Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Lefkoşa deklarasyonu: Doğu Akdeniz’de Türk dünyası...
0:00 0:00
1x
a- | +A

Uluslararası sistemin soğuk ve bürokratik devletler arası diplomasisi, artık tek başına küresel siyaseti belirlemeye yetmiyor. Günümüzde kamuoyu algısını şekillendiren, jeopolitik gerçeklikleri kalıcı hâle getiren ve uluslararası meşruiyeti besleyen asıl dinamik; sivil toplumun, akademinin ve kanaat önderlerinin omuz verdiği çok katmanlı diplomasi girişimleri.

Bu yeni diplomasi anlayışı, resmî devlet ajandalarını yalnızca temsil eden değil, onları toplumsal meşruiyetle buluşturan bir etki alanı oluşturuyor. Böylece masabaşında alınan kararlar, sahada karşılık bulan, yaşayan ve sürdürülebilir bir diplomasi pratiğine dönüşüyor.

29 Haziran 2026 tarihinde Lefkoşa’da, Bahçeşehir Kıbrıs Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Büyükelçi Sayın Eral Osmanlar’ın ev sahipliğinde düzenlenen Akdeniz Barış ve Diplomasi Forumu da tam olarak bu jeopolitik kodun, yani söylemin kurumsallaştığı tarihsel bir eşik oldu.

Peki, neden bu forum bir diplomatik rutin değil de bir stratejik eşik?

Lefkoşa’da, Irak Türkmen Cephesi’nden Gagavuzya’ya, Azerbaycan’dan Suriye Türkmenlerine, Batı Trakya’dan Kosova’ya, Kuzey Makedonya’dan İstanbul’a uzanan farklı Türk coğrafyalarından temsilcileri aynı masa etrafında buluşturan tablo, Türk dış politikasının deniz ve diplomasi ekseninde inşa etmeye çalıştığı yeni bağlantı mimarisinin somut bir tezahürüdür.

Bugün küresel sistem, savaşların, enerji rekabetinin ve belirsizliklerin gölgesinde sarsılıyor. Bu kaotik coğrafyada, klâsik diplomatik nezaket dilleri artık bir çözüm üretmekten çok uzak. Lefkoşa’da imzalanan deklarasyon, mevcut diplomatik dili ısrarlı bir çerçeveye oturtuyor; "Egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü" vurgusunun dokuz farklı ağızdan, tek bir metinde yankılanması, uluslararası kamuoyunun zihin haritasında bir algı operasyonu değil, bir hakikatin ilanıdır.

Forum katılımcılarının kabul ettiği Lefkoşa Deklarasyonu, kâğıt üzerinde kalan bir metin değil; aksine, Türk dünyasının Akdeniz vizyonunu kurumsallaştıran önemli bir kilometre taşı niteliğindedir. Özellikle Genel Komite kurma kararı ve sekretaryanın BAU Kıbrıs bünyesinde faaliyet gösterecek olması, bu işin kurumsallaşacağının en somut kanıtıdır. Artık Kıbrıs meselesi, sadece Ankara ile Atina arasında sıkışmış bir gerilim hattı değil; Türk dünyasının topyekûn sahiplendiği bir haklılık davası hâline dönüşmüştür.

Çünkü günümüz dünyasında yalnızca askerî güç ya da ekonomik kapasite belirleyici değil. Kalıcı etki, ortak vizyon etrafında inşa edilen diplomatik ağlar, kurumsal iş birlikleri ve toplumsal meşruiyet üreten platformlarla mümkün olmaktadır. Türkiye’nin son yıllarda Türk Devletleri Teşkilatı, Orta Koridor ve Zengezur ekseninde izlediği strateji de bu bağlantısallık anlayışının ürünüdür. Lefkoşa’da ortaya çıkan irade ise, bu uzun soluklu jeopolitik yürüyüşün Doğu Akdeniz’deki diplomatik halkasını temsil etmektedir.

Doğu Akdeniz bugün, dünyanın en kırılgan denklemlerinden biri. Suriye sahilinden Gazze hattına, Lübnan açıklarından Kıbrıs çevresine kadar uzanan bu kuşak, enerji gücünün ve egemenlik iddialarının kesişim noktası. Böylesine bir merkezde boşluğa asla yer yoktur; ya doldurursunuz ya da başkaları tarafından şekillendirilirsiniz.

KKTC’nin, Türkiye’nin caydırıcı garantörlüğü altında bir güvenli diplomasi merkezi olarak konumlandırılması, sembolik bir tercih değil, doğrudan coğrafyanın dayattığı bir gerçeklik. Lefkoşa’nın uluslararası konferanslar, parlamenter diplomasi ve akademik zirveler için bir çekim merkezi olması, sadece Kıbrıs Türk halkının refahı için değil, Türkiye’nin Akdeniz'den Orta Asya'ya uzanan bütünleşik bir güç aktörü olması için de elzemdir.

Lefkoşa’da ortaya konulan tablo, Türkiye’nin son on yılda Orta Koridor ve Zengezur üzerinden ördüğü o devasa bağlantısallık ağının, Akdeniz’le tamamlayıcısı niteliğinde...

Bir tarafta kıtaları birbirine bağlayan çelik raylar ve boru hatları, diğer tarafta ise bu hatların meşruiyetini tescilleyen söylem koridorları... İkisi birleştiğinde Türk dünyası, yalnızca bölgesel bir güç değil, küresel bir oyun kurucunun mimarisine sahip oluyor.

Ancak jeopolitikte niyetler, icraatın gölgesinde kalırsa anlamını yitirmiştir. Lefkoşa, Türk dünyasının Akdeniz’deki yeni diplomatik kalesi olmaya adaydır; ancak kaleler, dışarıdan gelen baskılara karşı içten güçlendirilmediği sürece sadece sembolik birer yapı olarak kalır.

Lefkoşa’da ilk adım atılmış, ilk eşik aşılmıştır. Şimdi sıra, bu vizyonu reel politiğin sert zemininde kurumsal bir güce dönüştürmekte.

Zira Lefkoşa, sadece bir şehir değil; Türk dünyasının Akdeniz’deki kalbi olarak anılacaksa, bu sadece iyi niyetle değil, sabırlı ve ısrarlı bir stratejik akılla mümkün olacaktır.

Lefkoşa’da atılan imza, eğer kurumsal bir iradeyle taşınabilirse, yalnızca Kıbrıs’ın değil, Türk dünyasının Doğu Akdeniz’deki yeni yürüyüşünün başlangıç satırı olarak okunacaktır. Şimdi mesele, o satırın altına imza atmak değil; onu tarihe dönüştürmektir.

Nur Tuğba Aktay'ın önceki yazıları...