Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Hürmüz bombalarla değil, güvenle açılır
0:00 0:00
1x
a- | +A

ABD tuhaf politikaları ve açık çifte standartları olan bir ülke. İran’ı nükleer silahlara sahip olma yolunda ilerlediği gerekçesiyle ağır biçimde bombaladı ve yüzlerce insanı katletti. İsrail’in zaten nükleer silah sahibi olduğu gerçeğini ise görmezden geldi. Şimdi de Hürmüz Boğazı'nı açma gerekçesiyle yine İran’a bomba yağdırmakta.

Singapurlu deniz hukuku avukatı ve siyasetçi Lim Tean’ın, “People’s Voice Singapore” adlı Facebook sayfasında “You Can Bomb a Strait Shut. You Cannot Bomb a Strait Open” başlığıyla yayımlanan bir yazısı Hürmüz Boğazı çevresinde yürütülen askerî faaliyetleri deniz hukuku ve dünya ticaretinin işleyişi açısından ele almakta ve önemli bir gerçeğe dikkat çekmekte: Bir deniz yolunu bombalayarak kapatmak mümkündür; fakat onu bombalayarak yeniden açmak imkânsızdır. Zira, uluslararası deniz ticaretinin devam edip etmeyeceğine yalnızca devletler, ordular veya savaş gemileri karar vermez. Sigorta şirketlerinden gemi sahiplerine, kiracılardan kaptanlara kadar çok sayıda aktörün güvenlik değerlendirmesi deniz ticaretinin ortaya çıkmasında ve sürdürülmesinde etkili ve belirleyici olur.

Lim Tean’a göre Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a yönelik saldırılarını Hürmüz Boğazı’nı açık tutma gerekçesiyle açıklaması hem hukuk hem de ticaret gerçekleri bakımından hiç de ikna edici değil. Yazar, bu çerçevede, öncelikle ABD’nin taraf olduğu İslamabad Mutabakatı’na işaret etmekte. Bu mutabakatın ilgili maddesinde, ticari gemilerin güvenli geçişinin sağlanması, mayın temizleme faaliyetlerinin yürütülmesi ve Boğaz’ın gelecekteki idaresinin kıyıdaş devletlerin egemen hakları doğrultusunda şekillendirilmesi öngörülmekte. Hürmüz’ün kıyıdaş devletleri İran ve Umman; ABD kıyıdaş devlet değil. Dolayısıyla, ABD’nin Hürmüz hakkında bir diyeceği veya yapacağı yok.

Bu durumda, ABD’nin İran ile Umman’ın belirlediği güzergâhı devre dışı bırakacak ayrı bir koridor oluşturması, Lim Tean’a göre, imzaladığı anlaşmanın ruhuyla bağdaşmamakta. Daha önemlisi, İran’ın radar, mayın temizleme ve deniz güvenliği kapasitesinin bombalanması, sadece İran’ın askerî gücünün azaltılması anlamına gelmemekte, aynı zamanda, İran’dan beklenen yükümlülüklerin yerine getirilmesini de güçleştirmekte. Hukukun temel ilkelerinden biri, bir tarafın diğer taraftan sözleşmeyi yerine getirmesini isterken onun sözleşmeyi ifa imkânlarını ortadan kaldırmamasıdır.

Meselenin ikinci boyutu sigorta. Deniz ticaretinde bir bölgenin fiilen açık olup olmadığını çoğu zaman askerî makamların açıklamaları değil, sigortacıların risk değerlendirmeleri belirler. Savaş riski sigorta primlerini yükseltir, gemilerin ve yüklerin sigortalanmasını zorlaştırır. Her yeni saldırı risk algısını artırdığı için maliyet süratle artar ve Boğaz’ı açmak yerine ticari bakımdan daha da kapalı hâle getirebilir.

Üçüncü mesele güvenli liman ilkesi. Deniz taşımacılığında gemiyi kiralayan taraf, gemiyi güvenli bir limana yönlendirmek zorunda. Füze ve insansız hava araçlarının dolaştığı, limanların ve kıyı tesislerinin hedef alındığı bir bölgede Körfez limanlarının güvenli sayılması son derece güçtür. Bu durumda, gemi sahipleri, savaş riski hükümlerine dayanarak seferi reddedebilir. Bu konuda son karar ise çoğu zaman kaptana aittir. Kaptan, gemi ve mürettebatın güvenliğinden sorumludur. Bir limanı veya güzergâhı tehlikeli görürse oraya gitmeyi reddedebilir. Devletlerin verdiği siyasi güvenceler, kaptanın mesleki ve hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Lim Tean’ın değerlendirmesinin özü açık: Deniz yolları askerî güç gösterileriyle değil, öngörülebilirlik, hukuk, sigorta teminatı ve güven ortamıyla açık tutulabilir. Bombardıman arttıkça risk, maliyet ve belirsizlik de artar. Bu nedenle, Hürmüz Boğazı’nı gerçekten açık tutmanın yolu daha fazla saldırı değil, çatışmanın sona erdirilmesi ve deniz ticaretinin güvenliğinin yeniden tesis edilmesidir.

ABD, silahlı gücünün onu dilediği her şeyi yapmaya muktedir kıldığı inancından bir an evvel kurtulmalı.

Atilla Yayla'nın önceki yazıları...