Geçen haftaki yazımızda, son dünya şampiyonasında İspanya’nın başarısını değerlendirirken, karakter, ciddiyet, disiplin, sağlam duruş meselesinin ne kadar önemli olduğunu belirtmiştik. Böyle bir konu ortaya çıktığında tarihimizde aklıma gelen en önemli isimlerden biri şüphesiz Köprülü Mehmed Paşa’dır.
Köprülü Mehmed Paşa, Veziriazam Boşnak Hüsrev Paşa hazinedarlığından yetişmişti. Karaman Beylerbeyi iken, isyan eden Sivas Valisi Varvar Ali Paşa üzerine gönderilmiş ise de Ali Paşa’nın kuvvetlerine esir düşmüştü. İbşir Paşa tarafından kurtarılmasını takiben de görevinden azledilmişti.
Uzun müddet Köprülü kasabasında oturmuş daha sonra Köstendil, Amasya ve Trablusşam eyaletlerinde görev yapmıştır.
1655 yılında Boynueğri Mehmed Paşa Veziriazam olup İstanbul’a gelirken Köprülü Mehmed Paşa da evvelce azledilmiş olduğundan Eskişehir’de bulunuyordu. Burada Veziriazam’ı karşılamış ve beraberce İstanbul’a gelmişlerdir.
Veziriazam’la birlikte İstanbul’a gelirlerken Köprülü devlet işleri hakkında Boynueğri ile çok şeyler konuşmuşlardı. İstanbul’a gelince Veziriazam ona bir miktar tayinat verdirip Beyazıt’ta bir konakta oturtmuştur.
Köprülü bu konakta oturup kendisinin bir valiliğe tayinini beklerken eski dostu Mimar Kasım Ağa ve onun vasıtasıyla daha bir kısım yeni dostlarla tanışmıştı.
Osmanlı Devleti ise bu dönemde uzun süredir devam eden idari karışıklıklarla boğuşuyordu. Son sekiz senede on üç defa sadaret değişikliği olmuştu. Asker taifesi en küçük meselede ayaklanır olmuştu. Kısa süren sadrazamlıklar Osmanlı idaresindeki istikrarsızlığı had safhaya çıkarmıştı.
Çok geçmeden Boynueğri Mehmed Paşa’nın da azil durumu ortaya çıkmıştı. İşte bu durumda Mimar Kasım Ağa eskiden beri tanıştığı ve fikirlerine hayran olduğu Köprülü Mehmed Paşa’yı sadaret için Valide Sultan’a tavsiyede bulundu.
Ancak Köprülü Mehmed Paşa kendisiyle yapılan görüşmelerde bu zor görevin üstesinden gelebileceğini fakat bu zor vazifeyi kabul etmeden önce Valide Turhan Sultan ve Padişah’a arz etmek istediği birtakım konuların olduğunu ifade etmişti.
Köprülü Mehmed Paşa’nın böyle bir talepte bulunması Mimar Kasım Ağa ve adamları tarafından hayretle karşılanmıştı.
Herkes devlete hissedar olmak ister!
Kasım Ağa ve etrafındakiler hayret ededursun, daha önceki sadrazamların şartsız bir şekilde, hiçbir fikir ileri sürmeden kabul ettikleri sadrazamlık makamını, bu ihtiyar vezirin bazı şartlar ileri sürerek kabul edeceğini açıklaması, aksi hâlde bu vazifeyi kabul edemeyeceğini belirtmesi genç padişahı ve annesi Valide Sultan’ı derinden etkilemişti.
Devleti içinde bulunduğu durumdan kurtaracak kişinin böyle dirayetli bir kişiliğe sahip olması onları ümitlendirmişti. Zira saltanatı ele aldıkları günlerden bugüne işbaşına getirmiş oldukları sadrazamlar, bir türlü faydalı olamamışlardı. İçte ve dışta müdahaleler sonucunda ülkeyi hem sosyal hem de ekonomik açıdan iflas etme noktasına getirmişlerdi.
Neticede zülüflü baltacılardan birisi gelerek Köprülü Mehmed Paşa’yı gizlice saraya doğruca Valide Turhan Sultan’ın huzuruna götürdü. Köprülü, bir perde gerisinden Valide Sultan’a gerekli saygı ve bağlılık ifadelerini arz ederek beklemeye başladı.
Valide Sultan kendisine “Paşa hoş geldin” diye iltifat etti. Ardından:
“Padişah hazretleri size sadaret mührünü ihsan buyurmak murad etmektedir. Din ve devlete matlup olan hizmetin uhdesinden gelebilir misin?” deyince Köprülü:
“Devletlû Sultan’ım! Taraf-ı saltanat-ı aliyyeden birkaç şart ile himmet ve inayet buyrulursa inşaallahü teala devlet-i padişahide her iş layık olduğu derecede görülmek mümkündür” diye mukabele eyledi.
Valide Sultan’ın şartlarının neler olduğunu sual etmesi üzerine Mehmed Paşa dört şart ileri sürdü.
“Huzur-ı hümayuna ne telhis edersem kabul edilip red olunmaya.
En büyükten en küçüğe kadar bütün rütbe, tayin ve aziller hususunda katiyen hiçbir taraftan bu kullarına zorlama yapılmaya ki işe kabiliyetli adam kullanıla.
Vüzera ve vükeladan birinin ya malına veya hüsn-i itikadına itibar edilerek müsteşar veya işlerime ortak (şerik) olarak ileri çıkarılarak bu kullarının istiklaline halel verilemeye.
Bu kulları hakkında garez sahipleri olan münafıkların sözlerine itimat olunmaya ve söz söyletilmeye. Zira herkes devlete hissedar olmak ister; herkesi hakkına razı etmek ve ikna eylemek mümkün değildir. Bu cihetten veziriazama düşman olanlar ve haset edenler çoktur.
Bu dört şart kabul buyrulursa Allahü zülcelalin inayeti ve duanız bereketiyle vezaret hizmetinin uhdesinden gelmek mümkündür” dedi. Bu sözler üzerine Valide Sultan:
“Vallahülazim bu ricalarına müsaade olunur” diye üç defa sözünü tekrarladı ve sonra Köprülü, Valide Sultan’ı selamlayıp yerine döndü. Bu görüşme 13 Eylül 1656 Perşembe günü vukua gelmişti.
Yolunuzda canımı veririm!
Görüşmenin ertesi günü Köprülü Mehmed Paşa saraya davet olundu. Cuma namazından iki saat evvel Veziriazam Boynueğri Mehmed Paşa da oraya çağırılmıştı. Veziriazam gelir gelmez Padişah tarafından kabul olunarak sefer hazırlığındaki ihmali sebebiyle tekdir edildi. Sonra elinden mühr-i hümayun alınıp Köprülü’ye verilirken Sultan Mehmed dört şartı beraber okuyarak:
“Bu şartlara riayet olunmak üzere seni müstakil olarak vezir eyledim. Göreyim seni nice hizmet edersin” dedi. Bunun üzerine Köprülü ağlayarak:
“Şevketlü ve kerametlü Padişah’ım! Allah ömrünüzü ve devletinizi uzun etsin. Doğrulukla hizmet-i şerifinizde iktidarımı sarf ve uğrunuzda canımı veririm. Devletlû padişahımızın hizmeti ve hayır duası hareketiyle Hak teâlâ tevfik ihsan eyleye” diyerek huzurdan çıktı ve görevini ifa etmek üzere makamına geldi (14 Eylül 1656).
Köprülü Mehmed Paşa’nın sadareti gerek saray ve devlet ricali ve gerekse halk arasında hayretle karşılanmıştı. Bu tarihe kadar hiçbir başarısı ve şöhreti olmayan ve Varvar Ali Paşa’ya esir düşmüş olan Köprülü aleyhinde her kafadan bir ses çıkıyordu.
Ulema sınıfı okuma yazma bilmediğini, ağalar liyakatsizliğini, hükûmet adamları da müflis olan bu yeni vezirin hiçbir iş göremeyeceğini ve maliyeyi düzeltemeyeceğini söylüyorlardı.
Memleketin dışarıdan ve içeriden tehlikeler geçirdiği bir sırada hükûmet başında muktedir ve mahir bir adama ihtiyaç varken bu ihtiyar ve istirahate muhtaç vezirin işbaşına gelmesini pek isabetsiz buluyorlardı. Bir anlamda İstanbul’da hiç kimsenin beklemediği bir durum gerçekleşmişti.
Cuma namazından çıktıktan sonra Köprülü Mehmed Paşa’nın sadaret makamına getirildiğini öğrenen halk da onun âcizliğinden, devlet idaresine olan ilgisizliğinden ve cahilliğinden bahsetmeye başlamıştı.
Esnaf ileri gelenleri değişen bir durumun olmayacağını düşünerek alaycı bir üslupla; “Hay hay, Köprülü gibi bir âdem de sadarete mi geçermiş, gör, ne zamana yetiştik” diyerek etrafta ileri geri konuşur olmuşlardı.
İstediğini almaya alışmış Sipahi ağaları da “Köprülü Paşa mı o da kim, iki gün de onu muma çeviririz” diyerek şakalaşıyorlardı.
O kişi hep Hakk’ın rızasını gözetir!
Evliya Çelebi, bu sırada Köprülü Paşa’nın sadarete gelişi ile ilgili bir hatırasını şöyle nakleder: “Kırım Hanı Mehmed Giray Han’ın Çolak Didiş adlı ulağı İstanbul’dan Kırım’a giderken bize uğradı. Biz de o sırada Mankalya kasabasında idik. Ulak, Paşa efendimize mektuplar getirdi. Melek Ahmed Paşa bunları okuyunca; “Acep temaşa olmuş” dedi ve “Evliyam, haberin var mı? Boynueğri Mehmed Paşa sadaretten azledilip, Köprülü Mehmed Paşa vezir olmuş” deyince herkes hayrette kaldı. Mühürdar Osman Ağa ise “Hâle bak! Ne günlere kaldık! Köprülü gibi bir miskin, iki öküze saman verecek gücü olmayan adam sadrazam oldu” deyince, paşa gayet gazaplanarak “Bre sefil oğlan! Senin ne haddin vardır ki, beylerbeyine, vezirlere dil uzatırsın” diyerek değneği kaptığı gibi Osman Ağa’yı döve döve pestilini çıkardı.”
Melek Ahmed Paşa ardından Evliya Çelebi’ye Köprülü hakkında şu mütalaayı yapmıştı:
“Evliyam! Bu koca Köprülü başka vezirlere benzemez. Feleğin nice yazını ve kışını çekip, nice parasız, pulsuz kalmış, birçok seferlerde işleri tam kavramıyla anlamış, dünyayı ve memleketin durumunu tanımıştır. Şimdi Hakk’a hamdolsun Sadrazam oldu. Hep Allahü zülcelal aşkına ve Allah’ın rızası yolunda davranır. Anadolu vilayetlerinde sekban ve sarıca asalaklarını temizler ve para ayarını düzelterek enflasyonu önler, kara seferlerini açarsa bilinir ki, devletin durumuna düzen verir bir kimsedir. Zira boşluklar yer yer görülmeye başladı. Ey Evliya, görürsün neler ortaya çıkacaktır”.
Köprülü Mehmed Paşa bir iş başarabilecek miydi? Kimlerin dediği çıkacaktı? Konuya devam edeceğiz.
TEFEKKÜR
Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gamın da rûzigârın görmüşüz
Nâbî
(Bu dünya bahçesinin hem sonbaharını hem ilkbaharını gördük.
Biz sevincin de üzüntünün de rüzgârını gördük, yaşadık).

