Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Kanunî’yi rüyada görmek!
0:00 0:00
1x
a- | +A

7 ve 8 Temmuz 2026 günleri Ankara, bütün dünyanın bakışlarını mıknatıs gibi kendine çekti. 36. NATO Zirvesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin başşehrinde yapılacaktı. Zirveye Kuzey Atlantik Paktı Teşkilat üyesi 32 devlet ve hükûmet başkanı iştirak ediyordu…

Liderler, 7 Temmuz’da gelmeye başladılar. Bütün konuklar, Mehterân Takımımızdan insansız hava araçlarımıza, atlı polislerimize kadar muhteşem bir şekilde karşılanıyorlardı.

Misafirler, tek tek istikbâl edilirken esas beklenen Sn. Trump’tı. Amerikan Başkanı, Türkiye Cumhurbaşkanının NATO Zirvesine dâvetini kabul ederken daha sonra çok konuşulacak bir söz söylemişti. Şimdi artık neredeyse ağzı emzikli bebeğin bile bildiği o cümle şuydu:

-NATO, yardım talebime uymayarak beni hayal kırıklığına uğrattı. Bu toplantı, Ankara’da olmasaydı, Erdoğan dâvet etmeseydi kabul etmezdim. Erdoğan’ı seviyorum, güçlü bir lider, O’na saygım var!..

Aslında merak ediliyordu:

-Trump, bu konuşmayı, öylesine mi yapmıştı, dediğinde ne kadar samimidir?

Trump, 10 saatlik bir yolculuktan sonra geldi, Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisini karşıladı. Karşılaşma anları, görüşmeleri, birlikte basın toplantıları… hepsi yakınlık doluydu. Yapmacıklık yoktu. Eşitler arası bir seviyede seyrediyordu. Trump, sanki merak edileni sezmiş gibi, o basın toplantısında ve devamında önceden telaffuz ettiği cümleyi daha da pekiştirerek tekrarladı:

-Sn. Erdoğan’ı seviyorum, kendisine saygı duyuyorum. Güçlü bir liderliği var. Dünya da saygı duyuyor…

Sn. Erdoğan, mevkidaşının iltifatlarına muhatap olurken ölçüde, vakar ve duruşunda, tebessüm ve mevkidaşına davranışında bir değişiklik olmadı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, milletini liyakatle temsil etti.

İlk günkü Erdoğan-Trump basın toplantısında ve sonraki mülakatlarda Donald Trump, CAATSA yaptırımlarının kaldırılacağını, F-35 uçaklarının verileceğini, Türkiye’ye KAAN uçak motorlarını satacaklarını ifade etti.

F-35’ler yıllara dayalı bir sıkıntıdır. Parasını ödediğimiz hâlde ve imalâtçı ortak olmamıza rağmen bu uçaklar, bir türlü verilmedi. Söz konusu olan 6 uçaktır. Cumhurbaşkanı, 5 uçağın sözünü aldığını beyan etti. Parasını tahsil ettiği hâlde sattığı savaş gemi veya uçağını teslim etmemek, kiracısı olduğu mülke el koymak Batı’nın hastalığıdır:

İngiltere, kendisine ısmarlamış olduğumuz "Sultan Osman-ı Evvel" ve "Reşadiye" zırhlılarını, I. Cihan Harbi patlak verince bize teslim etmediği gibi parayı da iade etmemiş ve 1878’den beri kiracı olduğu Kıbrıs adamızı da harbi fırsat bilerek gasp ve ilhak etmiştir…

36. NATO Zirvesi, aslında, fiilen, "Erdoğan-Trump Zirvesi" ve "NATO Zirvesi" diye iki safhada cereyan etti. Türkiye, NATO mevzuunda ABD ile Avrupa arasında adı konmadık bir ara buluculuk yapmakta.

Sn. Erdoğan, Sn. Trump’la görüşmelerini şöylece toparladı denebilir:

-Türkiye-ABD münasebetlerini tahkim ederek bölge ve dünya barışına birlikte hizmet edeceğiz. Gazze’de kalıcı barışı temin, İran-ABD sürtüşmesinin bitirilmesi ve Ukrayna-Rusya Harbinin barışa evrilmesi için birlikte çalışacağız.

Gerek, Erdoğan-Trump Zirvesi, gerek NATO zirvesi, gerekse misafirleri karşılama, ağırlama-uğurlama ve çıkarılan yemek ve ikramlar ile Savunma Sanayii Forumu ve tarihten iz düşümü Mehterli askerlerimizle uçaklarımızın gösterileri, seyredenleri hayran bıraktı. O kadar ki Beyaz Saray, Külliye’deki akşam yemeğinin menüsünü yayınlamadan kendini alamadı.

7/8 Temmuz tarihli NATO Zirvesinde 32 devlet ve hükûmet başkanı ile yüze yakın bakan ve binin çok üstünde bürokrat ağırladık.

Etkinliğin her safhası güzel düşünülmüştü, güzel de icra edildi. Trump’ın Erdoğan iltifatı, ikinci gün de devam etti. Net bir cümleyle söylemeliyiz ki:

-NATO Zirvesi, Türkiye’ye bu milletin şuuraltı hasreti bir imparatorluk ihtişâmını yaşattı!..

Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan, Ankara’ya gelmeden Şam’a uğrayıp burada anlaşmalar yapan fakat otelinin karşısında bombalar patlayan "NATO, beyin ölümünü tamamladı!" iddiasının sahibi Sn. Macron’a elbette ki "Sen ki Fransa vilayetinin Cumhurbaşkanısın! Ne ararsın Şam-ı şerifte, işgal yıllarını mı hatırladın?" demedi ama bütün bu olan-bitenler, zirveler, kararlar, kabuller… Türkiye’nin, Uluğ Türkistan’ın ve İslâm Coğrafyasının yüzünü güldürdü. O iki gün içinde Sanki Kanunî Sultan Süleyman Han döneminden bir kesit yaşandı, gündüz rüya görüldü.

Bunlar, ağır bedeller ödenerek kavuşulan pahalı kazançlardır. Unutulmamalı ve şükredilmeli. Çünkü mahcubiyet dolu seneler, çok uzak değil:

1923’ten 1965’e kadar 10 defa ve 16 yıl süreyle Başvekil/Başbakan ve 1950’ye kadar 12 sene Reis-i Cumhur olan İsmet İnönü’nün son Başbakanlığı 27 Mayıs’tan sonradır. Bu sırada EOKA teröristleri Kıbrıs’ta kanlı katliamlar yapıyorlardı. İnönü Hükûmeti, Kıbrıs’a askerî müdahale yapmaya niyetlendi. Beyaz Saray’da Başkan olarak Lydon Jonson vardı. Haberi alınca İnönü’ye sert bir mektup yazdı. Savrulan tehdit şuydu:

-Buna kalkışırsanız NATO, sizi Sovyetlere karşı korumayacaktır!

İsmet Paşa, onbaşı cesareti bile gösteremedi!..

17 Ağustos 1999’da Marmara depremini yaşamıştık. Büyük felaket oldu. 57. Koalisyon Hükûmeti işbaşındaydı. Yunanistan bile yardıma gelmişti. Çok desteğe ihtiyaç vardı. Başbakan Bülent Ecevit, Bill Clinton’la görüşmek için Washington, DC’ye gitti. Başkan Clinton’ın Türkiye Başbakanını kabulü oldukça laubaliydi. Bir koltuğun koluna oturmuşken ayak ayak üstüne atmış, karşısında oldukça mahcup bir vaziyette olan Türkiye Başbakanını dinliyordu:

Bugünü idrak ederken dünü unutmamak, yarını kaçırmamak şarttır. Onun için 36. NATO Zirvesini "liderlere mehterli yeniçerili karşılama!" diye haber yapmanın mâsum bir davranış olduğunu düşünmek zor.

Bugün Türkiye’de Cumhurbaşkanı, milletvekilleri seçimle işbaşına gelmiş kadrolardır. Sn. Erdoğan, İsmet İnönü gibi darbe mahsulü bir Hükûmetin reisi değildir. Kanlı, ajanlı, 15 Temmuz darbe ve işgal teşebbüsüne rağmen işbaşındadır. Bugün aslında geniş düşünülürse manzara, bir anlamda bükülemeyen elin sıkılmasıdır.

Kazanılan, büyük bir başarıdır ve o muvaffakiyet herkesin şerefidir:

Avrupalıların verdiği ünvanla "Muhteşem Süleyman" Süleymaniye Câmii bahçesindeki mütevazı türbesinde belki de şöyle diyordur:

-Berhudar olasız evlâdım, yüzünüz ak ola! Emaneti yere düşürmediniz!..

Rahim Er'in önceki yazıları...