Yaz tatili başladı. Çocuklar sevinçli ama ebeveynlerde hafif bir panik havası var. Herkes kendi kendine şu soruyu soruyor: "Biz çocuklarla iki buçuk ay boyunca evde ne yapacağız?"
İlk birkaç gün iyi geçti belki ama çocuklar ufaktan hararet yapmaya başladı. Geç yatıp geç kalkmalar, ekrana yapışmalar, değişik sesler çıkararak evde turlamalar…
Ekonomide “İhtiyaçlar sınırsız, kaynaklar sınırlı” diye bir söz var. Yaz tatilinde bu söz bizim eve şu şekilde giriyor: “Ev interneti sınırsız ama sabrımız sınırlı.”
Yaz tatili böyle mi olmalı gerçekten? Tatil dediğimiz şey çocukların sıkıldığı, büyüklerin bunaldığı bir zaman dilimi olmak zorunda mı?
Ben küçükken ne yapardım diye düşünüyorum… Aklıma ilk gelen hatıralar şunlar: Pazarda su satıyorum, eczanede raflara ilaç diziyorum ve bir kitabevinde müşterilerle ilgileniyorum. Yani çocukluk hatıralarım arasında yaz döneminde çalıştığım zamanlar zihnimde yer etmiş.
Çeyrek asırdır düzenli çalışıyorum. Meslek hayatı boyunca bir sürü şey yaşadım. Ama dokuz yaşında boş bidonlarla pazardan dönüp evde para sayarken hissettiğim o tatmin duygusu, hâlâ içimde taptaze duruyor. 14 yaşında eczanede çalışırken tattığım o başarı hissi, hâlâ kariyer merdiveninde en üst basamak olarak duruyor.
Bugün anlıyorum ki çocukluğumun yaz tatillerinden geriye kalan en silinmez izler, aslında çalıştığım o dönemlermiş. Elbette araya sıkışmış deniz, kum, güneş dolu tatiller de var. Fakat ergenlik albümünde en öz güvenli, mutlu ve tatminkâr pozları çalışırken vermişim. Yani ben tatillerde çalışırken büyümüşüm.
Şimdiki çocukların geç olgunlaşmasının sebebi, küçük yaşta hiçbir sorumluluk almamaları olabilir mi? Tek sebep bu değildir elbette ama mutlaka etkisi var diye düşünüyorum.
Ergenliğin uzatma dakikaları
Popüler kültürün en büyük derdi çocukluk dönemini uzatabildiği kadar uzatmak. Artık çocuklukta nasıl çekişmeli bir maç oynanıyorsa, ergenliğin uzatma dakikaları bitmek bilmiyor. Çizgi film, oyuncak ve fast food sektörleri, çocuklar büyüyecek diye acayip endişeliler. Çünkü çocuklar büyüdüğü anda, çocuklar için kurgulanan sektör küçülüyor.
Netice: 25 ila 40 yaş arasında "büyümeyi reddeden" bir nesil… Evlenmeye, çocuk sahibi olmaya ve çalışmaya karşı derin bir isteksizlik…
Düşünüyorum… Einstein en önemli keşiflerini 26 yaşındayken yapmış. Adam, bizim askerliği tehir etmek için yüksek lisans kovaladığımız bir dönemde, uzay, zaman, ışık ve kütle üzerine dört tane makale yayımlamış ve bilim tarihini kökten değiştirmiş.
Einstein bugün yaşasa muhtemelen o makaleleri yazmak yerine, doktora için YDS/YÖKDİL kelime kartlarına çalışıyor olurdu. Ve insanlık, sırf Albert "phrasal verbs" ezberleyemediği için evrenin sırlarını öğrenmek için bir yüzyıl daha beklemek zorunda kalırdı.
İyi de ne yapacağız?
Çocuklarım da benimle benzer tecrübeler yaşasınlar ve olgunlaşsınlar istiyorum. Ama bunun için ne yapacağımı bilmiyorum. Beylikdüzü’nde esnafı mı dolaşacağım? Çocukların eline su verip ışıklarda satmalarını mı isteyeceğim?
Bunlar zor. Yapan yapıyor belki ama çok küçük bir kesim. Peki ne yapılabilir? Aklıma gelen birkaç şeyi paylaşayım;
Mesela ortaokul ve lise çağındaki öğrenciler, okul çevresindeki esnafla organize bir şekilde buluşturulabilir. Esnaf, klinik, kütüphane, atölye, yerel belediye birimleri... Bu iş birliğini koordine edecek öğretmenler görevlendirilebilir. Çalışma saatleri yaşa göre sınırlandırılabilir.
Mezuniyet belgesine ek olarak, öğrencinin hangi işlerde tecrübe kazandığını gösteren bir belge düzenlenebilir. İsteyen işverenler referans mektubu da ekleyebilir.
Böylece üniversiteden sonra şaşkın bir şekilde iş ilanlarındaki “En az iki yıl tecrübe” ifadesine bakan gençler, iş hayatına biraz daha hazırlıklı girebilirler.
Yaz tatili bir nefes alma arasıdır, evet. İsteyen dinlensin, tatil yapsın. Ama çocuklarının bu dönemde bir şeyler öğrenmesini, küçük de olsa bir sorumluluk üstlenmesini isteyen ebeveynler için kapı aralanabilir en azından.
Bu fırsat oluşursa israf olan zamanlar anlam kazanır. Anlam kazanan zamanlar ise hayat boyu hatırlanır.

