Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Siyasetin finansmanı demokrasinin aynasıdır
0:00 0:00
1x
a- | +A

Türkiye siyaseti bugün yalnızca yeni bir partiye değil, aynı zamanda yeni bir finansman modeline de tanıklık ediyor.

Dile kolay; 91 milletvekili CHP’den koptu ve Yeni Parti çatısı altında buluştu. Bu duruma sadece bir siyasi hizip ya da olağan bir yol ayrımı deyip geçemeyiz. Neden mi? Çünkü siyasette asıl mesele eski gemiden ayrılmak değil, o yeni gemiyi o dalgalı sularda kendi başına yüzdürebilmektir.

Bir partiyi parti yapan şey sadece sandıktan çıkan oylar değil ki... İl ve ilçe teşkilatları, genel merkez binaları, profesyonel kadrolar, tıkır tıkır işleyen seçim organizasyonları ve yılların birikimi olan o kurumsal hafıza... Bütün bu çarkların dönebilmesi tek bir şeye bakıyor; düzenli ve sürdürülebilir bir finansmana.

Büyük siyasi bölünmelerde eski parti her zaman avantajlıdır... Binalar, teşkilatlar, teknik altyapı ve tabii o can suyu olan hazine yardımı eski yapıda kalır. Yeni kurulan parti ise yoluna âdeta sıfırdan başlamak zorundadır.

Düşünün; iş dünyasında bir şirket bölündüğünde yeni yapı gider bir yatırımcı bulur, tahvil çıkarır ya da borsaya açılır. Ama siyasette böyle bir lüksünüz yok.

Yeni kurulan bir siyasi hareketin karşı karşıya kaldığı en temel meselelerden biri, finansman kaynağının nasıl oluşturulacağıdır. Çünkü siyasette para, yalnızca bir gider kalemi değil; aynı zamanda kurumsal bağımsızlığın ve sürdürülebilirliğin temel unsurlarından biridir.

Yeni Parti’nin kuruluş aşamasında başlattığı bağış kampanyası da tam bu noktada önemli bir tartışmayı beraberinde getiriyor: Bir siyasi hareket, uzun vadede yalnızca bireysel bağışlarla güçlü ve kalıcı bir teşkilat yapısı oluşturabilir mi?

Zira kamuoyuna yansıyan iddialara baktığımızda ortada çarpıcı bir tablo var!..

İlk 48 saatte 85 bini aşkın kişiden 182 milyon lira bağış geldi… Resmî olmayan bu rakamların doğruluğu, miktarı ve kaynağı elbette ilgili denetim süreçleri sonunda netleşecektir.

Ancak küsuratları bir kenara bırakırsak Türk siyasetinde ilk defa bir hareket, kuruluş aşamasındaki devasa masraflarını doğrudan vatandaşın cebinden çıkan bağışlarla karşılamayı deniyor.

Kimileri ekranlara çıkıp bunu demokratik uyanış ya da halkın muazzam desteği diye yorumluyor.

Ama işin mutfağı o kadar da romantik değil!

O koca binaların kirası, personelin maaşı, iletişim ve organizasyon giderleri ödenecek. Yani bu kampanya aslında Yeni Parti’nin kendi ayakları üzerinde durup duramayacağını gösteren ilk dayanıklılık testidir.

Üstelik mesele sadece para da değil. Bağış yapan, adını ve telefonunu bırakan her bir vatandaş, yarının potansiyel saha çalışanı, sandık müşahidi ya da parti gönüllüsü demek.

Yani kasa dolarken, bir yandan da teşkilatın insan kaynağı örülüyor.

Tam bu noktada önemli bir çıkış geçtiğimiz hafta MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli'den gelmişti. Sayın Bahçeli, CHP'den ayrılan milletvekili oranında hazine yardımının da yeni partiye aktarılması gerektiğini söyledi.

Sayın Bahçeli’nin dikkat çektiği mesele bir partiye avantaj sağlama meselesi değildir. Asıl mesele, millet iradesinin Meclis aritmetiğine yansıyan yeni tablosu ile kamu finansmanının mevcut hukuk düzeni arasındaki uyumsuzluktur.

Mevcut kanunlarımız (2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu) buna izin vermiyor. Sistem, yıl içindeki milletvekili transferlerine bakıp parayı yeniden paylaştırmıyor. Ama Bahçeli’nin altını çizdiği şey kanundan ziyade bir hakkaniyet meselesi.

Düşünsenize; Meclis’teki vekil dağılımı, temsil gücü altüst olmuş ama devlet yardımı hâlâ eski tas eski hamam dağıtılıyor. Bu büyük bir çelişki değil mi? Meclis aritmetiği değişirken, siyasi partilerin temsil oranları farklılaşırken devlet yardımının aynı esaslarla devam etmesi, siyasi finansman modelimizin geleceği açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir başlık olarak karşımızda duruyor.

ABD'de ve Avrupa'da siyasi partiler zaten üyelerin aidatlarıyla, küçük bağışlarla döner; devlet yardımı sistemi sadece destekler.

Bizde ise tam tersi. Partilerin can damarı hazinedir, vatandaştan bağış toplama kültürü ise neredeyse yok gibidir.

Eğer açıklanan rakamlar doğruysa, Yeni Parti şu an Türk siyaseti için bir laboratuvar işlevi görüyor: "Hazine yardımı olmadan, vatandaş desteğiyle koca bir kurum inşa edilebilir mi?" sorusunun cevabını izliyoruz.

Fakat unutmamak gerekir ki siyaset uzun soluklu bir maratondur. İlk günlerin o coşkusu, heyecanı aylar sonra da devam eder mi?

Vatandaş aynı hevesle cebinden partiye para aktarmayı sürdürür mü?

Bunu bugünden bilmek imkânsız... Sayın Bahçeli'nin hazine yardımı çıkışını hayati kılan nokta tam olarak burası.

Dönemsel bağış rüzgârlarıyla devasa bir teşkilatı kalıcı olarak ayakta tutmak hiç de kolay değildir.

Önümüzdeki dönemde asıl tartışmamız gereken şey kimin kaç milyon bağış topladığı olmamalı.

Türkiye’nin ihtiyacı; siyasi partileri dönemsel finansman krizlerine mahkûm eden değil, temsil gücü ile kurumsal sürdürülebilirliği aynı zeminde buluşturan, şeffaf ve adil bir siyasi finansman modelidir.

Çünkü güçlü demokrasi, sadece sandıkta ortaya çıkan iradeyle değil; o iradeyi taşıyan kurumların sağlamlığıyla mümkündür.

Siyasetin finansmanı meselesi günübirlik tartışmaların değil, Türkiye’nin demokratik geleceğinin meselesidir. Devlet aklı; değişen şartları görmek, eksikleri tamamlamak ve sistemi daha güçlü hâle getirmekle yükümlüdür.

Türkiye, güçlü kurumlarıyla, millî iradeyi merkeze alan anlayışıyla ve demokrasi tecrübesiyle bu tür meseleleri çözebilecek birikime sahiptir.

Asıl hedef; günü kurtaran düzenlemeler değil, gelecek nesillere daha sağlam bir siyasal mimari bırakmaktır...

Nur Tuğba Aktay'ın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.