Analar-babalar… daha ne yapsın? Okutmuş, tahsil yaptırmış; bâzıları, türlü fedakârlıklara katlanarak lisansüstü eğitimler aldırmış ve bir insanın donanım olarak neye ihtiyacı varsa oğlunu, kızını, evlâdını…diploma iftiharıyla onlara kavuşturmuş.
Böylece yetişen nesiller, makam sahibi olmuşlar, imkân sahibi olmuşlar, ünvan sahibi olmuşlar, yetki sahibi olmuşlar… diplomaları, lisanslarla kuvvetlenmiş. Zaman içinde finansta, siyasette, sporda, belediyecilikte üstlere tırmanmışlar. Gelin görün ki bu okur-yazar, mürekkep yalamış, seçkin okullar okumuş, diploma sahibi olmuş aydınların, kavuştukları ferahlıklar, sahip oldukları yetkiler, makamlar ve bazılarının edindikleri servetlerle başları dönmüş, gurur-kibir, gözlerine perde, vicdanlarına pas olmuş. Bu sarhoşlukla her yol, mubah görülür olmuş. Ellerini tutan mânevî yaptırım kalmamış. Böylece karşı cins suistimalleri, emanet para suistimali, yolsuzluk, rüşvet, Sodom-Gomore pespayelikleri… ve haberlerde nakledilen ne varsa onları pervasızca işlemeyi kendilerine hak görmüşler.
Polis, neredeyse her gün ve gece bir belediyeye, en az bir şirkete…baskın yapıyor. Hemen her gün diplomalı, ünvanlı, dünya görmüş, sözümona bu üst düzey kişiler, polisin kolunda savcılığa götürülüyor… İddianamelerde talep edilen mahkûmiyet miktarı, on insan ömrü kadar olabiliyor. Neler yaptıklarını burada tek tek sıralamaya gerek yok. Zira her gün ve her haber saatinde fasılasız şekilde tafsilatlı olarak görüyor ve duyuyoruz. Biz, şurada meselenin politik dedikodu tarafıyla değil, temel sebeplerini irdelemeye çalışıyoruz.
Ahlaksızlık, rüşvet, suistimal, dolandırıcılık, uyuşturucu, kumar…ve akla gelebilen benzeri ne varsa bu suçların failleri polis, jandarma ve istihbaratın başlıca meşguliyet mevzuu. Öyle işler var ki şuraya yazmaktan ar ediyoruz. Bu suç dosyalarıyla adliye rafları dolu. Mahkemeler, bu dâvâlarla zaman tüketiyor.
Karşı karşıya olduğumuz bu hazin vak’a ve manzaraya "diplomanın iflası!" denebilir. "Aydın ihaneti!" de denebilir. Bu yolsuzluk, dolandırıcılık, irtikap, hırsızlık, uyuşturucu kullanan veya uyuşturucu ticareti yapan, makam, servet ve şöhretle malul diplomalı kimseler, bu memlekete, milletimizin şerefine en câhilin bile veremeyeceği kadar ziyan vermekteler. Şu okuyup seyrettiğimiz haberler sadece bizde değil diğer ülkelerde de görülmekte. Bu haberlerle karşılaşan öbür memleket vatandaşları, herhâlde alkış tutmuyor "Türkiye’de ne kadar dolandırıcı, hırsız, arsız, ahlâksız var!" diyorlardır. Şehîdler ve mübarek ecdad mirası bu memlekete bu kötülük revâ mıdır? Türkiye düşmanlarının, bizi kötülemek için uğraşmalarına gerek yok. Kendi aramızdan çıkan ve bir süre ana-baba, akraba ve cemiyetin iftihar ettiği siyasetçi, sanatçı, meslek sahibi…nice ıslahı gayrı kabil mesuliyetsizler, bu milletin şerefiyle, itibarıyla oynamaktalar…
Demek oluyor ki ailenin, eğitimin, mahallenin, caminin, cemaatin, tarikatın, çarşının, medyanın, sinemanın, reklamın, sporun, üniversitenin, itibar edilen değerlerin… a’dan z’ye elden geçmesi gerekiyor. Şu gün 24 saat dinleyip seyretme azabı yaşadığımız utanç verici o haberlerin tercümesi şudur:
-Diploma, iflas etmiştir!
Şöyle de denebilir:
-Türkiye, aydın ihanetine uğramıştır!
Dar günlerimizde vatanseverler yetiştirirken var günlerimizde yüz karaları yetişti.
Hâl bu iken akademisyenin, diplomalıyı koruma maksadıyla "eli tornavida tutan, diplomalıdan 5 kat fazla para kazanıyor!" demesi, doğru olsa bile isabetli bir bakış değildir. Diplomalı, hakkını alsın fakat, elinde tornavida ter döken de hakkını alsın. Ölçü, diploma değil, haktır… Mülkün temeli, diploma değil, adalettir.
Karar sahibi herkes ve herkes, başını elleri arasına alıp düşünmeli!
Bizden yıllar öncesinde okuyup, işitmiş olabileceğiniz o tezimizi bir defa daha tekrarlayacağız:
-Bir asırdır diploma sahibine irfan, irfan sahibine diploma veremedik!..

