Türkiye günlerdir Ahbap-çavuş ilişkisini tartışıyor. Başından beri pek hayra alamet olmadığı belli olan bu hayır derneğiyle ilgili her şey ortalığa saçıldı. Bu yüzden konuya girmeyi pek düşünmüyordum. Ama tutuklamalar 15 Temmuz tarihine denk gelince, gerçek kahramanların hatırasıyla, plazadan kahramanlık hikâyesi devşirmeye çalışanların hikâyesi çarpıştı.
Bu çarpışmadan zihnime yayılan parça tesirli cümleleri toparlarken de “samimiyet-niyet” ekseninde bazı kıyaslamalar yaptım. Zihnimin bir tarafına Ömer Halisdemir’i koydum. Diğer tarafa da gündemdeki o malum isimleri… Pek mukayese kabul etmeyecek bir mevzu ama yaptım işte.
Sonra da oturup bu yazıyı yazdım.
***
Bir yanda ülkesi için can veren bir yiğit var... Diğer yanda sadece hesap numarası veren gösterişçi bir topluluk.
Bir tanesi bağırıp çağırmadan, slogan atmadan, sessiz bir şekilde ölüme yürüyor. Birileri de çay kahve eşliğinde sağa sola telefon ederek gürültü yapıyor.
Birisi, tarihteki bütün yürüyüşlere diz çöktüren o son yürüyüşü yaparken "Niçin ben?" diye sormuyor. Ama birileri "Karım hamileyken vinç ayarlıyordu. Biz niye afetten afete koşuyoruz abi? Ülkede bu işle ilgili birimler yok mu?" diye devlete atar yapıyor.
Birisi vatanına sahip çıkmak için, her şeyin asıl sahibi olan Allah yolunda şehadeti yudumluyor. Birileriyse fitne-fesat için, “Kendimi hiç bu kadar sahipsiz hissetmemiştim” diye sızlanıyor.
Birisi hiç hesap yapmadan vatan borcunu canıyla ödüyor. Birileri de gerçekleşmemiş hizmete naylon fatura kesip, şahsi menfaatini milletin gider hanesine yazıyor.
Ben şimdi kimin yolundan gideyim? Çocuklarıma kimin hikâyesini anlatayım?
Vatanın istikbali tehlikeye düştüğünde gözünü kırpmadan, dağ gibi şehadete yürüyen yiğitlerin hikâyesini mi? Yoksa afetin ve acının ortasında "İki gecedir uyumuyoruz" diye gürültü yapan ve fedakârlığı bir lütufmuş gibi pazarlayanların hikâyesini mi?
Ders kitaplarının “Vatanımız” ünitesinde okuma parçası olarak hangisini yazayım? Vatanı için canını ortaya koyan Ömer’i mi? Yoksa gösteriş için devletin altını oyan Ali’yi mi?
Takdiri hak edenler yıkıntılar arasında ölesiye çalışan dernekler mi? Yoksa kameralar karşısında veresiye konuşan gevşekler mi?
Kusura bakmayın ama bu millet feraset sahibidir. Bunları yemez. Ve bu coğrafyanın kadim bir hakikati vardır: Devlete kafa tutan sahte kahramanları Türk milleti sevmez.
***
Bu arada o grubun içinde iyi niyetli olanlar da vardı elbette. Sözümüz onlara değil. Ayarımızı kim bozdu, iyi biliyorsunuz.
Eğer “Biz devletimize destek için toplandık” diyebilseydiniz, şimdi hedefte olmayacaktınız. Bilakis mağdur olduğunuz için destek görecektiniz. Ama öyle yapmadınız. Milletin en acı gününde birleştirici bir güç olmak yerine, bölücülük yapmayı tercih ettiniz.
En çok da afet bölgesinde canını dişine takıp çalışan on binlerce insana çok ayıp ettiniz. Askere, polise, AFAD çalışanlarına, Kızılay ekiplerine ve bir sürü gönüllüye düşüncesiz cümlelerinizle borçlandınız.
Şimdi o borcu ödüyorsunuz.
Yüz binlerce insan enkazda çalışırken ve devletin bütün birimleri teyakkuzdayken “Ülkeyi hiç bu kadar sahipsiz hissetmedim” derseniz, devlet de o insanlara nasıl sahip çıktığını gösterir.
Eğer en acı günümüzde “devlet nerede?” diye yoklama almaya kalkarsanız, devlet de elbet biraz bekleyip “buradayım” diye cevabını verir.
Allah hepimize iyi niyet, samimiyet, doğru bir istikamet ve içimize sinecek ömürler nasip etsin.

