Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Adalet, bilgi ve para denklemi
0:00 0:00
1x
a- | +A

Postmodern romanın babalarından, İngiliz yazar John Fowles’un çok sevdiğim bir cümlesi vardır; “Trajedinin en iyi tarafı ondan sağ çıkabilmemizdir” der.

Zamanın ruhu gereği dünya ve de ülkemiz, trajik bir dönüşüm sürecinin içinde. Hem dünya hem de Türkiye için bu dönüşüm sürecini; maziye doğru yakın, orta ve uzak vadeli olarak ‘milatlandırabiliriz’.

Bu yazıda üç temel kavramın; adalet, bilgi ve paranın, bir başka deyişle hak-güç denklemi, istihbarat/bilimler/sanatlar bağlamında bilgi ve ekonomik bir parametre olarak paranın denge noktasının peşine düşeceğiz. Ve üç kavram ekseninde 21. yüzyılın ilk çeyreğinin trajedisinden insanlık olarak nasıl çıkacağımız sorusunun cevabını arayacağız. Milatları araştırmakla işe koyulalım:

Dünya için 11 Eylül terör saldırılarından ötürü 2001 senesini, özellikle Instagram’ın çıkışı ile sosyal medyanın artık ana akım hâline gelmesi hasebiyle 2010 senesini ve elbette o zorlu Koronavirüs pandemisinden ötürü de 2020 senelerini milat olarak alabiliriz.

SON ÇEYREK ASRIN ÜÇ BÜYÜK MİLADI

Türkiye’nin, yakın geçmişe doğru üç büyük miladını ise sözden sayıya, maziden tarihe şu şekilde somutlaştırabiliriz: 2002 (AK Parti’nin iktidara gelişi), 2016 (15 Temmuz FETÖ’cü hain darbe girişimi) ve 2023 (6 Şubat deprem afetleri…)

Tabii dünya; geometrik anlam kümeleri içinde ülkemizi de kapsadığı için üç küresel gelişmenin; yani 2001, 2010 ve 2020 senelerindeki tarihsel olayların da Türkiye’yi doğrudan etkilediğinin altını çizmeliyiz. Dolayısıyla ülkemiz için 6 milat geçerli diyebiliriz.

İmdi… Son küresel milat olan pandemi ile birlikte artan tekmil ekonomik, sosyolojik, siyasal ve de ayrıca psikolojik sorunların üstesinden gelebilmek için devletlere olduğu kadar ailelere ve bireylere de büyük iş düşüyor. Devletler açısından temel soru şu: İnsanlık olarak bu trajik dönüşümün içinden savaşsız (muhtemel bir dünya savaşını kastediyorum) katliamsız ve insanlığın haysiyetini koruyarak çıkacak mıyız çıkamayacak mıyız?

İşte bu soruya da ülkemizin hayati jeo-stratejik konumunu göz önüne almadan cevap ‘bulunabilemez’. ABD/İsrail-İran Savaşı’nın tansiyonu Türkiye’nin de tavassutuyla düşürülmüşken, İran’ın dinî lideri Ali Hamaney’in defnedilmesinden sonra ülkemizde NATO zirvesi yapılıyor. Doğu ile Batı arasında istinat noktası olmak, tam da bunu gerektiriyor.

Öte yandan şu da bir gerçek ki, bizim Adana’nın lafıyla ‘alt tarafı bağlar gazeli olan’ Birleşmiş Milletler’in işlevsizliğinden ötürü zaten can çekişen küresel insanlık haysiyeti, sadece dünyanın istinat noktasındaki Türkiye’nin üzerine yıkılamaz. Mezkûr haysiyet, 2023’ten bu yana katliamcı Netanyahu rejiminin mezalimlerinden dolayı CPR’la/kalp masajıyla yaşatılabilecek hâle geldi.

Bu CPR’dan nasıl sonuç alabileceğimizi tasavvurla göstermek için yazının üç temel kavramından zamanın ruhu gereği en önemlisi gibi görünen, ama aslında en önemsizi olan para parametresinden başlayarak ana temamıza dönebiliriz.

PARANIN ‘PARANORMAL’ EVRİMİ

Para, hele de günümüzde dünyadaki adaletsizliklerin temel parametresi. Bu kadar belirleyici hâle gelmesinin miladı olarak da yine her şeyin sessizce, ama derinden değişmeye başladığı 2000 senesini alabiliriz. Ben son çeyrek asırdır yaşanan şeye, tam da bu bağlamda paranın ‘paranormal’, yani normal ötesi evrimi diyorum.

Şimdi işin bilgi ve istihbarat boyutuna gelelim. Bu yolu da kısaltarak, yani para kavramı altında topladığımız bütün güç parametreleri ile bilgi/istihbarat kavramlarının rekabetinden çıkan sonuca sayısal kesinlikle bakarak ilerleyeceğiz:

ABD İstihbarat Topluluğunun toplam bütçesi 80 milyar dolardır, bizimki ise 8 milyar TL civarıdır. Sonuçta arada nereden baksanız 79,2 milyar dolarlık bir uçurum var. Mamafih sistemini paranın gücüne dayandıran ABD; siyasi, istihbari ve diplomatik ahlak açısından adaletten uzak olduğu için amaçlarına ulaşamıyor. Öte yandan kasalardaki uçuruma rağmen Türkiye’nin bölgesinde istihbarat açısından artık en etkili ülke olduğu 2011-2024 evresinde yaşanan tüm zorlu gelişmelerin sonucunda bugün tescillenmiştir.

Şimdi de yazının bir diğer ana kavramı olan adaletin parametrelerine göz atalım.

Matematiksel kesinlikle görebiliyoruz ki 21. yüzyıl, suç ile mücadelede adaletin gücünü tesis etmek açısından ülkemizde çok zorlu geçmiştir. Çeyrek asırda tutuklu ve hükümlü sayısı 10 kat arttı, Türkiye cezaevlerinde yaklaşık yarım milyon (420 bin) insan var. Bu sayı, çeyrek asır önce 10 kat daha düşüktü. Cezaevleri dolu, ancak suç gene de çok.

Dünyada ve ülkemizde suç türlerinin hem niceliksel artışında hem de niteliksel dönüşümünde elbette ekonomik sebeplerin hatırı sayılır etkisi bulunuyor. Yokluk/yoksulluğun, suçu artırdığını görecek kadar yeterli hayat tecrübem oldu. Ama tek faktör, inanın artık bu değil. Paraya bir değişim aracı olarak hakiki değerinin ötesinde bir ‘metafizik’ değer atfedilmesi, kriminal vakaların sayısındaki artışın temel sebeplerinden biri. Onun dışında şiddeti özendiren diziler, ailenin çocuklar üzerinde otoritesinin azalması, psikoz vakalarında özellikle pandemi sonrası başlayan gizli artış ve sosyal medyanın kötü yan etkileri gibi belli başlı sebepleri de unutmamak lazım.

Sonuç olarak 21. yüzyılın ilk çeyreğinin trajik tünelinden ancak adalet, bilgi ve para denklemini -sağlam istinat noktalarıyla- yeniden kurarak çıkabiliriz. Bunu başarırsak işte o zaman gönül rahatlığıyla ‘Dön başa!’ yapabiliriz:

“Trajedinin en iyi tarafı ondan sağ çıkabilmemizdir.”

Ferhat Ünlü'nün önceki yazıları...