Nereden bulaştım bilmiyorum ama bir süredir akışımda ilginç videolar görüyorum. Yüzünü buzlu suya batıranlar, alnını kremle ovalayanlar, gıdığında taş yuvarlayanlar… Hepsi erkek bu arada. Işıl ışıl gözlerle sabahın köründe, eti terbiye eder gibi çeşitli bölgelerine masaj yapıyorlar.
Önce bu tür videolar çıkınca hemen geçiyordum. Ama maruz kalma oranım yükseldikçe, videoda kalma sürem de arttı. Adam cildine yedinci kat serumu sürüyor, ben hâlâ oradayım. Algoritma beni öyle bir hâle getirdi ki, adamlar yüzünü ovalarken çıkan o "cılk cılk" sesi bile hoşuma gitmeye başladı. Can sıkıcı bir durum ama yapacak bir şey yok.
Normalde benim bu tür videolarla hiç işimin olmaması lazım. Çünkü benim için "kişisel bakım” tanımına sadece birkaç cümle giriyor: Düzenli sakal tıraşı olmak, ayda bir berbere gitmek, tırnak kesmek, duşa girmek falan… Sabah yüzüme su çarptım mı, benden iyisi yok yani!
İyi de o zaman ben niçin, "günaydın kings" diye söze başlayıp, preslenmiş soğuk kereviz suyu içerken cilt bakımından bahseden adamları seyrediyorum?
Cevap net: Algoritma beni ele geçirdi. Beynimin kontrolü artık bende değil, Kaliforniya'da bir sunucu odasında. Kodlar toplanmış, "bu adama bir buz banyosu videosu daha verin, kıvama geldi " diye sırıtıyorlar.
Demek ki sosyal medyada çok dikkat etmek lazım. Bir videoda üç saniye fazla durdun mu, algoritma seni 'evlatlık' ediniyor. Hiç alakan olmayan konulara ilgi duymaya başlıyorsun. Bugün cilt bakımı, yarın kim bilir ne!
Allah sonumuzu hayır etsin.
Konfor alanından çıkmak
Bir arkadaşım var. İyi bir işte çalışıyor. Maaşından gayet memnun. Evini, arabasını almış. Kısacası, hayatın o çok aranan dengesini yakalamış durumda.
İşte bu arkadaşın çevresindeki birkaç kişi, "Konfor alanından çık artık" diye sürekli kendisine baskı yapıyormuş. Yani adamlar tahliye ekibi gibi, "Beyefendi, burayı hemen boşaltmanız lazım, çünkü çok huzurlusunuz" diyorlarmış.
"Ben ne yapayım şimdi hocam?" diye bana sordu arkadaş. Daha doğrusu sormadı da dert yandı. Ben de ne diyeyim, "Evet, hemen istifa et, git Kapadokya'da balon pilotluğuna başla" mı diyeyim? “Boş ver, hayatına devam et” dedim tabii.
Konfor alanından çıkma olayını o kadar çarpıttık ki, bunu durduk yere istifa etmek ve tüm birikimiyle hiç bilmediği bir sektöre balıklama atlamak sanıyoruz. Sosyal medyada ben de görüyorum. Bir tane çöp adam çiziyorlar. Yuvarlak bir dairenin içinde gayet mutlu duruyor. Dairenin yanından bir ok çıkarmışlar ve "Konfor alanı" yazıyor. Biraz uzakta da yıldızlar falan var, ışıl ışıl…
Bu tür içeriklere fazla maruz kalanların dengesi kayboluyor. Mesela on beş yıllık muhasebeci, bir sabah uyanıp "Ben aslında dövüş sanatları eğitmeni olmalıymışım" diye şınav çekmeye başlıyor. Amaç ne peki? Gelişmek.
İyi de bu gelişmek değil, düpedüz kaşınmak!
Gerçek gelişim, elindekini fütursuzca yakıp yıkmakla olmaz. İnsanın işini sevmesi, hayat standardından memnun olması bir zayıflık olabilir mi? İnsanlar oraya ulaşabilmek için bir ömür harcıyor. Konfor alanı dedikleri şey öyle bedava dağıtılan bir yer değil, adam oraya taksitle girdi. Bulmuşken tadını çıkarmak yerine, sırf moda bir söylem uğruna o alanı terk etmek, modern bir trajediden başka bir şey değildir.
Galiba başarıyı artık çekilen çileyle ölçen bir "acı çekme fetişizmi" dönemindeyiz. LinkedIn'de "Üç gündür uyumuyorum ama buna değdi" yazan adam alkışlanıyor. Ama sekiz saat uyuyup, poğaçasını alıp işine giden adam tembel ve gelişimi durmuş bir fosil muamelesi görüyor.
Eskiden büyükler "Rahat mı battı?" derlerdi. Bence bu soru, konfor alanından çıkış tavsiyelerine göre çok daha derin ve vizyoner bir bakış açısı sunuyor.

