Gelmiş geçmiş en iyisi olmasa da en gerçekçi istihbarat filmlerinden biri olan Münih’te (Steven Spielberg-2005) İsrail istihbaratının para ile ilişkisini özetleyen ilgi çekici bir sahne vardır. Mossad’ın Kidon suikast timi sahaya gönderilirken servisin mali işler sorumlusu, timin başındaki ‘case officer’a, yani saha operasyon sorumlusuna “Faturaları istiyorum” der.
Sene 1972’dir. İsrail’in, Ürdün üzerinden yürüttüğü Kara Eylül operasyonunun bir intikamı/intifadası olarak Münih Olimpiyatları’nda 11 İsrailli sporcu Filistinliler tarafından öldürülmüştür. Mossad timi de Filistinli örgüt yöneticilerinin peşine düşer.
Buradan şu ana fikre varabiliriz: 1948 senesinin 14 Mayıs’ında kurulan İsrail’in, Orta Doğu’da huzur ve istikrarı bozduğu ve daha da bozacağı 20. yüzyılın son çeyreğinde bile belliydi. Kendisi 1948’de kurulan ve gizli servisi de -merhum haber kaynağı istihbaratçıların deyişi ile- bir yıl sonra ihdas edilen İsrail; çok değil, 78 senede servisi suikastlarla kan davasına neden olan, istikrarsızlık üreten ve tekmil varlığıyla da kundaktaki bebekler şöyle dursun; tüp bebek merkezlerindeki embriyoları bile yok eden bir devlete dönüştü. Bu, bir soykırımdır ve tarihin akışı içinde elbet bir cevaba muhatap olacaktır.
MOSSAD’IN 2010’DA BAŞLAYAN YENİLGİSİ
Bu yazıda spagetti western ustası İtalyan Sergio Leone’nin dolar üçlemesinden, yani Bir Avuç Dolar, Birkaç Dolar İçin ve İyi Kötü Çirkin (1964-1966) filmlerinden ilhamla Mossad’ın tekmil tarihinden bazı olaylara bakarak bir ‘zaman haritası’ çıkarmaya çalışacağız. Böylesi bir girişim, bilgi ve istihbarat savaşları çağında elzemdir ve yıllardır yazdığım üzere İsrail ile 2010’dan bu yana bir istihbarat savaşı içindeyiz.
Hâlbuki misal 1958’den 1998’e kadar tarihsel tezahürde bunun tam aksi geçerli idi. Mossad, 1958 yılında Millî İstihbarat Teşkilatının atası MEH’e (Millî Emniyet Hizmeti Riyâseti) istihbarat eğitimi bile verdi. İsrail ile ta o dönemden başlayan derin istihbarat ilişkisi, ancak 2010’dan sonra sona erdirilebildi.
FETÖ’cülerin iktidardan indirmek için daha o zamandan çabalamaya başladığı dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Hakan Fidan’ı 27 Mayıs 2010’da MİT Müsteşarlığına atamasıyla başlayan bir uzun evredir bu. 27 Mayıs da elbette 1960 darbesinin yıl dönümü olarak özellikle seçilmişti. Devletimiz bu tür sayısal ve sembolik mesajlar vermeyi sever.
Bunun da nevi şahsına münhasır örneği, 2020-2026 yılları arasında Millî İstihbarat Teşkilatının Mossad’ın bir avuç dolar karşılığında devşirdiği hücreleri çökerttiği operasyonlara verilen isimlerdir. O evreye de birazdan geçeceğiz. Ama önce Mayıs 2010’un İsrail ile istihbarat savaşının başlamasında bir başka milat fonksiyonu olduğunu belirtmem elzem: 31 Mayıs 2010 Mavi Marmara saldırısı… Unutulmaması, unutturulmaması gereken bir katliam. 10 vatandaşımızın şehit edildiği bir alçak saldırı…
İmdi… 2010’dan 2020’ye uzanalım, ansızın. Geçmiş tarih... Nasılsa geçip gittikten sonra zaman üzerinde hızlıca hareket edebiliyoruz: MİT, Mossad’a yönelik olarak şubat ayında yaptığı kontr-espiyonaj, yani karşı-casusluk operasyonuna ‘Monitum’ adını verdi. Yunanca kökenli bir kelime… Son ikaz demek. Geçen seneki bir başka Mossad operasyonuna da ‘Metron’ denilmişti, ki o da Yunancada ölçü demektir. İsrail’in Yunanistan’la ittifak arayışlarının da bir cevabı olarak da düşünmeliyiz bu iki operasyonu.
Daha evveli de var: 2022 yılının aralık ayında yapılan Neoplaz adlı MİT operasyonunda 68 kişilik Mossad hücresi çökertilmişti. 2023 Nisan ayında yapılan Nekpet operasyonunda ise İsrail istihbaratının verdiği görevleri yerine getiren 16 kişilik bir şebeke çökertildi. MİT’in, 6 Ocak 2024’te, kuruluşunun 97. yıl dönümüne hazırlanırken de NİLİ adlı yeni suikast şebekesine istihbarat toplayan hücreyi dağıttığını da hatırlatalım. Bu operasyonda yakalanan 34 kişiden 15’i tutuklanmış, sekizi de sınır dışı edilmişti. Bunun yanı sıra 2021’de 15 kişilik Mossad espiyonaj (casusluk) hücresinin çökertildiğini de hesaba katalım. Bu operasyonlarda tutuklananların sorguda yalan söylemeleri de imkânsızdı. Çünkü poligraf, yani yalan makinesi ile de sorgulandılar.
TÜRKİYE, ‘MEKSİKA AÇMAZI’NI İÇERİDEN İZLİYOR
Bu emsaller de gösteriyor ki 1958-1998 döneminde Türkiye’nin pek çok istihbarat ve askerî operasyon imkânından yararlanan Mossad, ülkemizde Filistin ve Suriye uyruklu bazı kişileri parayla devşirip Türkiye’de istihbarat toplamaya çalışır hâle geldi. Bunun sebebi 1990’lı yılların sonuna kadar kullanabildikleri istihbari iş birliği ayrıcalığını kaybetmiş olmalarıdır.
İsrail gizli servisi, bu bahsettiğim operasyonların hepsinde de doları motif olarak kullanmaya çalıştı. Ama her seferinde de baltayı taşa vurdu. Sergio Leone’nin Dolar Üçlemesi serisindeki gibi... Bir Avuç Dolar bitti, Birkaç Dolar İçin bitti, aslında üçüncü operasyonlar silsilesi de tamamlandı.
Bununla birlikte önümüzdeki dönemde İyi Kötü ve Çirkin filminin muadili yeni operasyonlar gelebilir. Mossad; aynı yoldan yürümeye devam ederse asıl filmin, İyi, Kötü ve Çirkin’in dördüncü/beşinci niyetine tekrar çekilmesi işten bile değil.
Hele de FETÖ ve Mossad hesaplarının temmuz ayının başından itibaren hareketlendikleri göz önüne alınırsa…
Yıllardır izlediğimiz Meksika Açmazı’nda (Üç farklı kişi veya grubun birbirine silah çektiği paradoks) Türkiye’nin bölgesel pozisyonu, İyi Kötü Çirkin’in final sahnesindeki İyi’nin durumunu anımsatıyor. Ve insanlığın vicdanı bizden yana.

