Yeni dünya düzeninin biricik güç mücadelesi derinden ve sessizce şekilleniyor!
Yüzyıl jeopolitiği, ileri teknoloji, savunma doktrinleri ve yeşil enerji dönüşümü üzerinden yeniden oluşuyor. Bu küresel dönüşümün odak noktasında modern endüstrinin can damarı hâline gelen kritik ham maddeler yer alıyor.
Söz konusu ham maddelerin en stratejik kümesini, periyodik cetvelde yer alan 17 özel metalden oluşan nadir toprak elementleri (NTE) oluşturuyor. Küresel tedarik zincirlerinin yeni odak noktası olan bu elementler, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) üyesi ülkelerini uluslararası diplomasinin merkezine taşısa da bu yeni dönem, üye devletler için tek başlarına göğüsleyemeyecekleri kadar büyük küresel baskıları da beraberinde getiriyor.
Mevcut küresel pazarda, nadir toprak elementleri madenciliğinin yaklaşık %70'ini ve bu madenlerin işlenmesinin %90’ından fazlasını tek başına Çin kontrol ediyor! Batı dünyasının bu tekele olan bağımlılığı, Washington ve Brüksel gibi merkezlerde ciddi bir kırılganlık olarak kabul ediliyor. Dolayısıyla bu gecikmişliği telafi etmek ve bağımlılığı kırmak isteyen küresel aktörlerin yöneldiği en kritik coğrafya da zengin mineral yataklarıyla tanınan Türkistan coğrafyası!
Türkiye, Eskişehir’in Beylikova ilçesinde tespit edilen yaklaşık 694 milyon tonluk muazzam karma cevher kaynağıyla dünyada Çin'den sonraki en büyük ikinci tekil NTE rezervine sahip. Bu muazzam kaynak potansiyeli, Batı ile Doğu arasında yeni bir ham madde savaşını tetiklerken, Türk dünyasını da bu devlerin ilgi odağı hâline getiriyor.
Peki bu atmosferde ne yapılmalı?
TDT’nın Türk dünyasının küresel kurtlar sofrasında ekonomik ve teknolojik olarak var olabilmesi için kaçınılmaz bir jeostratejik zorunluluk olarak öne çıkması ve proaktif stratejiler yürütmesi gereken bir ‘ana aktör’ olma zorunluluğu var!
Peki nadir toprak elementlerinde muazzam bir potansiyeli olan Türk devletleri neden tek başlarına hareket etmek yerine Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında kenetlenmek durumunda?
Bu sorunun cevabı, küresel aktörlerin uyguladığı asimetrik baskılarda gizlidir. Öncelikle TDT, üye ülkelere küresel tekellere karşı ortak bir kalkan sağlar. Çin'in piyasa manipülasyonları ve Batı'nın agresif tedarik talepleri karşısında, Türkistan ülkeleri tek başlarına savunmasız kalabilir zira!
Dolayısıyla TDT, üye ülkelerin kaynaklarını tekil olarak ucuza kapatmak isteyen küresel güçlere karşı kurumsal bir müzakere gücü ve diplomatik bir zırh sağlar. Türk dünyası, ham madde fiyatlarını ve arz politikalarını TDT çatısı altında koordine ederek küresel pazarda "fiyat alıcı" değil, "fiyat belirleyici" bir aktöre dönüşebilir.
Öte yandan bu iş birliği sadece ham madde değil, yüksek teknoloji ihracatını da mümkün kılar. Orta Asya muazzam bir ham madde rezervine, Türkiye endüstriyel altyapı ve işleme teknolojileri avantajına sahiptir. TDT içi entegrasyon, Türkistan ülkelerinin kaynağı ile Türkiye'nin teknolojik kabiliyetlerini birleştirerek Türk dünyasının dışarıya bağımlı olmadan kendi yüksek teknoloji ürünlerini üretmesini sağlayacaktır.
Diğer bir stratejik sütun da geleceğin savunma ve enerji bağımsızlığıdır. Yerli İHA/SİHA'ların ve ortak uydu projelerinin üretimi bu elementlere bağlıdır. Kaynakların ortak güvenliği, Türk dünyasının askerî bağımsızlığının da sigortasıdır.
TDT'nin "Türk Dünyası 2040 Vizyonu" doğrultusunda ortak bir askerî ve ekonomik entegrasyon hedeflenmektedir. Yerli İHA/SİHA'ların, ortak uydu projelerinin ve yenilenebilir enerji altyapılarının üretimi bu elementlere bağlıdır. Eğer TDT üyesi devletler bu madenlerin yönetiminde stratejik bir ortaklık kurmazsa, sömürge tipi ihracat ile yetinirlerse gelecekte kendi savunma sanayileri için bile küresel güçlerden izin istemek zorunda kalabilirler!
Hasılı, nadir toprak elementleri üzerinde yürütülen küresel mücadele, önümüzdeki yüzyılın egemenlik haritasını çizme yarışıdır. Ankara, Astana, Taşkent, Bakü ve Bişkek’in bu süreçte atacağı adımlar, Türk dünyasının geleceğini doğrudan tayin edecektir.
TDT çatısı altında kurulacak bir “Kritik Ham Maddeler ve Teknoloji Konseyi” Anadolu’nun sınai tecrübesi ile Türkistan ülkelerinin yeraltı zenginliklerini organik bir bağla kenetlemelidir. TDT üyesi ülkelerinin bir arada olması ve stratejik iş birliği yapması, artık sadece tarihsel bir sorumluluk veya kültürel bir tercih değildir. Küresel güçlerin kıskacında ezilmemek, kaynaklarını korumak ve 21. yüzyılı bir Türk Asrı hâline getirebilmek için kaçınılmaz bir varoluş reçetesidir.
Öyle değil mi?

