Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
İhlas Holding'den Kırgızistan'da Enerji Mührü
0:00 0:00
1x
a- | +A

Dünyanın siyasi ve ekonomik fay hatları sarsılırken, sistemin geleceğini belirleyen en temel unsurun enerji olduğu gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Bugün enerji; artık sadece bir jeopolitik hegemonya aracı veya alınıp satılan bir emtia değil; milletlerin bağımsızlık karakterini ve temel kalkınma hakkını temsil eden bir varoluş meselesidir.

Uzun yıllar küresel enerji politikaları, zenginler kulübünün öncelikleri üzerinden okundu. Süper güçler kendi refahlarını devasa karbon ayak izleriyle inşa ederken, faturayı gelişmekte olan coğrafyalara kestiler. Bugün ise yeşil dönüşüm senaryolarında, bu sancılı sürecin maliyetini yine az gelişmiş bölgelere yüklemek tarihî bir adaletsizliktir. Oysa artık yeni bir paradigma yükseliyor; enerjide fırsat eşitliği ve adil geçiş.

Bu vizyon, enerjiyi elit bir zümrenin imtiyazı olmaktan çıkarıp demokratik bir hak kılmayı hedefler. Zira enerji; bir köyde lambanın yanması değil; çocuğun eğitim alması, hastanenin işlemesi, tarımın değerlenmesi ve o ülkenin dijital çağı yakalamasıdır. Zenginler için bir konfor olan enerji, düşük gelirli ülkeler için hayatta kalma ve onurlu bir gelecek inşa etme meselesidir...

İşte tam bu küresel ve derinlikli okumanın ışığında, geçtiğimiz günlerde Kırgızistan’da atılan tarihî bir imzanın, sadece iki ülke arasında değil, tüm Orta Asya coğrafyasında nasıl çok katmanlı bir kar topu etkisi oluşturacağını stratejik bir vizyonla analiz etmemiz gerekiyor.

Orta Asya’nın kalbinde atılan imza...

İhlas Holding, Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Ahmet Mücahid Ören’in küresel trendleri yerel ve bölgesel dinamiklerle kusursuzca harmanlayan vizyoner liderliğinde, Orta Asya’nın kalbinde devasa bir adıma imza attı. İhlas Holding iştirâki Orta Asya Investment Holding tarafından Kırgızistan'da temeli atılan Kazarman Hidroelektrik Santrali (HES) projesi, klasik bir dış yatırım haberinin veya bir inşaat sözleşmesinin çok ötesinde stratejik anlamlar taşıyor.

Yaklaşık 3 milyar dolarlık devasa bir bütçeyle hayata geçirilecek olan bu proje, 912 megavatlık kurulu gücüyle Kırgızistan’ın toplam elektrik üretim kapasitesini tek kalemde yüzde 20 oranında artıracak. Rakamların büyüklüğü aldatıcı olmasın; bu sadece bir mühendislik başarısı değil, bir ülkenin makroekonomik geleceğinin, bağımsızlık hikâyesinin yeniden yazılmasıdır.

Peki, Sayın Ören’in öncülüğünde, büyük bir cesaret ve kararlılıkla hayata geçirilen bu stratejik yatırım, neden sadece bir ticari bilanço veya kâr-zarar meselesi olarak görülemez?

Neden bu hamleyi, yeni nesil küresel enerji vizyonunun, fırsat eşitliğinin sahadaki en somut yansıması olarak okumalıyız?

Geçtiğimiz aylarda tamamlanan SOCAR Energy School'da enerji diplomasisinin kodlarını konuşurken tam da bu meseleler üzerinde çokça durmuştuk. Eğitimler sırasında değerli hocalarımız ve sektör temsilcileriyle tartışırken hepimizin birleştiği ortak bir nokta vardı; yeni dünya düzeninde hiçbir stratejik hamle, salt kâğıt üzerindeki rakamlardan ibaret okunamaz. İşte meseleyi o günlerde konuştuğumuz bu geniş jeopolitik perspektiften analiz ettiğimizde karşımıza üç temel gerçek çıkıyor.

Birincisi; Kırgızistan muazzam su kaynaklarına ve doğal potansiyele sahip olmasına rağmen, yıllardır yetersiz altyapı, sermaye eksikliği ve teknolojik kısıtlar nedeniyle ciddi elektrik kesintileriyle ve enerji yoksulluğuyla boğuşan bir ülke. Kazarman HES tam kapasiteyle devreye girdiğinde, yılda yaklaşık 3,75 milyar kilovatsaat temiz, yenilenebilir ve sürdürülebilir enerji üretilecek. Bu muazzam üretim, her yıl milyonlarca ton karbon emisyonunun engellenmesi demek. Yani Türk müteşebbisi, Batı’nın on yıllardır sıklıkla retorikte bıraktığı yeşil dönüşüm, iklim adaleti ve teknoloji transferi idealini, Orta Asya'da fiilen hayata geçirerek, dost ve kardeş bir ülkenin temiz enerjiye adil geçişine en güçlü omuzu veriyor.

İkincisi ve jeopolitik açıdan belki de en kritik olanı, bu yatırımın ülke ekonomisinde oluşturacağı o muazzam sosyo-ekonomik kar topu etkisidir. Altyapısı sağlam, kesintisiz, güvenilir ve rekabetçi fiyatlı enerjiye kavuşan bir ülkede kalkınmanın çarkları eşi görülmemiş bir hızla dönmeye başlar. Kırgızistan, bu yatırımla birlikte kanayan bir yara olan enerji açığını kapatmakla kalmayacak, tarihindeki en önemli dönüm noktalarından birini yaşayarak net enerji ihracatçısı konumuna yükselecektir. Dışa bağımlılığı biten, enerji ithalatı faturası düşen ve dış ticaret açığı kapanan, üstelik enerjisini ihraç eden bir ekonomiye; uluslararası madencilik, tekstil, ağır sanayi ve teknoloji sermayesi akın eder. Güvenilir enerjinin olduğu yere küresel sermaye tereddütsüz girer.

Üstelik bu projenin toplumsal tabana yayılacak faydaları da muazzam. Sadece inşaat ve kurulum aşamasında doğrudan sağlanacak binlerce kişilik istihdam, santral faaliyete geçtiğinde etrafında oluşacak yan sanayi kolları, tedarik zincirleri, lojistik ağlar ve sosyal sorumluluk projeleriyle on binlerce Kırgız ailesinin hayatına, sofrasına, refahına dokunacaktır. Yoksulluğun kırılması, genç işsizliğin azalması ve nitelikli iş gücünün ülkesinde kalması tam da bu tür devasa vizyon projeleriyle mümkündür.

Sömürüye karşı verilmiş net bir cevap!

Üçüncü katmanda ise, yeni dünyanın şekillendiği bu kritik evrede bölgesel entegrasyon ve jeopolitik bağımsızlık gerçeği yatmakta. Türkiye ve Kırgızistan arasındaki bu yüksek ölçekli kazan-kazan modeli, küresel güçlerin dayattığı, her zaman bir tarafın sömürüldüğü asimetrik tahakküm ilişkilerine karşı verilmiş en net cevaptır. Bu adım; kendi öz kaynaklarıyla, kardeş ülkelerin bilgi ve sermaye birikimiyle ayağa kalkan, üreten ve bağımsızlaşan yepyeni bir iş birliği modelidir. Kazarman HES projesi; Türk Devletleri Teşkilatı'nın (TDT) vizyonunun kâğıt üzerinde kalmadığının, sahadaki en somut ispatıdır. Aynı zamanda Özbekistan’dan Tacikistan’a, hatta kronik altyapı sorunlarıyla boğuşan Afrika ülkelerine kadar çok geniş bir coğrafyaya, "Batı dışı alternatiflerle de sürdürülebilir kalkınmanın gayet mümkün olduğu" mesajını veren paha biçilmez bir stratejik ilham kaynağıdır.

Tüm bu tablonun bize gösterdiği tek bir gerçek var; İhlas Holding’in Kırgızistan'ın zorlu dağlarında, hırçın sularında temelini attığı şey yalnızca tonlarca beton, türbin ve çelikten ibaret bir baraj inşası değildir. Bu adım; Türk müteşebbisinin, Türk aklının ve sermayesinin, Orta Asya'nın bağımsızlık yürüyüşüne, bölge halkının refahına ve dünyanın daha adil, daha eşitlikçi bir enerji mimarisine kavuşmasına sunduğu tarihî bir mühürdür. Sayın Mücahid Ören'in bölgesel hassasiyetleri gözeterek, cesaret ve kararlılıkla yön verdiği bu devasa vizyon, Türkiye'nin sınırlarını fersah fersah aşan diplomatik ve ekonomik gücünün, yapan, inşa eden ve ihya eden bir aktör olarak küresel sahnede ne kadar vazgeçilmez bir yere sahip olduğunu hepimize bir kez daha kanıtlıyor.

Karanlığı aydınlığa, atıl potansiyeli somut bir jeopolitik güce ve suya dayalı enerjiyi topyekûn bir kalkınma hamlesine dönüştüren bu adımlar, sadece bugünün Orta Asya'sının değil, yarının yükselen, tam bağımsız Asya'sının da habercisidir...

Nur Tuğba Aktay'ın önceki yazıları...