Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Yaz kursları
0:00 0:00
1x
a- | +A

"Oğlum hayrsız çıktı!", "kızım hayrsız çıktı"… diye şikâyetlenmeye herkesin hakkı olmadığı kanaatindeyiz. En seçme gıdalarla beslemek, en marka kıyafetler giydirmek, en namlı okullarda okutmak, yabancı lisan öğretmek, yurt içi veya yurt dışı gençlik kamplarına göndermek, spor salonlarına kaydetmek…ile bir ebeveyn, çocuğuna karşı mükellefiyetlerini yerine getirmiş olmaz!

Bunlar ve daha fazlası, şartları içinde gücü yeten herkes tarafından yapılabilir… ama hayat da eğitim de bunlarla benzerlerinden ibaret değildir.

1950’lere kadar köylü toplu idik. Ulaşım kolaylığının hayatımıza girmesiyle kademe kademe şehirli toplum olduk. Milletimizde dışarıya işçi olarak gitme misali, evvela kendi köyümüzden kendi şehrimize gelmekle yaşandı. Şehirlileşme, gecekondulardan, küçük esnaflıktan, tüccarlığa, büyük iş adamlığına, villalara… kadar türlü safhalardan geçerek nihâyet refah toplumuna vardı.

Düne kadar aza kanaat eden, azını paylaşan, ağzı şükürlü fukara toplumun yeni nesillerinin yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarındaydı.

Refah toplumu döneminde dünyaya ait olma duygusu genç hayatları kuşattı. Bu vaziyet, önce taklitçiliği, sonra hayranlığı ardından moda zehirlenmesini getirdi ve yol, yabancılaşmaya vardı. Bu topraklarda doğup, ezan duyan fakat Türkçe konuşan yabancılaşmış nesiller türedi. Şehirlerde görülen kapalı yerleri açık yerlerinden az olan nesillerin hikâyesi budur.

Aileler, bu nesillerin maddî beslenme ve yetişmeleri için borçlanmalara varıncaya kadar her türlü fedakârlığı yaptılar, yapıyorlar. Fakat o çocukların mânevî eğitimlerine her aile gerekli ihtimamı göstermedi. Hâlbuki biz, üstün bir ümmet ve seçkin bir milletiz. Asırlara dayalı geniş, zengin ve derin çocuk yetiştirme, terbiye etme, onlara tahsil aldırma, meslek sahibi yapma gibi insanın iki cihanını kurtaracak tecrübe mîrasına sahibiz. Bu mîrasa medeniyet diyoruz. Bizim medeniyet geleneğimizde eğitim; doğan bebeğin sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okuyarak başlar, helâl süt ve helâl lokma hassasiyetiyle devam eder, çocuk 4 yaş 4 ay 4 günlük olunca hoca eliyle Kur’ân-ı kerîm öğretilir, ardından "Ana Mektebi", Sıbyan mektebi diye o eğitim, Medrese denen üniversiteye kadar giderdi.

Eskiden de spor vardı, deniz vardı, gezi vardı… ama ailede sorumluluk ve gencin önünde de rehber olarak gayrıya benzememe kaygısı ve mahremiyet, edeb, terbiye gibi insanı insan yapan ölçüler vardı…

"Sanayi inkılâbını kaçırmamız, bir Cihan Devletini, imparatorluğumuzu kaybetmemize sebep oldu!" Bu sözü, çok söyledik ve çok yazdık. Cemiyetimizde, toplumda baştan başlayarak en ücra köye kadar Avrupalılaşma, Garplılaşma özentisi, tamı tamına iki asır evvel başladı. Şimdilerde vaktinde yakalayamadığımız sanayi inkılabını, sanayi devrimini, teknolojiyi, interneti de elde etmiş olarak telafi etmekteyiz. Bugün Allaha şükür savunma sanayiinde, ulaşımda, iletişimde vs. dünyanın takdirini kazanan ve ihracatlar yapan bir seviyeye geldik:

Maddî kalkınma tamam.

Mânevî hayatsa, çöküşte.

Şehirlerin plajlaşması, neredeyse her gün bir genç kızın iffetini kaybetmiş olarak öldürülmesi ve benzeri onlarca sebep bundandır. Şunu diyebiliriz; dedelerimizin-ninelerimizin hayatında mânevi sağlamlık tam fakat maddi kalkınma tökezlemişti; bugünse maddî kalkınmamız, dünya ile yarışta fakat mânevî çöküntü tehlike arz ediyor.

Bu toplumun yalnızca kapalı yerleri açık yerlerinden az olan gençlik sıkıntısı yok. Güya örtülü; Kur’ân-ı kerîmin ifadesiyle “örtülü çıplaklar” derdi de var. Nereden fetva alındı, kim teşvik ettiyse birden çoğalan bir moda illetiyle tesettürlü gençlerin birçoğu, tesettürü katleder vaziyetteler! Daha beteri ise tam tesettürlü olup da örtüsünün üstüne fötr şapka ve şapka tereği takmak… Bir ruh zehirlenmesi dönemindeyiz.

Korkarız ki bu gidişatla Osmanlı İmparatorluğunun yaşadığı, bu defa da aksi ile yaşanacaktır. Kişi olarak, aile olarak, cemiyet ve devlet olarak kendimizi samimî ve cesur şekilde sorgulamalıyız.

Bakınız 2026 yılının yaz ayına girdik. Ramazan ve Kurban Bayramlarının tatile dönüştürüldüğünü, aile büyüklerinin aranmadığını yıllardır yazıyoruz.

Şimdi ise söyleyeceğimiz şudur:

Evvela gecikmeden doğru teşhis konmalı. O zaman mânevî çöküntü, asla benzemekte, köklere bağlılıkta, çürüme yaşadığımız gerçeği görülür. Bu acı manzarayla yüzleşince herhâlde tedbir alınır, gereği yapılır. Tedbir, ağacın yaş iken eğilmesidir. Edebiyle deniz, tatil, kır, spor… yapılsın; fakat, koskoca yaz ayı bunlarla ve gün 24 saat cep telefonu ekranıyla havailikler ve ergenlik savurganlıklarıyla geçmesin:

Diyanet, vakıflar, dernekler, her yaz ve her hafta sonu Kur’ân kursları, dînî eğitim-öğretim yapmaktalar. Bunlar camilerde ve uygun mekânlarda olmakta. Çocuklar, gençler bir düzen ve tertip ve devamlılık içinde bu kurslara devam ederek Elifbasını, Kur’ân’ını, İlmihâl bilgilerini, İslâm ahlâkını, namaz surelerini öğrenmelidir. Ebeveynler bu ihtiyacı görmeli, Kanaat Önderleri de teşvik etmelidir. Aslında okulların, yaz aylarında bu hizmetlere tahsisi mümkün ve gereklidir.

Şu Gazzeli kadınlara, kızlara, çocuklara, gençlere bakıp mahcup olmalı ve ders çıkarmalı. O ne muhteşem imân ve ne aşılmaz tevekküldür! Bu imân ve ahlâka sahip oldukları için teknoloji, onları mağlup edemedi!..

İçinde bulunduğumuz bu sosyolojik dönemdeki şu gidişatla anası-babası öldüğünde onların cenâze namazına katılmayan veya hazır bulunsa bile nasıl namaz kılacağını bilmeyen, ölüsünün arakasından bir Fatiha, bir Yasîn okuyamayan nesillerin artarak çoğalacağı gün gibi ortada. Bu mânevî donanımdan mahrum genç, üniversiteyi birincilikle bitirse, ana dili gibi yabancı dil bilse ne yazar? Farkında olunsa da olunmasa da o bir sözde yabancı aydındır!..

Pahalı yiyecekler, pahalı markalar, denizde güneşleme ve dünya şehirlerinde gezmeler nesilleri tek başına hayrlı evlât yapamaz. Allahü teâlâ, insanı, darlıkta da varlıkta da imtihan etmekte. Üniversiteye girme imtihanına verilen emeğin onda biri cennete girmek için verilse kendimizle barışıklığımız daha bir güzelleşir.

Eğer sen, kendi çocuğunun kalbine millî şuuru ve İslâm aşkını nakşetmezsen, elin İngiliz’i gelir, Sarıyer’deki Türk okulunu sahiplenerek senin çocuklarını devşirir, beyinlerini yıkar; o çocuklar, İngiliz kıyafetiyle İngiliz dükünün önünde İngiliz millî marşını söyler, çocuğu devşirilmiş gafil velilerse bununla iftihar ederler.

Rahim Er'in önceki yazıları...