CHP’de uzun süredir devam eden kurultay kavgası sonunda büyük bir siyasi bölünmeye yol açtı. Mutlak butlan kararıyla Özgür Özel yönetimi görevden uzaklaştırıldı ve Kemal Kılıçdaroğlu yeniden CHP Genel Başkanlığına döndü. Özgür Özel ve arkadaşları ise bir süre CHP içinde mücadele ettikten sonra bunun sürdürülebilir olmadığını görerek partiden ayrıldı ve Yeni Parti’yi kurdu. Yeni Parti, kendisine katılan 91 milletvekili sayesinde TBMM’de ana muhalefet partisi hâline geldi.
Bu gelişmeden kısa süre sonra ortaya çıkan Menderes Belediyesi olayı, CHP ile Yeni Parti arasındaki önemli bir farkın şimdiden belirginleşmesine yol açan bir süreci başlattı. İzmir’in Menderes ilçesinin CHP’li Belediye Başkanı İlkay Çiçek, rüşvet, irtikap, resmî belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma ve imar kirliliğine yol açma iddialarıyla yürütülen soruşturma kapsamında tutuklandı. Elbette tutuklanmak suçlu olmak demek değildir. Çiçek hakkındaki iddiaların doğru olup olmadığı yargılama sonucunda belli olacaktır. Fakat ortada ciddi suçlamaların bulunduğu da inkâr edilemez.
CHP yönetiminin bu konuda aldığı karar dikkat çekicidir. Parti, Çiçek’i tedbirli olarak kesin ihraç talebiyle disipline sevk etti. Bence yapılması gereken de budur. Bir siyasi parti, hakkında ciddi yolsuzluk iddiaları bulunan yöneticisini peşinen suçlu ilan etmek zorunda değildir. Ama aynı kişiyi hiçbir şey olmamış gibi parti çatısı altında tutmak ve siyasi kimliğini onun için koruma kalkanına dönüştürmek zorunda da değildir. Parti üyeliği geçici olarak askıya alınabilir veya disiplin mekanizması işletilebilir. Yargılama sonunda kişinin masumiyeti ortaya çıkarsa yeniden değerlendirme yapılabilir. CHP, geçmişte bu tavrı baştan itibaren benimsemiş olsaydı hem kendisi hem Türkiye siyaseti açısından daha doğru davranmış olurdu.
Özgür Özel yönetimindeki CHP ise özellikle Ekrem İmamoğlu ve başka belediye yöneticileri hakkındaki yolsuzluk iddialarında farklı bir yol izledi. Masumiyet karinesi gereği, yargılamalar sonuçlanmadan onların suçlu olduğu söylenemez. Ancak parti yönetiminin iddiaların mahiyetini birbirinden ayırmak yerine soruşturmaların neredeyse tamamını siyasi operasyon olarak nitelemesi ciddi bir problemdi. Doğru tavır, “Bizim arkadaşımızdır, o hâlde suçsuzdur” demek değildir. Dosyaya bakmak, delilleri değerlendirmek ve parti ile suçlanan kişinin yaşadıklarını birbirine bağlamamaktır. Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım meselesinde de Özel yönetimindeki CHP uzun süre tereddütlü ve çelişkili bir görüntü verdi. Sonunda disiplin ve ihraç mekanizması işletildi; fakat süreç, bir siyasi partinin kendi mensupları hakkındaki ağır iddialara nasıl yaklaşması gerektiği konusunda Özel CHP’sinin yaşadığı sıkıntıyı ortaya koydu.
Şimdi asıl soru Yeni Parti bakımından ortaya çıkıyor. Yeni Parti, CHP’den ayrılan eski yönetimin siyasi çizgisini yalnızca klasik politikalar bakımından mı devralacak, yoksa yolsuzluk iddiaları karşısındaki eski reflekslerini de beraberinde mi taşıyacak? Bir siyasi parti, mensupları hakkında ortaya çıkan bütün yolsuzluk iddialarını otomatik biçimde “siyasi operasyon” diye nitelendirirse zaman içinde kötü bir şöhret edinir. Çünkü parti kimliği, suçlanan kişilerin sığınabileceği bir koruma zırhına dönüşmeye başlar. Partilerin görevi suçlanan üyelerini her şart altında korumak değildir. Tam tersine, siyasetçiler üzerinde ek bir ahlâki denetim kurmaları gerekir. Bir partili bilmelidir ki ciddi bir yolsuzluğa karışırsa partisinin rozeti kendisini korumayacaktır.
CHP’nin İlkay Çiçek konusunda attığı adım bu açıdan doğrudur. Yeni Parti’nin de aynı ilkeyi benimsemesi kendi yararınadır. Aksi takdirde Yeni Parti’nin kısaltması olan “YP”ye kamuoyunda başka bir anlam yüklenmeye başlanabilir: “Yolsuzluk Partisi!” Bu elbette ciddi bir tehlikeye işaret eden bir gelişme olur. Ancak, partilerin itibarı yalnızca programlarıyla değil, kendi mensuplarının yanlışları karşısında aldıkları tavırla da şekillenir.
Yeni Parti’nin önündeki en önemli sınavlardan biri de tam olarak budur.

