Bu yıl kirazın kilo fiyatının 100 lira civarına kadar düşmesi, geçen yılki yüksek fiyat tartışmalarını yeniden hatırlamamıza vesile olmalıdır. Geçen yıl, kirazın kilosunun bazı yerlerde 800-1000 lira seviyelerine kadar çıktığı günlerde, birçok kişi ve çevre bu fiyatları siyasi bir tartışma konusu yapmış, hükûmeti, belediyeleri, tüccarları veya piyasa aktörlerini suçlamıştı. Oysa, iktisadi hayatın en temel gerçeklerinden biri, fiyatların keyfî olarak oluşmaması, büyük ölçüde arz ve talep şartları içinde ortaya çıkmasıdır...
Geçen yıl kiraz ağaçlarını don vurdu. Don, tarımsal üretimde en ağır tahribata yol açan hadiselerden biridir. Ağaç çiçekteyken veya meyve bağlama dönemindeyken gelen şiddetli soğuk, ürün miktarını çok ciddi bir şekilde azaltabilir. Kirazda da olan buydu. Bu yüzden ürün azaldı, piyasaya gelen kiraz miktarı çok düştü. Buna karşılık, insanların kiraza olan talebi tamamen ortadan kalkmadı. Talep büyük ölçüde sabit kalırken arz daralınca fiyatların yükselmesi kaçınılmaz hâle geldi.
Bu yıl ise tablo tersine döndü. Geçen yıl yeterince meyve veremeyen birçok ağaç bu yıl bol ürün verdi. Hasat arttı, pazara daha fazla kiraz geldi. Arz genişleyince, talep aynı kalsa bile fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı oluştu. Nitekim, bugün kirazın 100-150 lira bandına gerilemesi, piyasadaki bu doğal işleyişin sonucudur. Burada gizemli, şeytani veya komplocu bir durum yoktur. Talep sabitken arz azalırsa fiyat yükselir; arz artarsa fiyat düşer.
Bu hadise bize piyasa ekonomisinin basit ama çoğu zaman ihmal edilen bir gerçeğini hatırlatıyor: Fiyatlar sadece satıcıların arzusuyla, hükûmetlerin niyetiyle veya tüketicilerin şikâyetiyle belirlenmez. Fiyat, malın miktarı ile o mala yönelik talep arasındaki ilişkiden doğar. Elbette nakliye, işçilik, mazot, gübre, kira, aracılık, vergi ve genel enflasyon gibi unsurlar da fiyatlara tesir eder. Fakat, temel mekanizma değişmez: Bir mal az bulunuyorsa ve ona talep varsa fiyatı yükselir; bol bulunuyorsa ve talep sabitse veya azalıyorsa fiyatı düşer.
Bu gerçek, siyasette ve medyada sık sık unutuluyor. Geçen yıl kiraz pahalıyken bunu özellikle iktidara yönelik büyük bir siyasi suçlama veya başarısızlık iddiası malzemesi yapanların, bu yıl kiraz ucuzlayınca, bırakın iktidarı övmeyi, “arz arttığı için fiyat düştü” bile dememesi dikkat çekicidir. Bu tavır, fikir namusu bakımından problemli olduğu gibi, toplumun iktisadi gerçekleri anlamasını da zorlaştırmaktadır. Pahalılaşan her ürünü kötü niyetle, ucuzlayan her ürünü sessizlikle karşılayan bir medya ve siyaset dili sağlıklı bir dil olamaz.
Kiraz fiyatları bize yalnızca bir meyvenin fiyat hikâyesini anlatmıyor, daha genel bir hakikati gösteriyor: Piyasa fiyatları, hayatın içindeki kıtlık ve bolluk bilgilerini taşır. Fiyat yükseldiğinde bize “bu mal azaldı veya maliyeti arttı” der; fiyat düştüğünde “bu mal bollaştı veya talep zayıfladı” bilgisini verir. Bu yüzden fiyatları öfke konusu yapmak yerine, onları anlamaya çalışmak gerekir.
Kiraz fiyatlarında geçen yıldan bu yıla görülen büyük oynama, arz ve talep kanununun günlük hayattaki en açık örneklerinden birini teşkil etmektedir. Bu kanunu görmezden gelenler, her fiyat hareketinde suçlu arar. Genellikle de siyasi iktidara döner ve onu beceriksizlikle, iş bilmemekle, kötü niyetli olmakla, fakir fukarayı gözetmemekle filan suçlar. Arz-talep kanununu anlayanlar ve iktisadi hayattaki temel rolünü idrak edenler ise fiyatların arkasındaki üretim, tabiat, maliyet ve talep şartlarını görür. Bu çerçevede fiyat hareketlerini iktisadi hayatın akşını doğal olaylardan biri olarak kabul eder.
Sağlıklı bir iktisadi tartışma, arz-talep gerçeğini anlamaktan geçer. Bu gerçekten habersiz veya onu kasti olarak inkâr veya ihmâl edenlerle konuşmak ve tartışmak boşuna kürek çekmekten öteye geçemez...

