Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
ABD’nin ‘paralel devlet’ sınavı
0:00 0:00
1x
a- | +A

Amerika Birleşik Devletleri’nin bu yıl itibarıyla tam çeyrek bin yıllık, yani 250 yıllık tarihi vardır. Ve bahse konu tarihin yüzde 93’ü savaşlarla geçmiştir. Birleşik Devletler’in son savaşı, 40 gün süren 28 Şubat 2026 ABD/İsrail-İran savaşı idi. 13 Haziran 2025, 12 Gün Savaşı’nda ‘tam anlamıyla yenişememenin’ tezahürü olan bu ikinci savaşın sonunda ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bir barış anlaşması imzaladı.

Her ne kadar bunu sayılarla ifade etmese de ülkesinin savaş oranını düşürme vaadiyle iktidara gelen Trump, Netanyahu rejiminin bitmek bilmez kötülüklerine uymaktansa yine bu eski stratejinin peşinden gitmenin daha akıllıca olduğunu biraz geç de olsa anladı.

Gelgelelim Orta Doğu’daki yeni barışın; katliamcı İsrail rejiminin Lübnan, Gazze ve Suriye’ye yaptığı saldırılarla sürekli sabote ettiği bir başlangıç doğasına sahip olduğu da muhakkak. Bu noktada hatırlatmam elzem; ne diyordu İtalyan şair yazar Cesare Pavese: “Bütün yanlışlar başlangıçla ilgilidir.” Bizim sözlü literatürdeki “Nasıl başlarsa öyle gider” hesabı...

Trump yönetiminin, bu saatten sonra -elbette ABD müesses nizamı ile birlikte- Netanyahu rejiminin ve onun içerideki uzantısı/paralel devleti olan ‘siyonist nüfus ve nüfuzun’ gücünü kırmaya çalışmasını beklemek kehanet olmaz. Zaten Başkan Yardımcısı JD Vance’in açıklamalarından da anlıyoruz ki Trump rejimi, arkasına derin devlet desteği de alarak bu konuda mücadeleci bir çizgiye yönelme niyetinde.

Ezcümle Trump, Epstein dosyalarıyla tehdit edilse bile “Ya gelir ya gider!” düsturu ile içeride bir paralel devlet savaşı başlatabilir. Böylelikle bizim, ülke olarak 2012-2016, hatta 2020 arası verdiğimiz devlet içi mücadelenin bir benzerini ABD, kendi içinde yaşar. ABD’nin bizdeki paralel devlet olan FETÖ’yü kışkırtan asıl güç olduğunu göz önüne alırsak kaderin anlamlı bir tecellisi de olur bu.

TRUMP’IN HALK TABANINDAKİ SEÇENEKLERİ

Gelin; şimdi böylesi bir mücadelenin Amerikan devleti ve halkında nasıl karşılık bulacağı sorusunun cevabını aramaya çalışalım. Bu başlık altında sorulacak ilk soru şu olabilir: Trump, sistemden uzaklaştırmaya yöneleceği siyonistlerden veya Yahudilerden oy alıyor muydu?

Sorunun cevabı, net biçimde hayır. Bir önceki seçimde (Kasım 2024) Yahudilerin yoğun yaşadığı eyaletlerdeki oy oranları ortada. Bazı eyaletlerde Kamala Harris’e çıkan oy oranının yüzde 80’e ulaştığı yerler vardı. Ama Trump’a yüzde 10 reyin çıktığı Yahudi yerleşim yerleri bile nadirdi.

Üstelik Trump; ilk iktidar döneminde, yani 2017-2021 arası siyonistleri ve Yahudi lobisini kızdırmamak için azami seviyede bir özen göstermişti. Bu kesim, Trump’ın taban kitlesi arasında kesinlikle yer almadığı hâlde...

İkinci soru: Trump, bir süredir ABD’nin yine bir tür paralel devleti gibi temayüz eden Evanjelistlerden oy alıyor muydu? Evet; alıyordu, almaya devam edecek. Dolayısıyla siyonistlere karşı politik mücadele yürütürken Evanjelistleri yanına çekebilir.

Ve giderek WASP kısaltmasıyla ifade edilen Beyaz, Anglo Sakson ve Protestan ittifakını da yanına çekmesi büyük olasılıktır. Hatta siyonistlere karşı ittifak noktasında, Amerikan vatandaşı siyahiler ve Hispaniklerden de destek alacaktır. Bu süreçte Trumpizm’in doğal taşıyıcısı olan QAnon grubu (2021’deki şu meşhur Kongre Baskınını gerçekleştiren grup) desteği de otomatik olarak alınacaktır.

FBI, BU KEZ SİYONİZME ‘KÖTÜ POLİS’ OLABİLİR

Sonuçta Donald Trump’ın, içeride bu mücadeleyi vermek zorunda kalması kuvvetle muhtemel. İçeride güçlü olmazsa dışarıda güçlü olamayacağını biliyor. Çünkü çeyrek asırdır, 11 Eylül 2001’den bu tarafa Amerikan imparatorluğunun gerilemekte olduğunu müşahede ediyoruz.

Yine zamanı, bir anlığına geriye doğru geometrik açıdan katlamalı düşündüğümüzde ve ABD’de 2001’den beri olanlarla bizim ülkemizde 2007’den bu yana yaşananları analiz ettiğimizde 2012’de bizi, içimizdeki paralel devlet ile uğraştıran ABD’nin şimdi kendi paralel devletiyle tarihsel zorunluluk gereği yüz yüze geldiğini görüyoruz.

Ve altını çizelim; Trump, ABD’nin artık bir küresel imparatorluk olmaktan önce, bir devlet olarak içeride güçlenmesi gerektiğini düşünüyor. Bu arada Trump, içindeki paralel devletle mücadele ederken çok değil, 2024’te kendisine karşı operasyonlar yürüten FBI’ı da ABD müesses nizamının kötü polisi statüsünde kullanmaktan imtina etmeyecektir. Zaten bu tür durumlarda FBI, ABD derin devletinin kötü polisi niteliğine bürünür. Bunun, FETÖ ile ilgili örnekleri var tarihte.

Daha önce ABD müesses nizamı, nasıl ki atını nalladığı FBI’yı, Trump’ın üzerine sürüp onu sıkıştırdıysa, bundan böyle Trump lehine ABD içinde ABD hilafına faaliyet gösteren siyonistlerin peşine düşmesi muhtemeldir. Böylesi bir durumda ABD içinde -bir dönemi McChartyciliği de kapsayan- o neredeyse yarım asırlık meşhur John Edgar Hoover devrinde olduğu gibi, ama bu kez devlet içinde bir ‘sürek avı’ başlayabilir.

Çünkü siyasi ve ideolojik açıdan bakarsak artık siyonizm; ABD içinde FBI’ın, dışında ise CIA’in istihbari hedefi konumundadır. Hatta bu aşamadan sonra meseleye, ne birincisi kötü polis ne de ikincisi iyi polis statüsünde yaklaşacaktır!

Ferhat Ünlü'nün önceki yazıları...