Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Futbol-savaş denkleminde barış
0:00 0:00
1x
a- | +A

Yazıya Türkiye Yahudileri için yayımlanan Şalom gazetesinin 16 Aralık 2009 tarihli nüshasından yek cümlelik bir alıntıyla başlayayım:

“Netanyahu, siyasi hayatının ve ömrünün büyük bir kısmını İran’ın nükleer programına ve bölgesel etkisine karşı mücadeleye adamıştır.”

Peki, İsrail Demokrat Partisi’nin Lideri, eski asker Yair Golan 15 Haziran 2026’da X platformunda ne diyor:

“Netanyahu! Eğer ömrünün büyük kısmını İran tehdidiyle savaşmaya adadıysan hayatının görevinde başarısız oldun. Dürüstlüğün için teşekkürler!”

Bu iki cümleyi ardı ardına okuyunca aklıma ister istemez Müslüm Baba’nın Yaranamadım (1984) albümü geldi. Diyor ya orada, “Ömrümün üstünden seneler geçti, yine de kimseye yaranamadım” diye… Adam (Müslüm Gürses), ömrü boyunca iyiliğin peşinde koşmuş da yaranamamış; sen kötülük yaparak mı yaranacaksın Netanyahu!

Efendim; ironi bir yana İsrailli eski askerlerin, politikacıların, entelektüellerin tweetlerine şu günlerde biraz bakın. Netanyahu’nun hiç kimseye yaranamadığını görürsünüz... 19 Haziran’da, yani bu cuma İsviçre’de imzalanması beklenen Amerika Birleşik Devletleri-İran anlaşmasının yansımalarını özellikle İsrail mahfillerinde takip etmek şimdilerde işte bu açıdan önemli...

Gelelim atalarımızın deyişi ile zurnanın zırt dediği yere; anlaşmanın içeriğine.

İran’ın yarı resmî devlet ajansı Mehr, 14 maddelik bir mutabakat metni yayımladı. Ancak habere bir parça temkinle yaklaşmak, en azından İsviçre’deki imza gününde çıkacak anlaşma metnini beklemekte yarar var.

Zira ABD ve İran, savaş döneminde yaşadıkları anlaşmazlıklar gibi barış döneminde de çeşitli anlaşmazlıklar yaşıyorlar. Mesela en azından Trump, ABD ve müttefiklerinin, İran için 300 milyar dolar değerinde yeniden inşa planları sunması maddesini inkâr etti. Yayımlanan maddeler arasında barışın kalıcılığı açısından en önemlisi şu: Lübnan da dâhil olmak üzere tüm cephelerde kalıcı bir ateşkes.

İmdi… Hepimiz; ateşkesin, dolayısıyla barışın orada, Lübnan’da düğümlendiğini zaten biliyoruz. Çünkü katliamcı Netanyahu rejimi her masaya oturulduğunda buraya saldırıyor. Anlaşma sonrası söylemlerine bakılırsa da saldırmaya devam edecek. Dolayısıyla maalesef; Netanyahu rejimi var oldukça kesin bir barıştan söz etmek kolayından mümkün olmayacaktır.

YİRMİ YILLIK SUİKAST MAZİSİ

Bugünü anlamak ve İsrail’in anlaşmaya ne ölçüde uyacağını kestirmek için aslında maziye bakmaya da gerek yok, çünkü şimdiden uymayacaklarını söylüyorlar. Mamafih gene de İran ve İsrail’in istihbarat savaşının ne zaman başladığını bilmek önemli. Çünkü bir önceki yazımla (Türkiye-İsrail istihbarat savaşı) en bağlantılı kısım burası, dolayısıyla -dolaylı da olsa- ülkemizi ilgilendiriyor.

Ben İran-İsrail Savaşı’nın istihbari başlangıcı olarak 2003 yılını alıyorum. Sebeplerin başında 2003’te ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra "Şii Hilali" stratejisi doğrultusunda İran’ın hinterlandını genişletmesi ve nükleer programa yönelmesi geliyordu. 2010’da nükleer müzakereleri olumsuz sonuçlanınca İsrail’in İranlılara yönelik suikastları başladı. Öte yandan Mossad, daha öncesinde de İranlı yetkilileri hedef alıyordu. Çünkü ilk suikastı 2007’de gerçekleştirmişti.

HER SALDIRI, BİR ‘CASUS BELLİ’ İDİ

İran, her ne kadar satrançla özdeşleşmiş bir ülke olsa da bu saldırılara istihbari ve askerî bir cevap veremedi. Kaleleri, hatta şahları alınırken bile… Öyle ki İran, 2003-2024 sürecinde her ne kadar nüfuz alanını genişletiyor gibi görünse de İsrail ile istihbarat savaşında satranç değil de tavla oynuyormuş gibiydi. 2025 ve 2026 savaşlarına kadar bu, öyle algılanıyordu.

Çünkü İran o dönemde dışarısı ile fazla meşguldü. ABD’nin İkinci Körfez Savaşı’nı Irak’ta başlatmasını fırsat bilerek 2003-2024 parantezinde 'Şii Hilali’ni yaymaya çalışıyordu. Gelgelelim söylediğim gibi düşmanlarının suikastlarına cevap veremiyordu. 2007’den 2025’e kadar bu, böyle devam etti.

Hâlbuki bütün suikastlar, sık kullanılan Latince bir diplomasi terimi ile söylersem Casus Belli (Kasus Belli diye okunur), yani birer savaş nedeni idi.

Sonunda, 28 Şubat Savaşı’nın başladığı gün İsrail, İran Dinî Lideri Ali Hamaney’e de suikast düzenledi. Bunun üzerine İran, kişilere endeksli olmayan sistemini iyi işleterek 28 Şubat’ta, 13 Haziran 2025’tekinden çok daha sert bir askerî cevap verdi. Böylelikle geçmiş istihbarat muharebelerindeki yenilgilerini de unutturdu.

ABD/İsrail-İran mücadelesinde ilk savaşta da ABD ve İsrail’in yenileceği yönündeki öngörümü TGRT Haber Hafta Sonu Ana Haber’deki grafiklerimde dile getirmiştim. İkinci savaşta da “Rejim çökmedikçe ABD ve İsrail kaybetmiştir, İran birleşiyor, kazanıyor” görüşünü savundum.

Savaş şimdilik bitmiş görünüyor. Tabii uzarsa; ateşkes sona ererse İran, paramiliter operasyonlarla savaşı ABD ve İsrail topraklarına taşıyabilirdi. Bu durumda ağırlıklı olarak ABD’nin ev sahipliği yaptığı 2026 Dünya Kupası’nın güvenliği bile riske girerdi. Değil mi!

Dolayısıyla imzalanacak anlaşmayı, futbolun ‘somut siyasal yararlarının nadir örneklerinden biri’ olarak da okuyabiliriz. Futbol-savaş denklemiyle kurulan bir barış dönemine girdik. Hayırlı olsun, inşallah kalıcı hâle gelir.

Ferhat Ünlü'nün önceki yazıları...