Bu memleket her zaman krizlere gebedir. Erken kalkanın darbe yaptığı dönemleri de gördük, ekonomiyle darbelerin yapıldığı zamanları da. Her dönem birileri mağdur edildi. 28 Şubat bunların en keskinlerinden, en acılarından biriydi.
Hatırlarsınız, "bin yıl sürecek" diyenler oldu. Ama bunu diyen zamanın en kudretlilerinin yargılandıklarını gördük ahir ömrümüzde.
Refah Partisi'nin kapatılması kararına Erbakan hocanın cevabı çok ilginç bir derstir mesela:
"Bu alınmış olan karar, tarihin akışı içerisinde basit ve sıradan bir olay değil, çok önemli bir dönüm noktasıdır. Kararın kendisi hukuki değil, tamamen siyasi bir karardır. Hiçbir kimse milletin kalbinden inancını ve sevgisini söküp alamaz. Biz bir aileyiz, partiler sadece birer araçtır. Bu karardan dolayı en ufak bir üzüntü duymuyoruz."
Öyle de oldu. O amblemle değilse bile oradan yetişenlerin kurduğu partiyle arzulanan birçok şey yapıldı. Mesela Ayasofya yeniden cami oldu. Hayaldi, gerçek oldu.
Demem o ki abiler, ablalar; her zaman biri çıkar. Çıkar, sessiz sedasız bir iklim geliştirir, tanımadığı, tanımayacağı gençler için bir hayal kurar ve gerçekleştirir.
"Senden ümit kesmem, kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır" demişti Sezai Karakoç üstat, "Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine" şiirinde.
Ben de ondan ilhamla diyorum memleketime: Senden ümit kesmem, bağrında yüz binlerce aslan gibi evlat vardır.
Erdoğan'dan sonra ne olacak?
Bazen diyorlar ya, "Erdoğan'dan sonra ne olacak?" Allah hem sayın Cumhurbaşkanımıza hem de hepimize ağız tadıyla, huzurla, afiyetle süreceği bir ömür versin.
Rahmetli Erbakan'ın hayatta olduğu dönemi, 94 seçimlerini ve sonrasını hatırlayın. "İşte lider!" diye muhafazakâr kesim Erbakan hocayı gösteriyordu. Oysa tarih hepimize şu dersi verdi: Necmettin Erbakan, kendi imza attığı dönemiyle değil ama kendinden sonra gelecek olan liderin önünü açmasıyla tarihe geçti.
Sayın Erdoğan 24 yıl iktidarda kaldı ama bu 24 yılın çok büyük bir kısmında birçok vesayet odağıyla mücadele etti. Eğrisiyle doğrusuyla çeyrek asra imza attı.
Benden, kayıtlara geçmesi için bir tahmin: Sayın Cumhurbaşkanı görevini sağ salim tamamladıktan sonra, kendisinin yerine Türkiye'de devlet mekanizmasının başına öyle biri gelecek ki, onunla birlikte bu üçlü silsileyi anlayacağız. Resim o zaman tamamlanacak, o zaman anlaşılacak.
Bu milletin hiçbir zaman öne çıkacak, görevi sırtlayacak evlatlarının olmadığı olmamıştır. Her zaman bir yiğit çıkar, sancağı alır ve devam eder. Böyle olmuştur, böyle olacaktır.
Peki bize düşen ne?
Şimdi gelelim işin bize bakan tarafına. Çünkü kolaydır liderleri konuşmak. Kahvehane sohbetinin en tatlı yeri orasıdır: "Şu gelse şöyle olur, bu gitse böyle olur..."
Peki sen ne yapıyorsun kardeşim? Ben ne yapıyorum?
Erbakan hoca o hayali kurarken yanında kimler vardı, hatırlayan var mı? İsimlerini çoğumuz bilmeyiz. Ama onlar olmasaydı o iklim oluşmazdı. Her büyük yürüyüşün arkasında adı sanı duyulmamış binlerce insan vardır. Çay taşıyan, sandık bekleyen, kapı çalan, gece yarısı afiş asan insanlar.
Tarih liderleri yazar, doğru. Ama tarihi liderler tek başına yazmaz.
Gençlere bir çift söz
Bugün yirmisinde, yirmi beşinde olan evlatlarımıza bakıyorum. Kiminde bir umutsuzluk, kiminde "bu memlekette bir şey olmaz" havası. Anlıyorum, zor zamanlardan geçiyoruz. Ekonomi sıkıntılı, gelecek belirsiz görünüyor.
Ama bir şey söyleyeyim mi?
28 Şubat'ta başörtüsü yüzünden okulundan atılan kızlarımız da böyle düşünebilirdi. "Bin yıl sürecek" lafını duyanlar da.
Sürmedi.
Çünkü bu millet karanlığa alışmaz. Bir süre susar belki, bekler, sabreder. Ama içinde bir yerde hep o çınar durur. Sezai Karakoç'un dediği o merhamet çınarı.
Son Söz
Ben bu yazıyı bir tahmin için yazdım, evet. Kayıtlara geçsin diye. Ama asıl derdim şu:
Umutsuzluk lüksümüz yok. Bu topraklarda umutsuzluk hiçbir zaman haklı çıkmadı. Selçuklu dağıldı, Osmanlı doğdu. Osmanlı yıkıldı, Cumhuriyet kuruldu. Her bitiş bir başlangıç oldu.
Kim bilir, belki şu an bu satırları okuyan bir gencin içinde o kıvılcım vardır. Belki bir gün sancağı alacak olan odur. Belki de o kıvılcımı bir başkasında tutuşturacak olan.
Erbakan hoca yetiştirdikleriyle tarihe geçti demiştik ya... Sen de birilerini yetiştir. Evladını, komşunun çocuğunu, iş yerindeki genci. Bir hayal anlat, bir kitap ver, bir kapı aç.
Çünkü bu silsile böyle devam eder. İnsan insanla, hayal hayalle büyür.
Ve bu memleket, bağrındaki yüz binlerce aslan gibi evladıyla yürür gider.
Böyle olmuştur, böyle olacaktır inşallah.

