Özel ve 90 milletvekilinin CHP’den ayrılarak Yeni Parti’yi kurması, Türkiye’de muhalefetin yapısını değiştiren önemli bir siyasi gelişme oldu. Yeni Parti, Meclis’te grup oluştururken CHP’nin milletvekili sayısı azaldı. Bu ayrışma hem iki parti arasındaki rekabeti hem de CHP’nin geçmişi, bugünü ve geleceği hakkındaki tartışmaları gündeme taşıdı.
Özel grubunun ayrılması CHP yönetimi tarafından bir temizlik ve yeniden yapılanma fırsatı olarak yorumlanabilir. Nitekim, Kılıçdaroğlu’nun da işaret ettiği üzere, yolsuzluk, usulsüzlük ve parti içi yozlaşma iddiaları dikkate alındığında, ayrılık, CHP’nin bu unsurlardan önemli ölçüde arınmasına katkıda bulunmuş görünmektedir. Ancak, bugünkü ayrışmayı CHP’nin bütün geçmişini aklayan bir gelişme olarak değerlendirmek çok zor. CHP’nin özellikle tek parti dönemindeki sicili ayrıca ele alınmalıdır. Devlet ile parti arasındaki sınırların ortadan kalktığı, kamu imkânlarının parti düzeni içinde kullanıldığı, siyasi denetimin ve hesap verebilirliğin bulunmadığı bu dönem, yolsuzlukların ve keyfîliğin yaygınlaştığı bir devirdi. Bugün yüceltilerek anlatılan tek parti dönemi, aslında CHP’nin yüzleşmesi ve toplumdan özür dilemesi gereken ağır bir tarihî mirastır.
Yeni Parti’nin adı yeni olabilir; fakat fikrî ve siyasi bakımdan ne ölçüde yeni olduğu tartışmalıdır. Parti, CHP’nin geleneksel çizgisine köklü bir itirazdan doğmadı. Özel ve arkadaşları Kemalizmi, devletçiliği veya CHP’nin tarihî kodlarını reddederek yeni bir siyasi felsefe geliştirmedi. Tam tersine, CHP’nin asıl çizgisinin kendileri tarafından temsil edildiğini ileri sürüyorlar. Bu nedenle, ortaya çıkan yapı, yeni bir fikrî hareketten çok eski partinin kadro, liderlik ve iktidar kavgasından doğmuş bir ayrışmanın sonucudur.
Yeni Parti’nin kuruluşunun arkasında yalnızca siyasi fikir ayrılıkları bulunmamaktadır. İmamoğlu ve çevresi başta olmak üzere bazı eski CHP’liler hakkında ciddi yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları ve bunlara ilişkin devam eden yargılamalar var. Özel dâhil, Yeni Parti’nin önde gelen isimlerinin ileride hukuki süreçlerle karşı karşıya kalabileceği de ileri sürülmektedir. Bu suçlamalar, kesinleşmiş yargı kararları olmamakla beraber, dokunulmazlıkların korunması ve muhtemel yargılamaların önlenmesi arzusunun yeni partinin kuruluşunda etkili olduğu yönündeki değerlendirmeleri desteklemektedir.
Partinin kuruluşunda önce cuma namazı kılınması ve ardından Anıtkabir’e gidilmesi de gerçek bir ideolojik dönüşümün kanıtı olamaz. Bunlar, farklı seçmen çevrelerine aynı anda hitap etmeye yönelik sembolik hareketlerdir. Bir siyasi partiyi gerçekten yeni yapan, düzenlediği törenler değil; devlete, bireye, topluma, ekonomiye, insan haklarına ve özgürlüklere ilişkin geliştirdiği yeni fikirlerdir.
Yeni Parti’nin genel anlamda sosyal demokrasiye giden bir başlangıç sayılabilmesi için iki temel dönüşüme ihtiyacı var. Birincisi, mensupları hakkındaki yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarını parti dayanışmasıyla siyasileştirerek örtmeye çalışmak yerine açık ve tarafsız biçimde ele alması ve yargılamaların sonuçlarını beklemesi ve kabul etmesidir. İkincisi ise, klasik CHP zihniyetinden uzaklaşarak insan haklarını, çoğulculuğu, hukuk devletini, bireysel özgürlükleri ve siyasi eşitliği esas alan ve bu hususlarda ülkede yaşayan insanlar arasında asla ayrımcılık yapmayan çağdaş bir demokrat çizgiye yönelmesidir.
Yeni Parti hâlihazırda CHP tabanının önemli bir bölümünün desteğini arkasına almış görünmektedir. Ne var ki bu desteğin kalıcı olup olmayacağı belirsiz. Yeni bir fikir, sağlam bir teşkilat ve demokratik ve inandırıcı bir siyasi program geliştiremezse parti zamanla çözülerek alanı yeniden CHP’ye bırakabilir.
Cevabı çok geçmeden alınacak soru açıktır: Türkiye’nin karşısında gerçekten demokrat ve insan hakları taraftarı Yeni (bir) Parti mi vardır, yoksa yalnızca CHP zihniyetine sahip ama çatısı farklı ikinci bir CHP mi vardır?

