te derme çatma barakalarda şehit verdiğimiz Mehmetçiğimizin kavuştuğu Kalekollar ve bitmez sandığımız terörün dize gelişi. Belki de daha da önemlisi, hain-iş birlikçi terör örgütü FETÖ’nün devletten temizlenmesi.
- Elçilik sayısını katlaya katlaya büyüterek dünyada ilk 5’e girmemiz. Diplomasideki etkimizi, bir zamanlar CIA ve MOSSAD’ın doğrudan yönettiği MİT’in istihbarat kabiliyetini 2004’le mukayese etmeye bile değmez tabii ki.
***
Değişen sadece bunlar değil elbet.
Yerli ve millî otomobilimiz Togg’u mu sayalım, ilk ünitesini bu yıl hizmete alacağımız nükleer santrali mi, ilk defa sahip olduğumuz doğalgaz kaynaklarını mı, Gabar’da elde ettiğimiz petrolü mü, IMF diye bir belamızın artık olmayışını mı, çağ atlayan sağlık ve ulaşımı mı?
2004’ten 2026’ya neye, nereye baksak, mukayesesi bile akıllara durgunluk veren bir 22 sene kalmış geride.
Şimdi daha büyük projeler var önümüzde.
Kuzeydoğumuzda, ata yurdumuz Türkistan ile doğrudan kurduğumuz ulaşım, kültür, savunma ve ekonomik iş birliği köprüsü…
Bunu perçinleyecek Orta Yol projesi.
Güneyimizde Kalkınma ve Hicaz Demir Yolu hazırlıkları…
Akdeniz'de Libya ve KKTC’den sonra, Suriye ve Mısır’la kurmaya çalıştığımız deniz yetki sınırı anlaşmaları.
Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır’la ortak savunma iş birlikleri…
22 yılda geldiğimiz noktaya bakınca, önümüzdeki yıllarda nereye varacağımız az çok belli.
2004’te Başbakan eşi olduğu hâlde, sırf başı kapalı diye CHP zihniyeti tarafından NATO zirvesinde görülmesine bile tahammül edilemeyen Emine Hanımın 2026’daki NATO Liderler Zirvesi’nde ülkemizi nasıl hakkıyla temsil ettiğini izledik.
O CHP zihniyetinin ise aradan geçen 22 yılda bir milim değişmediği, sadece elde ettikleri belediyelerde ortaya saçılan pislikten belli.
"NATO kafa, NATO mermer" dedikleri bu olsa gerek demek ki!
Finali, Cumhurbaşkanımızın NATO zirvesi sonrası yabancı bir gazetecinin S-400’ler üzerinden sorduğu soruya verdiği cevapla yapayım;
-Bizi izlemeye devam edin.
İstanbullu ayakta uyuyor!
Geçenlerde televizyonlarda güzel bir haber vardı.
Artık birçok İstanbullu, sabah trafiğinden kurtulmak için saat 4 gibi evinden çıkıyormuş…
O saatte yola düşünce hâliyle çok erken iş yerinin önünde oluyorlarmış.
E o vakitte ya kapı kapalı yahut henüz mesaisi başlamamış.
Trafikte harcayacakları saatleri, iş yerlerinin önünde veya yakın yerlerde arabalarında uyuyarak geçiyorlarmış.
Hatta bunun için kimi yastığını-battaniyesini arka koltukta taşıyormuş ki, en azından daha rahat uyuyabilsin.
***
18 tane kent lokantası yaptı diye koskoca İstanbul’u CHP’ye verirsen, neticesi bu olur işte.
İlk 5 yıl, bir şehri CHP’ye vermenin ne menem bir şey olduğu tam anlaşılmadı, çünkü önceki dönem yapılan hizmetler az çok idare etti.
Ayrıca hükûmetin İstanbul Havalimanı, üçüncü köprü, yeni otoyol, Avrasya Tüneli gibi İstanbul’a kazandırdığı hizmetlerin de etkisiyle ‘belediyenin yapmadıklarının faturası’ pek hissedilmemişti.
Ancak zaman ilerledikçe kaos belirginleşti.
Her gün 1500 yeni aracın trafiğe girdiği bu dev metropolde, günlük dört şeritli 4 kilometre yol yapmanız lazım ki, akış devam etsin.
E bunlar ne yaptı?
Hiçbir şey.
***
Demiştik, asıl yüzleşmenin ikinci dönem gerçekleşeceğini…
Nitekim şimdi İstanbullu sabahın köründe evden çıkıyor, iş yerinin önünde, arabasında uyuyor.
Şükretsinler, devleti CHP yönetmiyor da, hiç değilse araba alabilmişler.
Ve şunu şimdi kendilerine sorsunlar; seçimden önce “İstanbul nimet! Buranın bütçesiyle çok şey yapılır” diyenler bu güzelim şehir için ne üretti?
Cevabı da belli ama, görmek isteyene.
Uyumaya devam İstanbul…
Sen uyurken ben bir süre senden uzakta olacağım.
Kısa bir molanın ardından yine görüşürüz inşallah.

