Türk Dünyası Entegrasyonunda ‘Uygulama’ sınavında karnemiz nasıl?
Türk dünyasının jeopolitik, jeoekonomik ve sosyo kültürel anlamda proaktif bir eksen olarak küresel sahnede yerini alması, bugün bir temenni olmaktan çıkıp kurumsal bir gerçekliğe dönüşmüştür. Özellikle Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) çatısı altında, devlet başkanları düzeyinde ortaya konan güçlü siyasi irade, tarihî bir entegrasyon hamlesini müjdelemektedir.
Mamafih Ankara’dan Semerkant’a, Bakü’den Astana’ya uzanan bu stratejik vizyonun önündeki en büyük engel, liderlerin zirvelerde imzaladığı tarihî kararlar ile bu kararları sahada hayata geçirmekle yükümlü olan bürokrasi arasındaki derin uygulama makasıdır. Ülke liderlerinin ortak akılla ve büyük bir kararlılıkla altına imza attığı mutabakatlar ne yazık ki diplomatik ve bürokratik mekanizmaların koridorlarında ağır işlemekte, hantal çarklar arasında enerjisini kaybetmektedir.
Diplomasi ve kamu bürokrasisi, doğası gereği temkinli ve usule dayalı işleyen yapılardır. Ancak söz konusu Türk dünyasının entegrasyonu olduğunda, bu temkinlilik bir süre sonra statükocu bir direnç ve atalete dönüşmektedir. Liderler düzeyinde ilan edilen "Türk Dünyası 2040 Vizyonu" gibi stratejik hedefler, alt kademedeki bürokratlar ve diplomatik misyonlar tarafından yeterince sahiplenilmemektedir.
Kararların icra aşamasında gümrük kapılarında, lojistik hatlarda, hukuki uyum süreçlerinde ve ekonomik mevzuatlarda karşılaşılan yapay engeller, bürokrasinin hantal reflekslerinden kaynaklanmaktadır. Birçok ortak proje, detaylarda boğulan teknik heyetlerin, esneklikten uzak diplomatik rutinlerin ve "risk almama" düsturuyla hareket eden memur zihniyetinin kurbanı olmaktadır. Maalesef!..
Bu noktada, diplomatik kadroların ve ilgili bakanlık bürokratlarının vizyoner yetersizliği de süreci doğrudan sekteye uğratmaktadır. Entegrasyon, yalnızca liderlerin el sıkışmasıyla tamamlanacak bir süreç değildir zira! Tam aksine o el sıkışmanın ardından başlayacak olan yoğun, dinamik ve proaktif bir masabaşı mesaisidir.
Bürokrasi, vizyoner kararları teknik çözümlere dönüştürmek yerine, mevcut mevzuatların arkasına saklanarak süreci yavaşlatmayı tercih etmektedir. Bu durum, üzerinde uzlaşılan projelerin kâğıt üzerinde kalmasına ve üye ülkeler arasındaki güven tazeleyen ivmenin zaman kaybetmesine yol açmaktadır.
Küresel dengelerin hızla değiştiği, çok kutuplu yeni bir dünya düzeninin inşa edildiği bu kritik dönemde, Türk dünyasının bürokratik atalet lüksü bulunmamaktadır. Siyasi erkin ortaya koyduğu güçlü iradenin sahadaki karşılığı, ancak ve ancak "bürokratik bir zihniyet devrimiyle" mümkündür. Diplomatlarımızın ve bürokratlarımızın görevi, zirve kararlarının neden uygulanamayacağına dair gerekçeler üretmek değildir! Aksine bu kararların en hızlı ve verimli şekilde nasıl hayata geçirileceğine dair mekanizmalar kurmaktır.
Peki bunca sorunun çözümü nedir?
Her şeyden önce TDT Sekretaryasının icra kabiliyeti artırılmalıdır.
Türk dünyasıyla ilintili imzalanan mutabakat metinlerinin uygulanma süreçlerini denetleyecek bağımsız izleme komiteleri kurulmalı ve performansa dayalı bir bürokratik hesap verebilirlik sistemi işletilmelidir. Mesela son iki yazımızda ifade ettiğimiz Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı’nın İmam Maturidi, İmam Buhari ve İmam Tirmizi Sempozyumlarına neden temsilci göndermediği sorunsalı bir muamma olarak kalmamalı ve bunun bir hesap verebilirliği olmalıdır…
Bu çok başlılığı ve kurumsal dağınıklığı ortadan kaldıracak en köklü ve gerçekçi yapısal çözüm, doğrudan bu sürece odaklanmış müstakil bir "Türk Dünyası Bakanlığı"nın kurulmasıdır.
Projelerin farklı bakanlıkların alt genel müdürlüklerinde zaman kaybetmesini engelleyecek bu hamle, entegrasyon süreçlerine tek elden yürütülecek icra, takip ve finansal kabilinden güç kazandıracaktır.
Klasik bürokrasi reflekslerinin ötesinde sadece Türk dünyasının gümrük, mevzuat, lojistik, ortak alfabe vs. gibi teknik alanlarında uzmanlaşmış proaktif bir bürokrat kadronun icra faaliyetleri yürüteceği Türk Dünyası Bakanlığı, diğer üye ülkelere de emsal teşkil edecektir. Bakanlıklar üstü stratejik yetkiyle donatılacak bu kurumsal yapı, kararların kâğıt üzerinde kalması kabilindeki müzmin atalete son vererek liderlerin vizyonunu sahanın gerçeği hâline getirecektir.
Hasılı, Türk dünyasının geleceği, liderlerin stratejik ufkuna ayak uydurabilecek, hantallıktan arınmış, proaktif ve dinamik bir bürokrasiye muhtaçtır. Siyasi iradenin açtığı bu tarihî koridorda, diplomatların ve bürokratların ayağını frenden çekmesi, aksine süreci hızlandıracak birer katalizör olmaları gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki kâğıt üzerinde kalan her mutabakat metni, geleceğimizden çalınan birer tarihî fırsattır.
Türk dünyası, bürokratik engelleri aşarak entegrasyonunu tamamladığı ölçüde küresel bir güç merkezi olacaktır.

