Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
'Siper savaşı’ndan ‘siber savaş’a
0:00 0:00
1x
a- | +A

Yukarıdaki başlığı, 2022 senesinin aralık ayında yayımlanmış MİT Efsanesi adlı kitabımın bir bölümünün hülasası olarak telakki edebilirsiniz. İstihbarat savaşlarının ve konvansiyonel savaşların Yirminci Yüzyıl boyunca geçirdiği tekamülün, Yirmi Birinci Yüzyıl’ın ikinci çeyreğine girdiğimiz şu evrede bize dayattığı bir zamansal hakikattir bu. Tezimi açayım:

Birinci Dünya Savaşı askerler arasındaydı, dolayısıyla cephede, siperde tezahür etti. İkinci Dünya Savaşı ha keza... Soğuk Savaş ya da Birinci Dünya Casuslar Savaşı, ABD’nin CIA’i ve Rusların KGB’si başta olmak üzere gizli servisler arasındaydı. Daha kansız, daha maliyetsiz, daha ‘efektif’ti. Ancak 1991’de, 46 yıllık bu savaş paradigması da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) yıkılışı ile son buldu.

Başlayacak mı başlamayacak mı tartışmasını pandemiden bu tarafa yaptığımız Üçüncü Dünya Savaşı, postmodern formda bana kalırsa zaten 11 Eylül olaylarından sonra Afganistan’ın işgali (2001) ve İkinci Körfez Savaşı (2003) ile başlamıştı.

Nitekim Yirmi Birinci Yüzyıl; nasıl başladıysa öyle gidiyor, çeyrek asırdır özellikle Orta Doğu başta olmak üzere dünyanın muhtelif bölgelerinde bölgesel savaşlar yaşanıyor. Ve bu, özellikle 2010 Arap Baharı’ndan sonra arttı.

Aynı dönemden beri -ve Türkiye için özellikle 2011 Suriye İç Savaşı’nın başlangıcından bu yana- bölgesel istihbarat savaşları da yaşanıyor. Savunma sanayiindeki gelişmeleri göz önüne alırsak siber savaşlar da başlamıştır. Hatta savaşlar, günümüzde ‘siper savaşı’ndan ‘siber savaş’a dönüşmüştür. ABD/İsrail-İran Savaşı’nın konvansiyonel açıdan da siber açıdan da bir teknoloji savaşı olarak tecrübe edildiğini unutmayalım.

Zamanımızın savaşlarının melez doğasını anlamalıyız, çünkü artık her yer savaşta birer ‘cephe’. Sosyal medya başta olmak üzere… Günümüzün savaşları hibrit olduğu için de zafer, tek parametreye bağlı değil. Yirminci Yüzyıl’ın bilimkurgu ve distopya roman yazarı Aldous Huxley boşuna demiyordu; “Vatanseverlik yetmez, bilim yetmez, sanat yetmez, siyaset ve ekonomi yetmez. Ne aşk ne görev ne çıkar gözetmeyen eylem ne de en yüce düşünceler yeterlidir. Ancak hepsi birden (savaşta) gerçekten bir işe yarar” diye. Zira günümüz savaşlarında galibiyet bütün parametrelerin -bu köşe okurlarının aşina olduğu bir kavramla söylersem- tüm Millî Güç parametrelerinin terkibiyle erişilebilecek bir eşiktir artık.

TÜRKİYE, ‘SİBER VATAN’A VE SİPERLERE YERLEŞTİ

Siber savaş ve siber siperler kavramları ülkemiz için önemli. Bunu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın belagatinde de görmek mümkündür. Cumhurbaşkanı, 7 Nisan 2026’da Ankara Lalahan’da Roketsan Üretim Tesisleri açılışında yaptığı konuşmada “Siper savaşların yerini siber savaşların aldığı bu yeni sisteme ayak uydurma kaygısı taşımıyoruz” cümlesini sarf etti. Türkiye’nin; Erdoğan’ın savunma sanayii devrimi doğrultusunda ‘Siber Vatan’ kavramını, erken bir tarihte, ta 2014 senesinde türettiğini de göz önüne alırsak ‘siber siperler’e vakitlice yerleşmiş bir ülkeyiz.

Yazıyı bağlamadan önce 2022’de yayımlanmış MİT Efsanesi adlı kitabımda siber siperler konusunu işlediğim bölümden kısa bir alıntıyla devam etmek istiyorum:

“Egemen güçler, yeni savaş yöntemlerine yönelmişlerdir. Bunlardan geleceğe en çok damgasını vuracak olan elbette ‘siber savaş’tır. Esasında bugün, Yirmi Birinci Yüzyıl’ın başında bile sık kullanılan savaş türüdür siber savaş ve bundan sonra daha da yaygınlaşması, eşyanın tabiatı gereğidir.

Siber savaş ile birinci derecede bağlantılı olan da gizli servislerdir. Bu savaş türü konvansiyonel ordulardan çok istihbarat teşkilatlarının görev, yetki ve sorumluluk alanındadır. Dolayısıyla günümüzde savaş, daha çok istihbarat teşkilatları arasındadır.

Yirminci Yüzyıl; çok farklı olarak cephede milyonlarca askerin ve ayrıca sivilin öldüğü bir ‘siper savaşı’ yüzyılı idi. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı, siper savaşının bir daha tekrarını görmek istemediğimiz müşahhas örnekleridir.”

SAVAŞI ÖNLEYEN FAKTÖR; NÜKLEER DEHŞET DENGESİ

Tekrarını görmek istemesek de pandemiden bu yana değilse bile Şubat 2022 Ortodoks Doğu (Rusya-Ukrayna) Savaşı ve 13 Haziran 2025 ABD/İsrail-İran Savaşı’ndan, hatta İsrail’in Gazze katliamlarından, yani Ekim 2023'ten bu yana savaş konuşuyoruz. Dünya savaşı dâhil…

Henüz ‘büyük bir barış’ çıkmadı; ama diplomasi ve ondan da önemlisi nükleer güce dayalı dehşet dengesi gibi belirleyici faktörler sayesinde bir dünya savaşına da gitmiyoruz. Katliamcı Netanyahu rejimi tasfiye edilsin, emin olun dünya savaşı riski daha da düşecektir. Hatta ekonomik olarak müreffeh zamanlarımızın enflasyonu gibi ‘tek hane’ye inecektir.

Siber savaş mı? Gelişmeler öyle gösteriyor ki, işte ondan kaçış yok. O da tıpkı Yapay Zekâ meselesi gibi teğet geçmeyecek. Yapay Zekâ’nın günümüzdeki tekmil türevlerinin belki elli, yüz yıl içinde kullanılacağı bir büyük savaş ihtimalinden söz ediyorum.

Dolayısıyla bundan sonra bir dünya savaşı olacaksa da bu, muhtemel bir siber savaş olarak öngörülmelidir. Dünyanın ilk ‘siber siper savaşı’… Savaş, siber olsa da sonuçları gerçek olacaktır. O nedenle devletler, aileler, fertler olarak safları sıklaştırmalıyız.

Ferhat Ünlü'nün önceki yazıları...