Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
ÖSYM’ye çağrı!
0:00 0:00
1x
a- | +A

"Üniversiteye Giriş İmtihanı" demek olan "YKS-Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı", 20 ve 21 Haziran 2026 tarihlerinde bütün yurtta ve Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde yapıldı:

Bu imtihan, "AYT-Alan Yeterlik Testi" ve "YDT-Yabancı Dil Testi" diye ikiye ayrılmakta. Bunların toplamına da "TYT-Temel Yeterlik Testi" denmekte. İki günde yapılan bu imtihanlara müracaat eden talebe sayısı 2 milyon 425 bin 560. Bunun 1 milyon 324 bin 487’si kadın, 1 milyon 101 bin 73’ü erkek.

AYT-Alan Yeterlik Testi’ne 1 milyon 627 bin 960, YDT-Yabancı Dil Testi’ne ise 203 bin 639 aday girdi.

Bu imtihanları, "ÖSYM-Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi" deruhte etmekte. Merkez, 2,5 milyon adaya kararlar almakta, işlemler yapmakta. Bu sayı, aileleriyle birlikte 10 milyonu bulur. ÖSYM’nin en hayatî mes’uliyeti, imtihanları, layıkıyla, adaletle ve hiçbir hile-hurda olmadan yapmaktır.

Yazıyı rakamlara boğmamak için sayıları vermeyeceğiz ama bilinen gerçek şu ki imtihan salonlarında müşahid olarak binlerce öğretmen vazife yapmaktadır. Salon çevresindeyse binlerce emniyet mensubu vazifelidir. ÖSYM, öğrencilerle velilerin heyecanla bekledikleri imtihan sonuçlarını 22 Temmuz 2026 tarihinde açıklayacak. Aldığı puanı belli olan talebe de yeni bir heyecan fırtınasında hangi dal ve hangi üniversiteyi tercih ettiğine dair seçme yapacak:

Hayatı, "iş seçme ve eş seçme" diye iki kısma ayırmak mümkündür. İş seçme, meslek, eş seçme de evliliktir. Tafsilatını 2071 TV adlı dijital kanalda anlattığımız gibi bunlardan birinde hata yapan, hayatını yüzde 50 sakatlar, her ikisinde hata etmeyi kimseye temenni etmeyiz. İnşallah; herkes, hakkında hayrlı ve zevkle icra edip helalinden rızkını kazanacağı tercih yapma basiretini gösterir… Maddî sebepleri yerine getirdiler. Mânevî güzelliklere de tutunmalı. Dua etmeli ve dua almalı…

Şuraya kadar resmettiğimiz manzara, bir hayatın, 2 buçuk milyon hayatın başlangıcı değil sonucudur. Hikâye uzundur. Bu imtihanlarda ter döken her genç, bir zamanlar bebekti. Genç-anne babalar, büyük anne büyük babalar, dedeler, onların üstüne titrediler. Sonra çocukluk başladı. O titremelere fedakârlıklar ilâve oldu. Ardından okul safhası başladı. Bu defa ana-baba ve yakın akraba korumasına öğretmenlerin şefkat ve sorumlulukları eklendi. Anne-babalar, merhamet timsâli olarak gecelerini gündüzlerine katarak göz nurlarını en iyi hedeflere ulaştırmak için koşturdular. Öğretmenlerse, Hâce-i Kâinat yani Kâinatın Öğretmeni olan, Kâinatın Hocası olan Sevgili Peygamberimizin -aleyhi’s selâm- meslekdaşı olarak kendilerine emânet edilmiş yavruların, ailelerine, milletimize ve insanlığa faydalı bireyler olmaları için nefes tüketme, ter dökmekteler.

Çünkü:

Bu değer, Kur’ân kaynaklıdır. O ölçüyü Mâide Sûresi 32. âyeti haber vermektedir. Meâlen şöyledir: “Kim bir kimseyi öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Kim bir insanı kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış gibi olur.”

Bu yol haritası, insana şunu haber veriyor olmalı. Bir gence kendi hayatını kazanacak merhaleye gelene kadar nice insan emek veriyor. Zirâ insan, eşref-i mahlukattır. Yaradılmışların en değerlisidir. O değeri, Yunus Emre hassasiyetiyle "yaradılmışı severiz, yaradandan ötürü!" diyerek baş tâcı ederiz. Bu ölçü ve hassasiyetler, her mevki, makam ve yetkideki herkes için istisnasız olarak bağlayıcıdır. Bir "hayır", bir "buyur", bir güler yüz, bir çatık kaş, sıradan olaylar değildir.

Bu değerlerden kopmadır ki çoraklaşma, vicdanlardan kan çekilmesi, şehir cadde ve meydanlarının plaja dönmesi hüsranını ve daha nice olumsuzluğu getirmiştir…

Yukarıda belirttik:

"2026’da üniversite imtihanına girenlerin sayısı 2 buçuk milyon dolayında. Aileleri de eklenirse bu sayı 10 milyonu bulur" dedik. Tamı tamına böyle. Bebeklikten itibaren verilen emek ve gösterilen ihtimam ve şefkatin bu dünyadaki kapısı TYT yahut üniversite imtihanıdır. Eğitim, ne kadar güçlü olursa olsun tecrübe farklıdır. Tecrübe, eğitim kubbesinin fil ayağıdır. Lakin tecrübe nazlıdır, kendini hemen ele vermez. Yunus’un şiiriyle "zehirle pişmiş aşı yemeğe kimler gelir?" diye sorar.

Bu imtihanlara hazırlananların yüzde 90’ının üstündekiler, daha 18-20 yaşlarındadır. Onlar, henüz tecrübenin ağulu aşından tatmamışlar. İster ehliyet, ister iş yeri imtihanı ve isterse üniversite imtihanı olsun. Buralara gidecek olan bir kimsenin; vaktinde yatıp-kalkıp hazırlığını yapıp evrakını, hüviyetini yanına alarak erkenden imtihan salonunun önünde olması gerekir. Ama buna rağmen sayısının az olmadığını tahmin ettiğimiz gençler, geç kaldıkları için üniversite imtihanına giremediler. Neticede yıkılan sadece o gençler olmadı. Aileleri de onlarla beraber kedere battılar. İmtihanlar, sabah saat 10.00’da oldu. Saat 11.00’de üniversite kapısına gelenin kusuru ağırdır. Fakat saat 10’u 10 saniye geçenin yüzüne kapıyı kapatmak bu toprakların değerlerinden mahrumluğun, katı kalbliliğin eseridir. Motosikletli polisler, imtihana geç kalanları yetiştirmek için rüzgârla yarışırken 10 saniye ve 1 dakika geç kaldı diye daha imtihan başlamadan kapıya gelmiş gözyaşı döken gençleri içeri almalılardı.

Tekrar ediyoruz, hüviyetini unutmak, geç kalmak, büyük kusurdur. Ama unutmayan insan mı var? İnsan, kelimesi "nisyan" unutma kelimesinden gelir. Geç kalma ise aynı zamanda büyük ölçüde bir trafik sıkıntısıdır. Trafik terörüne zamanını çaldırmayan var mı? İmkânlar da eşit değil. O, kapılardan alınmayınca Demirperde’yi aşarcasına bahçe parmaklıklarını aşma manzaraları, aday kan-ter içinde karşıdan seyirtip gelirken kapıyı kapatma katılığı âleme karşı mahcubiyet sebebidir.

Geç kalma sebebiyle imtihanı kaç kişinin kaçırdığı resmen açıklanmadı. Bu sayı, ister 10 isterse 100 veya bin kişi olsun. Bu adaylar mağdur olmuştur. O mağduriyetin telâfi edilmesi 18-20 yıllık emeğin zayi edilmemesi devletin ‘Baba’lık vazifesidir.

Ne yapılabilir?

Meselâ yarım saate kadar olan gecikmeler için hazırlanacak yeni sorularla imtihan edilebilirler!

ÖSYM’nin hâdiseye el koyduğunu işittik.

Haydi ÖSYM, ümidler sende…

Hadis-i şerîfi hatırlayalım:

“Ölümden başka her şeyin çâresi vardır…”

Bir yakınımızın mağdur olduğunu ve bundan dolayı mürekkep tükettiğimizi lütfen kimse düşünmesin. Uzak-yakın hiçbir akrabam imtihana girmedi. Ama bütün milletimiz, onların çocukları akrabamızdır, evladımızdır, kardeşimizdir.

Rahim Er'in önceki yazıları...