Bir genç kız kardeşimizin videosuna denk geldim. Tesettürlüymüş. Ailesinin çok baskıcı olmasından dolayı, onlara isyan ederek başını açmaya karar vermiş.
Akabinde başı açık arkadaşları ona kıyafetlerinden vermişler. Onlarca genç kız giysisi.
Genç kızımız biraz da başını açtığını deklare edebilmek için kameranın karşısına geçmiş ve bu kıyafetleri denemek istemiş. Videonun başında bu bilgileri veriyor ve “Şimdi de kıyafetleri deniyoruz” deyip başlıyor.
Ama o da ne? İlk kıyafeti giyer giymez kameraya yaklaşıyor, bedenini göstermeden “Ben bunu size gösteremem, bu çok açık” diyor. Yüzündeki utangaçlığı, mahcubiyeti görmeniz lazım.
Onlarca kıyafetten sadece bir-iki tanesini kameralara karşı gösterebiliyor.
Bu arada şunu söylemeliyim. Mağazalarda satılan kız çocuğu ve genç kız kıyafetlerinin arasında kızlarımızı örten kıyafet bulmak neredeyse imkânsız. Bir yerini kapatıyorlarsa mutlaka başka bir yerini açmışlar. Göbeklerin zaten tamamı açık kıyafetlerde, âdeta birisi bu kuralı koymuş da tüm markalar uyguluyor gibi. Genç kızlarımız ve genç kız yetiştiren ailelerimize Allah yardım etsin.
Bu video beni düşünmeye sevk etti. Toplum baskısı, kamuoyu, medya ve sosyal medya öyle tehlikeli bir şey ki insanın fıtratına taban tabana zıt şeyleri bile “herkes yapıyor” diyerek yapılabilir gösteriyor.
Mesela temelde bikini isimli iki parçadan oluşan deniz ve plaj kıyafetinin örttüğü alan ile iç çamaşırının örttüğü alan aynı. Ama yıllarca Amerikan sahil dizi ve filmleri ve reklamlarla bikini gayet normal bir şeymiş gibi sunuldu. İşe yaradı mı?.. Bu soruya cevabı size bırakıyorum.
Bugün bir baba genç kızına “bikini giyemezsin” dese kız babasını yobaz ilan eder, sosyal medyada linç ettirir. İç çamaşırından farkını göster dese gösteremez ama cevapları hazırdır. “Herkes giyiyor, kimse kimseye bakmıyor, sahilde bu normal.”
O gün toplum olarak o tavizi verdiğimiz için bugün “iç çamaşırı ile gezen kızlar” modası başladı. Bugün için marjinal, yarın için normalleşen, sonraki zamanlar için ise alışıldık olacak.
Mesela 20 yıl önce “iç giyim mankeni” diye bir kavram vardı. O yıllarda mankenler bile iç giyim ya da bikini mankenliğini yapmaz, çok az bir kısmı bu tavizi verirdi. Düşünün, 20 yıllık değişime bakın. Mankenler için bile marjinal olan bir kıyafet bugün toplum için normalleşmiş durumda.
Gelelim düğünlere, nişanlara, kına gecelerine. Genç adam eşiyle gidiyor bir düğüne, eşinin kız arkadaşları gelip oynamaya kaldırıyor eşini. O hanımefendilerin eşleri yan yana oturuyor ve eşlerini dans edip oynarken izliyor, bir de üstüne alkış tutuyorlar.
Oysa o gençlerden biri diğer bir gencin evine gidip “Eşini çağır da bir oynasın izleyelim” dese o evde kan çıkar, silahlar patlar.
Peki fark eden ne? Oranın bir düğün salonu olması mı? Yoksa birçok kişinin daha oynuyor olması mı? Cevap veremezler de “Ortama uygun davranmak”tan söz ederler sorsanız.
İddia ediyorum, bugün bir moda çıksa ve sokaklarda çıplak gezilecek dense, bizim devletimiz bu gibi konularda çok duyarlı ama farz edelim devletler de karışmasa bir yıl sonra “Sokağa kıyafetle çıkıyoruz ama topluma aykırı mı görünüyoruz acaba?” diye düşünmeye başlatırlar ortalama insanları.
Oysa normal nedir? Herkesin yaptığı mıdır normal?
İşte burada bütün dünya dönse de ben dönmem yolundan diyecek, bütün anne babalar taviz verse taviz vermeyecek anne babalara, bütün gençler modaya uysa uymayacak gençlere, onları yetiştirecek, göz kulak olacak aile büyüklerine ihtiyaç var.
“Bunca insan yanılıyor olamaz”
Dünyanın en tehlikeli cümlesidir. Zira bunca insanın zihnini birkaç milyon liralık medya ve sosyal medya içeriğiyle yönetmek, yönlendirmek mümkün.
Bütün büyük dolandırıcılık vakalarında dolandırılanların sığındığı cümledir bu. “Bunca insan yanılıyor olamaz.” dedim.
Bazı ideolojilerin siyasi lider diye önlerine konan adama önce hayranlıkla, dünyayı kurtaracak lider gözüyle bakıp, sonra rüzgâr terse döndüğünde, propaganda makinesi tersine çalıştırıldığında “Bu adamdan kurtulmamız lazım” dedirten şey de budur.
Yankı odaları
Bir partiye mensupsunuzdur, doğal olarak o partidekileri takip edersiniz, onlar sizi takip eder. Onları takip edenler sizi takibe alır. Böylece oluşan zihin yönlendirme mekanizmasına “yankı odası” deniyor.
Binde bir alan partinin üyelerinin büyük bir motivasyonla her seçime “Bu kez %30’la geliyoruz” ınancıyla çalışmasının esbabımucibesi budur.
Eğer çevrenizde doğru yolda olduğunuz konularda doğru yolda olmayan insanlar çoksa o da sizi yanlışa sürükleyen yankı odasıdır. Gördükçe normalleştirirsiniz.
Bir videoda Türk içerik üreticisi bir beyefendi, eşiyle sohbet ediyor. “İnsanlar şaşırıyor, senin açık saçık gezmene, böyle dans etmene neden karışmadığıma, neden karışayım ki? Ben insanların eşime beğeniyle bakmasından gurur duyarım, sonuçta onlar sadece bakar, ama sen benimlesin.”
Nasıl da yumuşatıyor, nasıl da masum bir beğeniye indirgiyor meseleyi. Nasıl alıştırıyor kendisini. Ama daha beteri bu videoyu izleyen milyonlarca insan “Evet, ben galiba bu kıskanma işini biraz abartıyorum, bak ünlüler bunu normalleştirmiş” diyerek kendisini de normalleştiriyor. Tehlikenin farkında mısınız?
Buraya kadar okuduysanız şu acı cümleyle bitireceğim. Bir boşanma avukatı arkadaşımdan bizzat dinledim: “Baktığım boşanma davalarının %20’si erkeğin eş cinsel ilişkisinin ortaya çıkmasından kaynaklı.”
Son söz dostlar, eğer bu anlattıklarım geri kafalılıksa, ben geri kafalılığımdan çok mutluyum.
Utanmamızı, mahcubiyetimizi, ar damarımızı, kıskanma, sakınma duygularımızı, hayata karşı duruşumuzu, geri kafalılığımızı (!) kaybetmememiz dileğiyle.

