Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Hayran gönüllü insanlar
0:00 0:00
1x
a- | +A

Bazı insanlar tanıyorum. Hayatında kendisi haricinde hiç kimse hakkında olumlu tek bir cümle söylemiyor. Annesinin yemeğini övmüyor, arkadaşının başarısını kutlamıyor. Yakın çevresindeki insanlara karşı duygusal bir kuraklık hâkim.

Ama aynı insan bir şarkıcı hakkında durmaksızın, bitmek tükenmek bilmez bir coşkuyla yazıyor. Her şarkısını paylaşıyor, her konserini duyuruyor, her röportajını alıntılıyor.

Yani tanıdığına çöl, tanımadığına nehir gibi akıyor.

Burada bir yakınlık alerjisi var galiba. Yakın çevremizdeki birisini büyük gösterirsek, kendimiz küçülürüz diye korkuyoruz belki. Bu yüzden uzaktaki ünlüye övgü yağdırmak daha güvenli geliyor. Bize rakip değil, tehdit etmiyor ve bir beklentisi yok.

Psikoloji biliminde bu durum 1956 yılından beri biliniyor aslında. Horton ve Wohl denen iki araştırmacı buna "parasosyal ilişki" demiş. Yani tek taraflı bağ. Bazı psikologlar da buna “yalnızlık bandajı” diyor.

Parasosyal ilişkilerde genellikle narsisizmin izleri de var. Kendisine âşık insanlar yakın çevresindeki birisini övmekte zorlanıyor. Kendi liginde zirvede olduğu için, hayran olmak için bir üst lige bakmak zorunda. Bunun sonucunda da bir ünlüyü buluyor ve başlıyor onu övmeye.

Bu ünlünün yaşıyor olması veya olmaması da çok önemli değil. Hatta mümkünse yaşamasın!

Hayranlık mı, kültürel yatırım danışmanlığı mı?

Hayranlıkla ilgili konu sadece duygusal mesafeyle sınırlı değil. Özellikle son dönemde hayranlık bir performansa, kimlik inşasına ve kişisel markalaşma aracına dönüştü. İnsanlar birisini över gibi yapıp kendilerine yol yapıyorlar.

"Ben sıkı bir Kafka hayranıyım."

Eee? Ne oldu şimdi? Bu sana ne kattı? Kafka yüz yıl önce Prag'da bir odada tek başına kelimelerle cebelleşirken sen orada mıydın? Hayır. Sen sadece onu okudun ama onu okumuş olmak seni özel bir insan yapmıyor.

Burada alt metin şu aslında: "Benim hayranlık duyduğum kişilerin kalitesine bakarak, benim kalitemi anlayabilirsiniz."

Bu dolaylı bir öz geçmiş sunma biçimi değil mi? Doğru kişiye hayran olursan, doğru kitleye ait olursun. Yanlış kişiye hayran olursan, dışlanırsın. Yani hayranlık artık bir zevk meselesi değil, bir sınıf meselesi.

Camus hayranıysan derinsin. Tarkovsky izliyorsan sinefilsin. Komedi izliyorsan basitsin. Sanki hayranlığın bir borsa endeksi var ve bazı isimlerin hisse değeri diğerlerinden yüksek.

Başkasının ışığında bronzlaşmak

Hayranlık tevazunun en zarif hâlidir. Birisinin bir özelliğine veya yaptığı bir işe hayran olursunuz. İçinizden "Ben bunu yapamam ama yapılabildiğine şahit olmak bile yeterli" dersiniz. Onun adına mutlu olursunuz. Güzeldir yani.

Ancak gerçek hayranlığın özelliği sessiz olmasıdır. Gösterişe ihtiyaç duymaz. Birisinin çok sıkı bir hayranı olduğunu ispatlamanız için dövme yaptırmanız, tişörte resmini bastırmanız falan da gerekmez.

Hayranlık duymak güzeldir ama hayranlık duyduğunu gürültüyle duyurmak bambaşka bir motivasyonun işaretidir. Biri içe dönüktür, sessizdir, seni büyütür. Diğeri dışa dönüktür, gürültülüdür ve aslında hayran olunan kişiyle değil, hayran olan kişinin kendisiyle ilgilidir. Yani pazarlanan şey, ödünç alınmış bir parlaklıktan başka bir şey değildir.

Son olarak şunu söyleyelim. Bir insan için belki de en büyük talihsizlik, beş kuruş değeri olmayan insanlara hayran olmak ve bir ömür bunların peşinden gitmektir.

Salih Uyan'ın önceki yazıları...