“Kendi ruhumuzu bir başka görüşle gözlemleme yeteneği, bizlere ta baştan verilmediğinden tüm tabiat -tüllerinden arındırılmış olsa bile- yine de onunla ilgili her aşkın (duyuları aşan) soruyu hiçbir zaman cevaplayamayacağız.”
On sekizinci yüzyıl Alman filozofu Immanuel Kant’a ait bu cümle, düşünürün 1790’da yazdığı Yargı Gücünün Eleştirisi adlı kitabındaki ana fikri belirler, sınırlandırır.
İşte burası, insanın yargı gücünün sınırıdır. Kendi ruhunu bile bilme noktasında kusurlu olan varlığın tekil tezahürünün yargı gücü ‘bütün’ü nasıl anlayabilir ki! Gelgelelim insan aklının ortak mahsulü olan devletlerin yargı gücünün sınırları çok daha geniştir. Her bir devletin tarihi; insan ömrünü fersah fersah aşması gerektiği için bu, böyledir.
Okumaya başladığınız yazıda zamanı aşan hakikatler ışığında güncel olaylara odaklanacağız ve her birinin ‘yargı gücü’ dediğimiz kamusal kuvvet ile ilişkisini anlamaya çalışacağız. Bir metin, konunun derinliğine yetmeyeceği için gene iki yazıya bölünmüş şekilde aktaracağım meramımı.
YARGI: DEVLETİN SON DİŞLİSİ
İmdi… Yargı gücü, ilk tanımda -malum- kendi aklımızın sınırları ile belirlenmiş bireysel muhakeme gücümüzdür. Bunu kamusal muhakeme/vicdan boyutuna uyarlarsak devletin yargı gücü kavramına ulaşırız. Yargı gücü, bir devlette en yüksek adalete sahip hukuksal mertebeye eriştiğinde neredeyse toplumun her yek bireyinin -elbette suçlular hariç- vicdanını tatmin edecektir.
Yargı gücü, devlet sistematiğinin son dişlisidir. Politik liderin maestroluğunda istihbari, askerî, ekonomik bilgiler toplama ve üretme ağı olan devlet çarkının son dişlisi, yargıdır. İlk işi bilmek, sonra da bilgiye dayanarak suçu ve tehditleri bertaraf edecek operasyonları koordine etmektir.
Kamusal yargı gücünün teşekkülü; geçmiş bilgisine, yani tecrübeye ve gelecek tasavvuruna, yani istihbarata bağlıdır. Geçmişte suç olan pek çok eylem bugün de hâlâ cürümdür. Cinayetin, Kabil’in Habil’i öldürmesinden beri cürüm olması gibi… Tarihin aşamaları içinde kaybolan pek az suç türü vardır. Gelgelelim tarih ilerledikçe suçlar hem nicelik olarak artmış hem de niteliksel olarak dönüşmüştür. Suç, özellikle zamanımızda azalmayıp arttığı için bir tür ‘cürüm enflasyonu’ da ortaya çıkmaktadır.
Bu bağlamda geçmişte çeşitli engellerle karşılaşıp da bugün yeniden soruşturma konusu olanlar dâhil, gündemdeki pek çok soruşturma ve dava kamu vicdanına doğrudan hitap etmektedir. Ahbap skandalı başta olmak üzere… Adalet Bakanı Akın Gürlek’in göreve gelişinden sonra başlayan soruşturmaların en önemlilerinden biri Ahbap ile ilgili olandır. Çünkü bu soruşturma, belki de ülkemizin kuruluş sonrası en zor yılı olan 2023’teki afetin sıcak yardımları aşamasında yaralanan kamu vicdanına/muhakemesine güveni iade ediyor.
Haluk Levent ve şürekasının; enkaz altındaki kız çocuğunun elini tutan depremzede babanın koluna uzanan istismarı, yargı gücü ile şimdi muhakeme konusu yapılıyor. Bu, her bir vatandaşımızın yargı gücünün kamusal yargı gücüne yansıması anlamına gelir.
Aynı yargı gücü, zamanımızda devletlerin küresel saldırılara karşı da en büyük koruma kalkanıdır. Özellikle Koronavirüs pandemisi sonrası artan uyuşturucu salgınının, sanal kumar ve bahis başta olmak üzere kara paranın kol gezdiği tekmil ‘dijital siperler’in, eşyanın tabiatına aykırı biçimde Türkiye’nin herhangi bir şehrinin herhangi bir mahallesinden Avrupa’da bir ülkeye bağlanan yeni nesil lokal çetelerin, sosyal medyayı kullanarak kültür ve ahlakı paralize edip ortadan kaldırmayı hedefleyen her türlü akımın ‘küresel’ olduğunda mutabıksak şayet, devletin de bu tehditleri bertaraf etmek için yargı ve emniyet gücünü neden seferber ettiği anlaşılır hâle gelir. Ki zaten Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 21. yüzyılın başından, AK Parti iktidara geldiğinden beri çok sayıda küresel tehditle karşılaşmış ve bunları bertaraf etmiştir.
FETÖ, SEZEN AKSU’NUN TELEFONUNU NASIL DİNLEDİ?
Son yarım asrın en zor yıllarını hatırlamak benim için zor değil. 1980’den başlayarak 95-96-1997’yi, 2001 krizinden itibaren de 2007, 2012, 2016, 2020 ve 2023 senelerini bir çırpıda sayarım. 12 Haziran 2007 Ergenekon ile 7 Şubat 2012 MİT kumpası, FETÖ işiydi ve her ikisi de yargı gücü kullanılarak yapıldı. Bu yetmeyince 2016’da doğrudan devlete/millete silah çektiler. 2020 pandemisi ve 6 Şubat 2023 afetleri ise hafızamızda zaten diri. Zor yıllardı. Sezen Aksu’nun dediği gibi… “Yaralayan sözler, sözler gibi/Silinmeyen izler, izler gibi…”
Babası ‘Gülenci’ Yamanlar Kolejinin kurucu müdürü olduğu hâlde ve aslında tam da bu sebeple -vaktiyle, yani yaklaşık 15 yıl önce- FETÖ tarafından terör örgütü soruşturması kisvesiyle dinlenen Sezen Aksu’nun o şarkısında dediği gibi, hakikaten Türkiye için zor yıllardı. Aksu’nun telefonunun dinlenme olayını 21 Aralık 2014’te çalıştığım Sabah gazetesinde yazmıştım, şimdi hatırlatmalıyım. Aksu, bir sahte isimle ‘Hizbullah’ örgütüne üye imiş gibi gösterilerek FETÖ tarafından dinlenmişti. Diyeceğim yargı gücü, geçmişte işte böyle bile istismar edildi.
FETÖ, bununla da kalmadı; yargılama süreçlerini bizzat cezaya dönüştürdü. Kafka’nın Dava romanındaki misali… 1990’ların başından itibaren yargı gücünü kullanarak sistemin içine yerleştiler ve 2005-2012 evresinde bürokratik altın çağlarını yaşadılar. 2012-2016 arası devletin kadro temizliğiyle geçti. FETÖ’nün Zor Yıllar’daki kadar gücü yok. Ama işte, öte yandan örgütün pandemi sonrasında küreselcilerin planlarına hız vermeleri üzerine tekrar aktifleşmeye başladığını da gören gözler anlıyor. O yüzden hem bireysel hem de kamusal anlamda yargı gücümüzü diri tutmalıyız. Devamı pazara efendim.

